Itzhak Perlman, 20 Milyon Dolarlık Kemanıyla Geliyor
HABERLER KÜLTÜR Dünyanın en önemli müzik otoritelerince 20. ve 21. yüzyılın en üstün keman virtüözü kabul edilen Itzhak Perlman, Türkiye'ye geliyor. Perlman, bu sene 70. yılını kutlayan Yapı Kredi ana sponsorluğunda Map İletişim ve Piu Music organizasyonuyla 29 Nisan'da İstanbul Kongre Merkezi'nde sahne alacak. 'Schindler'in Listesi' filminden de tanınan ve geçtiğimiz aylarda İstanbul'da konser veren Itzhak Perlman'ın konser biletleri, biletix.com üzerinden satılıyor. 20 MİLYON DOLARLIK 1714 YAPIMI SOİL STRADİVARİUS İLE GELİYOR Perlman, bu yıl yine geçmişte Yehudi Menuhin'e ait Stradivari'nin altın çağında yapılmış en iyi kemanı olduğu düşünülen ve değerinin 20 milyon dolar olduğu tahmin edilen 1714 yapımı antik Soil Stradivarius ile müzik ziyafeti verecek. En İyi Oda Müziği ve En İyi Enstrümantal Solist Performansı gibi toplamda 5 ayrı dalda Grammy Ödülü'ne sahip olan Perlman'ın, Harvard, Yale, Brandeis, Roosevelt, Yeshiva ve Hebrew Üniversitelerinde fahri ve onursal doktoraları bulunuyor. Zaman
Müzik Meraklısına Görülmesi Gerekli 8 Yer
Londra, Abbey Road’da yürüyüp, Paris’te Jim Morrison’ın mezarını ziyaret ettiniz mi? O zaman Avrupa’da gizli kalmış müzik mabetlerini tavaf etmenin vakti gelmiştir. Bu araştırmayı Busabout (nereye gitmek istediklerine, nerede yaşamak istediklerine kendi karar veren özgür ruhlu gezginler) yapmış. Bir çok turist The Beatles’ın Abbey Road albümün canlandırmak için çaba harcıyor. Yine bir çoğu da Jim Morrison’ın Paris’teki mezarı başında içip sarhoş oluyor-du, artık korumalar buna izin vermiyor. Morrisson’ın mezarına doğru yolu gösteren diğer mezar taşlarına yapılan grafitileri bekçiler her gün silmek zorunda kalıyordu. Ki bu mezarlıkta Oscar Wilde, Edith Piaf gibi bir çok ünlü ismin ebedi uykularında olduğunu biliyoruz. O zaman neden kalabalıktan uzaklaşıp biraz da alt kültürün mekanlarını keşfe çıkmıyoruz? 1. John Lennon’ın Barış, Aşk ve Müzik Tapınağı – Rusya Kolya Vasin, Rusya’daki en büyük Beatles hayranı. 1964’ten beri, yani hem Beatles müziğinin, hem de grubun saç kesiminin memleketinde yasaklandığı günlerden beri, sabahtan akşama kadar Beatles dinlediğini iddia ediyor. Sovyetler Birliği’nin çökmesi ardından Muhteşem Dörtlü’ye olan aşkını artık gizlemek zorunda kalmamış. St. Petersburg’da onların anısına bir tapınak yapmış. Puskinskaya’da, küçük bir odada, dünyanın dört bir yanından topladığı binlerce Beatles hatırasını biriktirmiş, sergiliyor. Bu malzemelerden bazıları zamanında sınırdaki X-ray’lerden dahice kaçırılıp ülkeye sokulmuş ve daha sonra plak formatına sokulmuştur. 2. The Rolling Stones’un Exile On Main St malikanesi “Nellcôte” – Fransa 1971 senesinde, The Rolling Stones elemanları, İngiliz Hükümeti’ne borçlu oldukları, gelirlerinin yüzde 93’ünü vermemek için sürgün hayatını seçmişti. Keith Richards’ın Fransız Rivierası’ndaki evine, Nellcôte’e gittiler. Exile On Main St. albümünün neredeyse tamamını bu evin rutubetli, karanlık bodrumunda kaydettiler. Ortaya çıkan sound üzerine Richards daha sonra “yapılmış ilk grunge albümüdür” diyecekti. Bu ev grubu ziyaret eden ünlüler için cennet gibiydi. Bir rivayete göre bir gece Richards’la çok içen John Lennon evin önündeki merdivenleri kusmuk içinde bırakmıştı. Elbette keyif verici madde satanlar için de bulunmaz bir mabetti, ta ki Fransız polisi olaya ayana kadar. 10 Louise Bordes Avenue, Villefranche-sur-Mer adresinde yer alan bu mabedi gidip ziyeret edebilirsiniz, ama şu anda malikaneye sahip olan Rus milyarderlerin sizi içeri sokmasını beklemeyin. 3. Erovizyon Birincisi Lordi Meydanı – Finlandiya Erovizyonu kazanan ilk ve şimdilik tek Finlandiya’lı grup, hard rock canavarları Lordi kendi memleketlerinde çok meşhur. Yüzlerini pulların üstüne görebilirsiniz, kendi çizgi roman, film ve hatta farklı aromalarda üretilen alkolsüz içecekleri bile var. Grubun eli baltalı solisti Bay Lordi’nin doğduğu yer olan Rovaniemi Kasabası’ndaki meydana da, onun şerefine adları verilmiş. Elemanların betona bıraktıkları el izleri bir duvarın dekoru haline gelmiş. Serinletici bir Lordi Kolası içerken, onların kalıbıyla karşılaştırıp kendi elinizin ne kadar küçük olduğuna bakabilirsiniz. 4. ABBA Müzesi – İsveç Elbetteki Liverpool’da George Harrison’ın ilk gitarı, John Lennon’ın ikonik gözlüklerinin sergilendiği ve Julia Lennon tarafından The Beatles’ın hikayesinin anlatıldığı bir sergi açılacaktır. Herkes böyle bir sergiye gider. Stockholm’deki Djurgården bulunan İsveç’in Music Hall Of Fame’inde de ABBA Müzesi var. Böyle bir müzede grupla ilgili görmek isteyeceğiniz her şeyi bulabilirsiniz. Kostümler, altın plaklar, Benny Andersson’ın piyanosu, Polar stüdyosundayken kullandıkları mix masasını görebilir, grubun 5. üyesi olarak bir interaktif hologram tecrübesi bile yaşayabilirsiniz. 5. David Bowie ve Iggy Pop’un apartman dairesi – Almanya 1976’dan 78’e kadar David Bowie ve Iggy Pop; 155 Haupstrasse, Schonenberg’deki apartmanda yaşamışlardı. Bowie Berlin’e hem şehirden, hem de burada yapılan müzikten etkilendiği için taşınmıştı. Taşınmasının bir başka nedeni de uyuşturucudan uzak durabilmekti. Almanlar o kadar nazik insanlardı ki, henüz şöhretinin doruklarına ulaşmamış Bowie’ye öyleymiş gibi davranıyorlardı. Hatta öyle ki; hayranları Bowie’yi gittiği plak dükkanına kadar takip edip, içeri girdiği zaman peşini bırakacak kadar kibarlardı. Bowie çıktıktan sonra dükkana girip onun aldığı albümlerin aynısını sipariş eden kişilerden bahsediyoruz. Evlerinin bir kaç bina ötesinde, Neues Ufer vardı. Burası Bowie ve Pop’un hep takıldıkları, Avrupa’da açılmış olan ilk gay barlardan biriydi. Yine kibarlıklarından olsa gerek, bu bara giderseniz sadece Bowie’yle çekilmiş bir fotografı görebilirsiniz. Hepsi bu! 6. Sigur Rós’un Reykjanes Yarımadası – İzlanda Sigur Rós’un ‘Glósóli’ videosu, turistler için reklam filmi niyetine. “İzlanda’ya gelin, sıcak su kaynaklarını, rüzgarlı lav sahalarını görün, yosunla kaplı kayaların üstünde dinlenin.” Bu video, üçünden elektriğin üretildiği, bir çok jeotermal bölgenin olduğu Reykjanes Yarımadası’nda çekilmişti. Volkanik kraterler ve lagünler kadar görmek isteyeceğiniz bir diğer şey ‘Glósóli’nin zirvesini çerçeveleyecek falezlerdir. Reykjanesviti’den ülkenin en eski fenerini gören muazzam manzaraya da buradan bakabilirsiniz. 7. Black Metal’in Yaktığı Kilise – Norveç Fantoft Stave Kilisesi 1150 yılında yapılmıştı. Tahrip edileceği düşünüldüğünden 1883’te parça parça Bergen’e taşınmıştı. Yine de black metal’den kurtulamadı. 1992’de, death metal grubu Old Funeral’dan ayrılıp Burzum’a geçenlerin çetesi Varg Vikernes tarafından yakılan ilk kilise bu oldu. Kiliseden arta kalanlar Burzum’un EP’si Aske’ın kapağını süsleyecekti. Grup bastıkları ilk 1000 kopyanın yanında çakmak da verdi. Neredeyse orijinal gibi restore edilen kiliseyi, sabah 10:30’dan akşam 06:00’a kadar ziyaret edebilirsiniz. 8. Serge Gainsbourg’un Aşk Evi – Fransa Paris’te, 5 bis Rue de Verneuil’de bulunan ve Serge Gainsbourg’un 1969’dan ölene kadar, yani 1991 senesine kadar yaşadığı ev onun anısına türbe haline getirildi. Hayranları tarafından grafitilerle süslenen evin dış duvarında oldukça etkileyici portreleri de görmek mümkün. Bu arada evin içine neredeyse hiç dokunulmamış. Etrafta hala kültablaları ve polis rozetleri, silahlar, Fransa’nın dört bir yanından toplanmış kurşunlar gibi tuhaf koleksiyonlar duruyor. Duvarlarında ona ilham veren; birlikte şarkı söylediği, aşık olduğu kadınların fotografları asılı. Brigitte Bardot, Jane Birkin, Charlotte Gainsbourg gibi. Sadece piyanoları ve patlayan konserveler evden çıkarılmış. Sakızları ve naneli şekerleri gibi yatağının üstüne serptiği çiçekler bile, kurumuş olsalar da, hala evin içinde, bıraktığı yerde duruyor. Kaynak: fasterlouder | Eksen
Dünyaca Ünlü DJ'ler Türkiye'ye Geliyor!
Dünyaca ünlü Above & Beyond, Alesso, Apollonia gibi DJ’ler, 5-7 Ağustos’ta Antalya’da yapılacak 'Isle of Dreams' elektronik müzik festivali için Türkiye’ye gelecek. Medyatava
Kulaktan Kulağa - Ferman Akgül (Manga)
Manga grubu solisti Ferman Akgül,Aşıklar diyarı Sivas/Şarkışla'ya gelmiş, dedelerinin soyunu araştırmış ve Dedesinin yazdığı birkaç türküyü seslendirmiş.
Tarkan, Dünya Listesine Girdi
Tarkan'ın Şımarık şarkısı 'gelmiş geçmiş en iyi 15' şarkı listesine girdi.Tarkan; bir dönem fırtınalar estirdiği 'Şımarık' şarkısıyla 'cover'ı yapılan gelmiş geçmiş en iyi 15' şarkı listesine girdi. Aynı listede Pink ve Rihanna da var.Türk Pop Müziği'nin en başarılı isimlerinden Tarkan; dünyanın en ünlü şarkıcılarıyla aynı listeye girerek bir kez daha göğsümüzü kabarttı.İngiltere ve ABD'de yaklaşık 15 bin kişinin katılımıyla yapılan bir ankette; bugüne kadar farklı versiyonları yapılmış en iyi 15 şarkı belirlendi. Megastar'ın bir döneme damgasını vuran ve halen çok sevilen 'Şımarık' isimli şarkısı listeye girdi. Stella Soleil ve Holly Valance tarafından seslendirilen Şımarık, Tarkan'ın da yorumuyla sadece Türkiye'de değil tüm dünyanın en gözde gece kulüplerinde çalınıyor.YILDIZLARLA AYNI LİSTEDETarkan'la aynı listede; Rihanna ile Eminem'in düet yaptığı ve orijinali Bebe Rexha'ya ait olan 'Monster' şarkısı; orijinali GoNorthToGoSouth'a ait olan ve yıldız şarkıcı Pink'in yeniden düzenlemesiyle çok sevilen Try gibi milyonlarca defa dinlenen dünyaca ünlü şarkılar da bulunuyor.cumhuriyet
Jose Feliciano Hayata Veda Etti
San Juan’da sabaha karşı 04:00’te aracı elektrik direğine çarpan 78 yaşındaki şarkıcı, hastaneye yetiştirilemeden aracının içinde vefat etti. Özellikle salsa tarzı parçalarıyla dikkat çeken Latin müzik efsanesi Feliciano, 2008’deki Latin Grammy’lerinde Hayat Boyu Başarı Ödülü’ne değer görülmüştü. İki yıl önce Türkiye’de de bir konser veren Feliciano, Türkiyeli hayranlarına unutulmaz birkaç saat yaşatmıştı. Porto Riko’nun Lares kentinde 1945’te dünyaya gelen ve doğuştan âmâ olan müzisyen, 17 yaşındayken ailesini geçindirmek için okuldan ayrıldı ve profesyonel müziğe başladı. Çeşitli yerlerde sahne alan Feliciano, özellikle 50’lerin rock müziğinde etkilendi. 60’larda Amerika’ya yerleşen müzisyen, burada çeşitli bar ve pub’larda sahne almaya başladı. İlerleyen yıllarda Joan Baez ve Bob Dylan gibi efsane isimlerle çalmaya başlayan Feliciano, 1965’te ilk albümü The Voice and Guitar of Jose Feliciano’yu çıkardı. Amerika’da büyük beğeni kazanan albümü, pek çok müzik listesinin üst sıralarında yer aldı. Müzik kariyeri boyunca 50’den fazla albüme imza atan sanatçı, en son 2012’de rock’n roll efsanesi Elvis Presley anısına The King, José Feliciano Tribute to Elvis Presley adlı albümünü yayınlamıştı. TUNCA ÖĞRETEN/Taraf
Lana Del Rey'in Yeni Albümü Hakkında Bildiklerimiz
Lana Del Rey'in yeni albümü tabii ki beklediğimiz üzere yine melankoli kokan karanlık bir albüm olacak. Geçtiğimiz gün kavuştuğumuz yeni single'ı 'West Coast'tan da anlayabileceğimiz üzere, Lana Del Rey bu albümde de hüznünü, şarkılarına işliyor olacak. Hatta, kendisinin de belirttiği üzere, 'bu albüm, ilk albümünden daha yoğun ve daha karanlık olacak.' Sanki tersini düşünmüşüz gibi. Bu albümün ilk albümden daha manevi bir boyutu olacağını söyleyen Lana Del Rey, bu albümdeki sözlerin onu manevi olarak daha fazla etkilediğini düşüyor. Ayrıca, pek sevindirici olmayan bir haber de, geçtiğimiz haftalar da online sızıntıya maruz kalan 'Meet Me In Pale Moonlight' şarkısının bu albümde yer almayacağı!Dream Tv
Dünyaca Ünlü Keman Virtüözü İstanbul'a Geliyor!
Dünyanın en önemli müzik otoritelerince 20. ve 21. yüzyılın en üstün keman virtüözü kabul edilen Itzhak Perlman, bu sene 70. yılını kutlayan Yapı Kredi ana sponsorluğunda Map İletişim ve Piu Music organizasyonuyla 29 Nisan 2014 tarihinde İstanbul Kongre Merkezi’nde vereceği konser için tekrar Türkiye’ye geliyor. Her gittiği ülkede müzikseverlerin yoğun ilgisiyle karşılaşarak konser biletleri aylar öncesinden tükenen, “Schindler'in Listesi” filminden de tanınan ve geçtiğimiz aylarda İstanbul’da müthiş bir konsere imza atan Itzhak Perlman’ın konser biletleri, Biletix.com üzerinden satılıyor. 20 milyon dolarlık Soil Stradivarius geri geliyor! Geçtiğimiz aylarda da Yapı Kredi sponsorluğunda İstanbul’da konser veren Perlman, bu yıl yine geçmişte Yehudi Menuhin’e ait Stradivari’nin altın çağında yapılmış en iyi kemanı olduğu düşünülen 1714 yapımı antik Soil Stradivarius ile katılacak. Perlman konsere, geçmişte Yehudi Menuhin’e ait Stradivari’nin altın çağında yapılmış en iyi kemanı olduğu düşünülen 1714 yılı yapım tarihli, 300 yıllık Soil Stradivarius ile katılacak. Perlman’ın kullandığı enstrümanın değerinin 20 milyon dolar olduğu tahmin ediliyor. 5 ayrı dalda Grammy sahibi... En İyi Oda Müziği ve En İyi Enstrümantal Solist Performansı gibi toplamda 5 ayrı dalda Grammy Ödülü’ne sahip olan Perlman’ın, Harvard, Yale, Brandeis, Roosevelt, Yeshiva ve Hebrew Üniversitelerindefahri ve onursal doktoraları bulunuyor. Schindler’in Listesi filminden de tanınan Perlman, 1945 yılında Birleşik Krallık Filistin Mandası altında bulunan Tel Aviv’de doğdu. Çocukluk yıllarında radyodan dinlediği klasik müziklerle kemana olan ilgisi başladı. İlk eğitimini Shulamit Konservatuarı’ndaveTel-Aviv MüzikAkademisi’ndeRivka Goldgart’tan aldı. Sonrasında Juilliard Okulu’nda büyük keman eğitmeni Ivan Galamian ve onun asistanı Deraothy DeLay ile çalışmak için Amerika Birleşik Devletleri’ne gitti. Perlman dört yaşında çocuk felci geçirmiştir.Zaman içinde iyileşerek koltuk değnekleri ileyürümeyi öğrenen Pearlman, hızlı hareket edebilmek ve otururken keman çalmak için elektrikli amigo scooter kullanıyor. 20- ve 21. yüzyılın en üstün kemancılarından biri olarak görülen Perlman, halen eşiyle birlikte New York’ta yaşıyor. 2009 yılındaki Barack Obama’nın göreve başlama merasiminde, John Williams’ın Air and Simple Gifts adlı eserinde Yo-Yo Ma (çello), Gabriela Montero (piyano) ve Anthony McGill (klarnet) ile birlikte sahne aldı. Son yıllarda, orkestra yönetmeye başlayan Perlman, Detroit Senfoni Orkestrası’nın başmisafir orkestra şefliği görevini de yürütüyor. 2002-2004 yılları arasında Saint Louis Senfoni Orkestrası’nda müzik danışmanı olarak hizmet verdikten sonra, Kasım 2007’de Westchester Senfoni Orkestrası Perlman’ın sanat yönetmenliğine ve baş orkestra şefliğine atandığını duyurdu. Bu çerçevede 11 Ekim 2008 tarihinde, Beethoven’ın 5.Piyano Konçertosu’nun çalındığı, Leon Fleisher’ın da yer aldığı Beethoven programında ilk konserini verdi. Leventritt Yarışması – Galibiyet En İyi Oda Müziği Performansı En İyi Enstrümental Solocu Performansı (orkestra ile) En İyi Enstrümental Solocu Performansı (orkestra olmadan) En İyi Klasik AlbümEn İyi Tasarlanmış Albüm, Klasik Newsweek Magazine, Perlman’ı baş makalede yayınladı A.B.D Başkanı Ronald Reagan tarafından “özgürlük madalyası” (Medal of Liberty) ile ödüllendirildi. A.B.D Başkanı Bill Clinton tarafından “sanatlar ulusal madalyası” (National Medal of Arts) ile ödüllendirildi Kennedy Merkezi Ödülleri (2003) Fahri / Onursal derecelerde Harvard, Yale, Brandeis, Roosevelt, Yeshiva and Hebrew üniversiteleri tarafından ödüllendirildi. milliyet
Bu Yaz Ülkemize Gelecek 7 Yabancı Grup
Hadi bakalım. Kulakların pasını sildikten sonra, belkide kendimiz için bir dönüm noktasına şayet olacağız. Sahne şovları, kafalardaki harika notalı anıları, dedikodular, 20'lik delikanlı performansları, idolleri olan gençlere karşı duyarlı hareketler... Hepsi büyük isim, görülen bazı isimler bile gözleri ovuşturmak için yeterli. PS: Keşke Radiohead'i ve Coldplay'i de listeye büyük şükela bir hevesle ekleyebilseydim ama olmadı. Onlar bu yılda yok. (Umarız Y ve X kuşağı eceliyle ölmeden bir kez daha Türkiye'ye uğrarlar.) :( PPS: Ayrıca buradan Peter Gabriel'e bir şeyler söylemek istiyorum. ''Geri dön, geri dön. Ne olur geri dön....''
Gitarlarını Dünya Çalıyor
Ekrem Özkarpat, namı Türkiye’yi aşmış bir çalgı ustası. Her ne kadar yaptığı gitarlarla ünlense de kontrbastan tambura, cümbüşten buzukiye kadar birçok enstrüman üretiyor. Özkarpat, his ve düşüncenin enstrümana geçtiğine inanıyor. Ona göre sevgi ile yapılan sazdan daha güzel ses çıkıyor. Çalgı yapımcıları, yaşadıklarında sadece usta müzisyenlerin tanıyıp bildiği gizemli kişilerdir. Çoğu zaman öldükten sonra isimleri ve efsaneleri kulaktan kulağa dolaşır ve onları tüm dünya tanır. Çok küçük bir azınlık yaşarken ismini dünyaya duyurabilir. Ülkemizde de böyle bir usta var. El yapımı gitarlarıyla artık dünya çapında bir markaya dönüşen Ekrem Özkarpat’tan bahsediyoruz. Uzun yıllardır ülkemizdeki birçok ünlü müzisyenin, gitar virtüözünün elinde onun imzasını taşıyan gitarlar var. Ülkemizin en önemli sanatçılarından Erkan Oğur’un onun yaptığı gitarları çaldığını söylemek bile Özkarpat’ın önemini anlatmaya yeter sanırım. Sadece Erkan Oğur mu? MFÖ, İsmail Soyberk, Erdem Sökmen, Bülent Ortaçgil, Neşet Ruacan, Özdemir Erdoğan, Kıraç, Cenk Erdoğan, Aykut Gürel ve daha niceleri. Almanya’dan Amerika’ya birçok yabancı müzisyen de onun gitarlarını çalıyor. Ekrem Özkarpat, Taksim Tünel’deki Gitar Atölyesi ismini verdiği mekanda yapıyor enstrümanlarını. Enstrüman diyoruz çünkü o her ne kadar gitarlarla ünlense de cümbüşten kontrbasa, tamburdan mikrotonal gitara kadar birçok çalgı yapıyor. Onun ağaçla olan arkadaşlığı çocukluk yaşlarına dayanıyor. Daha beş altı yaşlarında rulman tekerli arabalar, sapanlar ve oklar yapmış. Sonraları gitgide ağaç işlerine olan merakı artmış. İstemese de 14 yaşında Almanya’ya ailesinin yanına gitmiş. Burada mesleğe hazırlama sınıfına girmiş ve marangozluk, ağaç işleri, metal işleri, elektrik ve elektronik üzerine dersler görmüş. Lakin içindeki diğer bir özlem olan denizcilik onu Almanya’da fazla tutamamış. Kaptan olmak hayaliyle Türkiye’ye dönüp denizcilik lisesine girmiş. Bir yandan eğitimine devam ederken diğer yandan mahallelerinde gitar yapımıyla uğraşan Murat Sezen’in atölyesinde ona yardım etmeye başlamış. Artık okul harici bütün zamanlarını atölyede geçirir olmuş. Denizcilik meslek lisesini bitirip hayallerindeki mesleğe kavuşunca hemen mavi sulara atmış kendini. Ancak bu mesleği ve ortamını fazlaca asosyal bulan Ekrem Özkarpat, işi bırakıp yeniden atölyenin yolunu tutmuş. Bu iş bir nevi doktorluk gibi Yaptığı işin teknik olarak eğitimini de almak için İTÜ Devlet Konservatuvarı enstrüman yapım bölümüne girmiş. “Bu okul, bana Türk müziği enstrümanlarının yapım mantığı, akord yapısı, sazların fiziksel ve ses özelliklerini tanıması açısından çok şey kazandırdı.” diyen Özkarpat’ın okulda yapmadığı enstrüman kalmamış. Bir gitar yapımcısının, kendi sazı dışında ne kadar çok saz hakkında bilgisi varsa, bunun yapılacak yeni enstrümanın ses sistemi ve yapısını daha iyi tasarlayabilmeyi sağladığını söylüyor. Okul yıllarında Şişli’de kendi atölyesini kuran Ekrem Özkarpat, daha sonra İstanbul’da müziğin kalbinin attığı yer olan Tünel’e gelmiş. Sonrasında daha çok tanınmaya başlamış. Peki onun gitarlarını özel kılan ne? “Çok fazla müzisyen tanıma imkanım oldu. Kim nasıl bir ses istiyor, nasıl bir tel yüksekliği, nasıl bir perde, nasıl bir sap istiyor. Kişinin neye ihtiyacı olduğunu daha net algılıyorum. Bu iş de bir nevi doktorluk gibi. Ne kadar farklı problemler çözerseniz düşünceleriniz açılıyor. Müzisyene özel gitar tasarlıyorum.” diyor. Bugüne kadar klasik gitar başta olmak üzere, elektronik gitarlar, baslar, perdeli perdesiz gitarlar yapmış Özkarpat. Sahnede çok görmeye başladığımız çift saplı gitarları ülkemizde ilk yapan da o. Bunu Erkan Oğur’un isteği ile yapmış. Yurtdışına açılması ise ülkemize gelen müzisyenler yoluyla olmuş. Konserler vasıtasıyla Türk müzisyenlerin kendisi ile tanıştırdığı sanatçılar giderken gitarlarını götürmeye başlamış. Sonrasında ise yurtdışından talepler gelmeye başlamış. Ekrem Özkarpat çok ince eleyip sık dokuyan bir usta. Bunun için ayda ancak iki ya da üç gitar yapabiliyor. Çok uzun süre bekletilmiş kaliteli ağaçları seçiyor. Enstrüman yapımını sadece teknik bir mesele olarak da görmüyor. Yaptığı her enstrümanla duygusal bir bağ kurmuş: “Kişinin o sazı yaparken yaşadığı hissiyatın ağaca geçtiğine inanıyorum. Bir hesap yapıyorsunuz ama ağaç da sizin çıkmasını istediğiniz sesi dinleyip kendi elastikiyet modunu dengeliyormuş gibi bir hisse kapılıyorum. Severek yapılan bir sazdan aldığınız netice daha güzel oluyor.” Ekrem Özkarpat, stüdyo sanatçılarına ve konservatuvar öğrencilerine de gitar yapıyor. Hangi kayıtta hangi gitarının çalındığını bildiğini söylüyor. Zorlu ve çok da getirisi olmayan bu işin keyfinden beslendiğini anlatıyor: “Bir müzisyene keyif alacağı ve onda daha fazla çalışma aşkı oluşturacak bir gitar vermiş olmak benim için sevinç. Düzgün kayıtlar yapmaları kalbinden gelen müziği yansıtmaları beni de keyiflendiriyor. Müziğe hizmet ettiğimi düşünüyorum.” En büyük şikayeti ise bu işi ülkemizde yapan kişi sayısının azlığı. Teknik liselerin ağaç işleri bölümünden eli alet tutan çok fazla mezun çıkmadığından yakınıyor. Eğitim sisteminin yetersizleştirildiğini vurguluyor. ALİ PEKTAŞ | Zaman
Lady Gaga İstanbul'a Geliyor
Lady Gaga, 4Mayıs’ta başlayacak dördüncü dünya turnesi kapsamında 16 Eylül’de İstanbul’da olacak İlginç sahne kostümleri ve sıra dışı sahne şovlarıyla tanınan ABD’li pop yıldızı Lady Gaga, “ArtRave: The Artpop Ball” adını verdiği dördüncü dünya turnesine 4 Mayıs’ta başlıyor. Ünlü şarkıcı, 10 Kasım’da tamamlamayı planladığı turnenin Avrupa ayağında toplam 25 konser verecek. Gaga’nın turnesinin Avrupa ayağı, İstanbul’da başlayacak. Sinem Vural ’ın Hürriyet’te yer alan haberine göre, milyonlarca hayranı bulunan popçu, Pozitif’in organizasyonuyla 16 Eylül’de İstanbul’da sahneye çıkacak. Konsere İTÜ Stadyumu ev sahipliği yapacak. Şarkıcı, İstanbul konserinin ardından soluğu Yunanistan’da alacak ve 19 Eylül’de Atina’da sevenleriyle buluşacak. T24
Zorlu Center PSM’de Sezonun Son Müzikali: Notre Dame de Paris
Çingeneler tarafından katedrale bırakılan kambur, çirkin ve sağır Quasimodo’nun, güzeller güzeli çingene kızı Esmeralda’ya olan aşkını anlatan – Victor Hugo’nun ölümsüz eserinden sahneye uyarlanan – Notre Dame de Paris müzikali, 22 Nisan tarihinde Zorlu Center PSM’de perdesini açacak. 2 hafta boyunca sahnede kalacak müzikal, 15 farklı ülkede gösteriminin ardından, yine orijinal prodüksiyonu ile, ilk defa Türkiye’ye geliyor. Fransız yazar Luc Plamondon ile ünlü müzisyen ve söz yazarı Richard Cocciante’nin Victor Hugo’nun ölümsüz eseri Notre Dame de Paris’yi (Norte Dame’ın Kamburu) modern sahneye uyarladığı dünyaca ünlü müzikal Türkiye’de ilk kez Zorlu Center PSM’de izleyiciyle buluşuyor. Çingeneler tarafından katedralde yalnızlığa terk edilen Quasimodo’nun çingene kızı Esmeralda’ya olan aşkını anlatan eser, klasik bir aşk hikayesiyle insanların değer verdikleri şeyleri nasıl ayakta tutabileceğini drama, müzik ve dansla sahneye taşıyor. Belle, Tüm Zamanların En Sevilen Şarkıları Arasında Yer Alıyor 1998 yılında Paris’te Palais des Congres’de ilk defa sergilenen Notre Dame de Paris müzikali oyunculuk ve kostümleriyle izleyenleri 1800’lü yıllara götürüyor. Fransız televizyon izleyicileri tarafından 20. yüzyılın en iyi şarkısı, Rus izleyiciler tarafından ise on yılın şarkısı seçilen Belle başta olmak üzere, tüm beste ve şarkı sözleriyle hayranlık uyandıran müzikal, izleyiciye büyülü bir atmosfer yaşatacak. Dünyanın birçok ülkesinde en iyi müzikal ödülünün sahibi olan ve en çok seyredilen müzikaller arasında yer alan Notre Dame de Paris, 15 ülkeden sonra, orijinal prodüksiyonu ile Türkiye’de, İstanbullu sanatseverlerle buluşuyor olacak. Orijinal Prodüksiyonu ile Türkiye’de! Oscar ve Grammy ödüllü – ünlü film ‘Titanik’in en bilinen şarkısı ‘My Heart Will Go On’un söz yazarı Will Jennings tarafından İngilizce uyarlaması yapılan Notre Damme de Paris müzikali, tüm dünyada oynayan tek orijinal prodüksiyon olma özelliğini taşıyor. Fransa’da, 1998 yılında açılmasından bu yana İtalya, İspanya ve Rusya’da da sahneye koyulan yapım, dünyanın hiçbir yerinde artık Fransızca diliyle sergilenmiyor. İngilizce olarak sergilenen tek prodüksiyon ise İstanbul seyircisiyle buluşacak. Guiness Dünya Rekorları Kitabı’na Giren Müzikal!
Film Müzikleri Zirvede Yarışıyor
2014 yılının geride bıraktığımız ilk çeyreğinde, müzikten genel olarak bahsedecek olsaydık, “Happy” kelimesini birçok kez kullanıyor olurduk. Aralık ayından bu yana dünyada en çok satan şarkı olan ve bu tahtından bir süre daha kalkmayacak gibi görünen Pharrell Williams şarkısı, aslında “Despicable Me 2 (Çılgın Hırsız 2)” filminin soundtrack şarkılarından biri. Filmin çıkışından uzun bir süre sonra popüler hale gelen şarkı daha sonra Pharrell’in yeni albümü “G I R L”ün çıkış parçası olma görevini de üstlendi. Aynı zamanda 86. Akademi Ödülleri’nde ‘en iyi orijinal film müziği’ ödülüne aday gösterilen şarkı, bu ödülü “Frozen (Karlar Ülkesi)” filminin şarkısı olan “Let It Go”ya kaptırmıştı. “Frozen” filminin başrolünü üstlenen ünlü tiyatro sanatçısı Idina Menzel tarafından seslendirilen “Let It Go” ise özellikle küçükler tarafından en çok sevilen şarkı haline gelirken, radyolarda ve dünya listelerinde de hızla yükselmeye devam ediyor. “Let It Go”nun yazarları Kristen Anderson-Lopez ve Robert Lopez çiftine Oscar ödülü kazandıran şarkıyı yazarken ise kendi kızlarından esinlendiklerini dile getirmişlerdi. Lopez çiftinin özel isteğiyle, şarkının daha fazla dinleyiciye ulaşması ve sanatçının geçmişte yaşadığı mücadelelere çağrışım yaptığı için, eski Disney’li ünlü sanatçı Demi Lovato da şarkıyı kaydetti. Şarkının içinde bulunduğu “Frozen” filminin soundtrack albümü ise son yılların en çok satan soundtrack albümlerinden biri oldu. U2’nun“Mandela” filmi için seslendirdiği “Ordinary Love” şarkısı ise gruba Oscar’ı kazandıramasa bile, bu yılın ödül sezonunda Altın Küre’yi evlerine götürdü. Son yıllarda kitap serilerinden çevrilen filmlerin popülerleşmesiyle beraber, bu film serilerinin soundtrack albümlerinde ‘filmden esinlenen şarkılar’ın olduğu yeni albümler çıkarmak da moda oldu. Filmde bulunmayan, ama filmden esinlenen şarkılar trendini “Twilight (Alacakaranlık)” serisi başlattı, sonrasında “Hunger Games (Açlık Oyunları)” serisi devam ettirdi. Taylor Swift’ten Maroon 5’a kadar birçok sanatçının orijinal şarkılar hazırladığı ilk “Hunger Games” filminin albümünden sonra, ikinci filmin albümünde ise Coldplay, Sia, Lorde, Ellie Goulding, The Lumineers, Imagine Dragons ve Christina Aguilera’ya kadar birçok sanatçının yeni şarkılarını duyuyoruz. Gerçekten de filmi anımsatan şarkılara sahip olan bu albümler ciddi satış rakamlarına ulaştı. İlk filmden single olarak piyasaya sürülen Taylor Swift şarkıları “Safe & Sound” ve “Eyes Open”, ikinci filmden ise Coldplay’ın “Atlas” şarkısı birçok ülkede listelere üst sıralardan girmeyi başardı. The Civil Wars’ın arka vokallerde bulunduğu ve klibiyle de büyüleyen “Safe & Sound”, 2013 yılında Taylor Swift’e Grammy ödülü kazandırıp, Altın Küre adaylığı getirmişti. “Atlas” ise bu yılın törenlerinde Coldplay’e de Altın Küre ve Grammy adaylıkları getirdi. Film müzikleri piyasasında en yenilikçi gelişme ise şüphesiz ülkemizde “Uyumsuz” adıyla 24 Mart’ta sinemalarda yerini alacak olan “Divergent” filminin müziklerinde yer alıyor. “Twilight” ve “Hunger Games” serilerini de sinemaya taşıyan Summit Entertainment ve Lionsgate stüdyoları tarafından sinemaya uyarlanan “Divergent” serisine tıpkı az önce bahsi geçen filmler gibi ‘filmden esinlenen şarkılar’ın oluşturduğu bir soundtrack albümü eşlik ediyor. Amerika’da bu hafta piyasaya sürülen albümde eski-yeni 4 Ellie Goulding şarkısının yanı sıra, Zedd, Skrillex, Woodkid, A$AP Rocky ve Snow Patrol gibi birçok sanatçı yer alıyor. Bu albümün yanı sıra, haftaya, filmde çalan fon müziklerinin bulunduğu bir albüm daha piyasaya sürülecek. Junkie XL ve birçok ünlü filmin müziklerinin bestecisi Hans Zimmer tarafından orkestralanan fon müziklerinde olağan dışı olan ise, son zamanlarda büyük üne kavuşan sanatçı Ellie Goulding’in filmin arka fon sesi olacak olması. Yani filmdeki ruh haline göre Ellie Goulding’in büyüleyici sesini, iniş ve çıkışlarda duyuyor olacağız. Filmin single olarak sunulan, Goulding’in seslendirdiği orijinal şarkısı “Beating Heart”ın müzik videosunun tanıtımında, sanatçının filmin başrolündeki aktörlerle verdiği bir röportajda, Hans Zimmer’ın ünlü orkestrasıyla beraber filmi izleyip, izlerken de kendi hislerine göre sesinin orkestra eşliğinde kaydedildiğini açıklamıştı. Zete