onedio
Einstein ve Ölüm Günü
Kaynak Einstein ve Ölüm Günü | Birinfo.comBazı fotoğraflar, göründüklerinden fazla şey anlatırlar. Bir çalışma odası mı? Öyle gözüküyor, sıradan, dağınık bir masa, arka planda kara tahtaya yazılmış birkaç formül, dağınık raflar... Oldukça sıradan gibi. Sadece biraz dağınık. Einstein'ın (güvenilir kaynaklardan doğrulanamıyor olsa da) şöyle söylediği iddia edilir:'Dağınık bir masa, dağınık bir zihin anlamına geliyorsa, boş bir masa ne anlama gelir?'Ola ki bu sözü gerçekten sarfettiyse, sözün içeriğine katılıyor diyebiliriz. Çünkü fotoğrafta gördüğüz, Albert Einstein'ın Princeton Üniversitesi'ndeki çalışma masasıdır. Ancak söylediğimiz gibi, fotoğraflar bazen olduğundan fazla şey anlatır. Çünkü bu fotoğraf, öyle sıradan bir günde çekilmedi. Bu fotoğraf, 18 Nisan 1955'te çekildi. Einstein'ın öldüğü gün, ölümünden sadece birkaç saat sonra, LIFE dergisi fotoğrafçısı Ralph Morse tarafından. Morse, tam 55 yıl sonra, o günden aklında kalanları şöyle anlatıyor:'Kameralarımı kaptığım gibi, New Jersey'nin kuzeyinde yer alan evimden 150 kilometre uzaktaki Princeton'a doğru yola koyuldum. Einstein, Princeton Hastanesi'nde ölmüştü, dolayısıyla direkt oraya yöneldim. Ancak tam bir kaos vardı: gazeteciler, fotoğrafçılar, neler olduğunu merak ederek biriken insanlar... O zamanlar hastane ufacıktı. Kendime 'Unut bunu.' dedim. Doğruca Einstein'ın çalışma odasının bulunduğu binaya yöneldim.'Ve Einstein'ın odasını, ölümden önce son olarak bıraktığı gibi gösteren bu fotoğrafı çekti.O gün çekilen bazı diğer fotoğraflar şöyle:
Tire'den Tarih Fışkırdı
Tire’nin Yeğenli Mahallesi kırsalında Temmuz ayında DSİ’nin su kanalı çalışması sırasında bulunan “Geç Roma” dönemine ait 3 mezardan sonra şimdi de aynı bölgede “lahit mezar” bulunduÇağlar boyunca birçok önemli uygarlığa ev sahipliği yapan ilçede şimdi de “lahit mezar” heyecanı yaşanıyor. Temmuz ayında, Yeğenli Mahallesi kırsalında DSİ’nin su kanalı çalışması sırasında bulunan “Geç Roma” dönemine ait 3 mezarın ardından planlı bir şekilde sürdürülen kazı çalışmaları ilk meyvesini verdi. Tire Müzesi’nin Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan aldığı kazı izni sonrası aynı bölgede “lahit mezar” bulundu. M.S 4’ncü yüzyıla ait olduğu tahmin edilen lahit parçaları Tire Müzesi tarafından koruma altına alındı. 3 kişilik uzman ekibin özenle toprak altından çıkardığı tarihi buluntular Tire Müzesi’ne getirildi. Burada yapılan incelemede pişmiş topraktan yapıldığı belirlenen lahit parçalarının “Geç Roma” dönemini işaret ettiği bildirildi.Yeğenli köyü kırsalındaki çalışmaların kazı alanında yaşanacak gelişmelere bağlı olarak genişleyerek sürdürülebileceği öğrenildi. Yetkililer, Temmuz ayında çıkarılan mezar kalıntılarıyla birlikte yeni buluntuların da detaylı şekilde incelenip, envantere dahil edildikten sonra gerek görüldüğü takdirde müzede sergileneceğini ifade etti. Toprak altından çıkarılan lahitin ve ilk bulunan mezarların tek bir bütün halinde olmadığına dikkat çeken uzmanlar, eserlerin doğal nedenlerden ötürü zamanla büyük tahribat gördüğüne işaret ettiler. Kaçak kazı ve eserlerin talan edilmesine karşı Tire Jandarması ise bölgede geniş güvenlik tedbirleri aldı.İHA
Sovyetler Tarafından Terk Edilmiş 7 Çok Etkileyici Hayalet Mekan
2013 yılında Carpet Bombing Culture tarafından, Eski Sovyetler Birliği ve uydu devletlerinin terk edilmiş binalarını ve alanlarını fotoğraflamak üzere görevlendirilen Rebecca Litchfield'in bu görevi, 10 ülkeden yolunun geçeceği bir serüven haline geliyor. Sovyetler Birliği'nin çöküşünden kalan ne varsa yakalamak ve fotoğraflamak adına çıkılan bu yolculuk, 'Soviet Ghosts' adında, araya denemeler ve makalelerin de serpiştirildiği ciltli bir fotoğraf kitabına dönüştürüldü.İşte bu serüvenden bazı kareler ve Litchfield'in notları;
Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde Mutlaka Görülmesi Gereken 14 Tarihi Eser
Anadolu medeniyetleri müzesin'de, Anadolu'nun her yerinden farklı zaman ve kültürlere ait eserler sergilenmektedir. Yontma Taş Devri’nden (….- M.Ö. 8000) başlayarak, Cilalı Taş (M.Ö. 8000-5500), Bakır-Taş Çağı( M.Ö. 5500-3000), Maden Çağı (M.Ö. 3000-1950), Asur Ticaret kolonileri, Hitit, Frig, Urartu ve Geç Hitit dönemine ilişkin bulgular Müze’de sergileniyor. Daha önce hazırladığım ''İstanbul'da görülmesi gereken 10 arkeolojik eser'' başlıklı galeride olduğu gibi amacım insanlarda merak duygusu uyandırmak ve müzelerimize ilgiyi arttırmaktır. Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sizler için seçtiğim eserlerden bazıları şunlardır;
Pek Fazla Kişinin Görmediği, Ama Çok İlginç ve Etkileyici 47 Tarihi Fotoğraf
Dünya tarihi ile ilgili bu zamana kadar kitaplardan ve internetten yüzlerce yazı okumuş, televizyonda defalarca belgesel izlemişizdir. Fakat hepimiz biliyoruz ki hiçbir yazı, o günden çekilmiş bir fotoğraf kadar etkili olamıyor maalesef.  Sizler için tarihin tozlu sayfalarından çıkıp günümüze kadar gelebilmiş fotoğrafları derledik; işte o 'canlı belgeler';
Sadece Tarihine Sevdalıların Anlayabileceği 7 Madde
Türk tarihi okudukça kendine çeker, internette veya kitaplarda yaptığımız araştırmalarda saatler harcadığımızı görürüz.  Cüneyt Arkın ve Kartal Tibet'li filmlerin televizyonda olduğu akşamlarda onlarca kez izlediğimiz o filmleri hissederek tekrar tekrar izleriz.
Reklam
Ülkemizden Yurt Dışına Kaçırılan 10 Çok Etkileyici Tarihi Eser
etiket
Osmanlı İmparatorluğunun son dönemlerinde, çeşitli ülkelerden gelen arkeologlar, araştırmacılar, turistler tarafından yağmalanmaya başlamıştır. İrili ufaklı binlerce eser yurt dışına kaçırılmış, bazı eserler ise Osmanlı padişahları tarafından hediye edilmiştir. Kaçırılan bazı eserler yok artık dedirtecek cinstendir.
Otel İnşaatında Ortaya Çıkan Tarihi Sarnıcı Gömmek İstediler...
Eski İnci Sineması'nın bulunduğu arazideki hafriyatta çıkan tarihi sarnıç iş makinası ile gömülürken yakalandı.Radikal Gazetesi'nden Ömer Erbil'in haberine göre, Şişli Halaskargazi’deki 15 dönümlük arazi üzerine yapılan otel inşaatının hafriyatında büyük bir tarihi yapının izlerine rastlandı. Ermeni Katolik Mıhitaryan Manastırı ve Mektebi Vakfı’na ait eski İnci Sineması'nın bulunduğu arazinin hafriyatında çıkan tarihi yapı iş makinaları ile yok edilmeye çalışılırken son anda duyarlı bir vatandaşın ihbarı ile kurtarıldı. İstanbul Arkeoloji Müzesi arkeologları ihbar üzerine alana gittiklerinde Bizans dönemi sarnıç olduğunu tahmin ettikleri yapının yok edilmek üzere olduğunu tespit ettiler. İnşaat durdurularak Koruma Kurulu’na suç duyurusunda bulunuldu.İstanbul’da Pangaltı Ermeni Katolik Mıhitaryan Manastır ve Mektebi Vakfı’na ait olan arazi üzerinde bulunan ve 1946 yılında inşa edilen İnci Pasajı geçtiğimiz Mayıs ayında yıkılmıştı. Vakfa ait yaklaşık 15 dönümlük arazide kültür varlığı olarak onaylanan okul ve kilise dışındaki dükkânlar ile birlikte Yeşilçam filmlerinin tarihi mekânı İnci Sineması da 2 ay önce yıkıldı.Otel inşaatı için başlanan hafriyat bir süredir devam ediyordu. Önceki gün yapılan çalışmalar sırasında büyük bir kemerli tarihi yapının tonozlarına rastlanıldı.Duyarlı vatandaş farkettiBir süre bekleyen iş makinası daha sonra alelacele tonozun üzerini örtmeye, kapatmaya çalıştı. Bu sırada duyarlı bir vatandaş bu çalışmayı kameraya çekti. Kamera görüntülerinde de tarihi kemerin bulunduğu yerin içini hafriyatla doldurmaya çalışıldığı açıkça görülüyor. Daha sonra gece devam edecek çalışmalar sırasında kimse görmeden sarnıç yok edilecekti. Çünkü 2863 sayılı yasa gereğince tarihi bir yapıya rastlanıldığında derhal iş makinasının durdurularak en yakın müzeye haber verilmesi gerekiyor.Bunu her müteahhit bildiği gibi, müzeye haber verilirse orada arkeolojik kazı başlatılacağı ve işin uzayacağı da tahmin ediliyor. Bu nedenle tarihi yapının üzeri 'kimse görmesin' diye kapatılmak istendi. Duyarlı vatandaş İstanbul Arkeoloji Müzesi Müdürlüğü'ne görüntülerle birlikte ihbarda bulundu.Arkeoloji Müzesi devreye girdiMüze arkeologları inşaat arazisine gitti. İş makinasının tarihi yapıyı tahrip ettiğini, içini hafriyat atıklarıyla doldurduğunu tespit etti. Hafriyatı durdurdu. Tarihi yapının sağa ve sola oldukça derinlemesine büyük olduğunu gördü. Ancak tarihi yapıyı tam olarak tanımlayabilmek için derhal arkeolojik kazı yapılması gerektiğini raporuna yazdı.Bizans dönemi sarnıcı olabileceği tahmini yapıldı. Müze yetkilileri de İstanbul 2 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu’na suç duyurusunda bulunarak inşaatın durdurulup, arkeolojik kazı izni verilmesi istendi. Şimdi Koruma Kurulu’nun vereceği karar bekleniyor.Hafriyat sırasında tarihi yapıya rastlanıldığında derhal koruma kurulu ve en yakın müzeye haber verilmesi gerektiğini belirten müze yetkilileri, arazide tahrip edilen başka yapılar da olabileceğini ve bu durumun 2863 sayılı yasaya göre suç olduğunu ifade ettiler.Arazi, 2013 yılında yapılan plan değişikliğiyle “Turizm Tesis Alanı” olarak kabul edilerek emsal 3, yükseklik serbest bırakıldı. 15 bin metrekarelik arazinin inşaat alanı 45 bin metrekareye ulaştı. Yapılan plan değişikliği Halaskargazi Caddesi üzerinde yapı, nüfus ve trafik yoğunluğunu artırdığı aynı zamanda silüeti etkilediği gerekçesiyle Büyükşehir Belediyesi Planlama Müdürlüğü, Belediye Meclisi’ne olumsuz görüş bildirmişti. Ancak buna rağmen plan değişikliği kabul edilmişti. Değişikliğe CHP’li meclis üyeleri ret oyu vermişti.Ömer Erbil | Radikal
Reklam
2 Bin Yıllık Alttan Isıtmalı Ev
ISPARTA’nın Yalvaç İlçesi’ndeki Pisidia Antiokheia Antik Kenti’nde, M.Ö. 25 yılında yapıldığı tahmin edilen Roma dönemine ait evde, alttan ısıtma sistemi kullanıldığı ortaya çıktı. Evin su ve kanalizasyon sistemine sahip olduğu da tespit edildi.Yalvaç’ta Hıristiyanlığın merkezlerinden kabul edilen Pisidia Antiokheia Antik Kenti’nde 5 yıldır devam eden kazılarda önemli bir bulguya rastlandı. Kazı Başkanı, Süleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) Fen Edebiyat Fakültesi arkeoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mehmet Özhanlı, geçen yıl açığa çıkardıkları atriumlu (avlu) Roma evi kazısının bu yılki bölümünde ortaya çıkan bulguların şaşkınlık verici olduğunu söyledi.’TABAN ISITMALI YAPILMIŞ’Yaklaşık 2 dönümlük arazi üzerine yerleştirilmiş olan ve M.Ö. 25 yılında yapıldığı tahmin edilen evin tipik bir Anadolu evine benzediğini aktaran Prof. Dr. Mehmet Özhanlı, şöyle dedi:'Evin 2 katlı olduğu, alt bölümünde yer alan külhana bağlı olarak hamam, sauna ve odaları ısıtan alttan ısıtma sistemi olduğunu tespit ettik. Yani konutun bütün tabanı külhandan gelen sıcaklıkla ısıtılıyor olmalıydı. Külhandan çıkan sıcaklık buradaki odaların tabanını ısıtmaktadır. Yapı M.Ö. 25 yılında yapıldığında taban ısıtmalı bir konut olarak tasarlanmış. Burada şu an üzerini kapattık ama bir de su sistemi ortaya çıkardık. Konutun içerisinde su sistemi, kanalizasyon sistemi var. Aynı zamanda banyosu ve bunun yanında saunasının olduğunu görüyoruz.'’ZENGİN BİRİNE AİT OLDUĞU DÜŞÜNÜLÜYOR’11’inci yüzyıla kadar kullanılmış olduğu anlaşılan evin, cadde üzerinde yer almasının zengin biri ya da Roma’nın ileri gelenlerinden birine ait olduğu ihtimalini güçlendirdiğini kaydeden Prof. Dr. Özhanlı, 'Ancak buna ilişkin elimizde veri bulunmuyor. Bina 11’inci yüzyıla kadar çok değişik medeniyetlere ev sahipliği yapmış' dedi.’ARAP AKINLARIYLA YAKILMIŞ’Ortaya çıkarılan izlerin yapının yakılarak yıkılmış olduğunu gösterdiğini belirten Prof. Dr. Özhanlı, şöyle devam etti:'Yanmadan önceki evresinde de çok yoğun kullanılmadığını, özellikle yanık tabakasının altında 4’üncü yüzyıl ve sonrasına ait Hıristiyan ikonografisine ait mermerler üzerine yapılmış resimlerin ele geçmesi, bu yapının yoğun olarak M.S. 4’üncü yüzyılda kullanılmış olduğunu işaret ediyor. Bu yapının büyük ihtimalle 8’inci yüzyılda Arap akınlarıyla yanıp terk edilmiş olduğunu arkeolojik olarak belgelemiş olduk. Bunun bir üst katında yerleşim tekrar devam ediyor. Ancak bu sefer basit konutlar şeklinde devam etmiş olduğunu görüyoruz. Üst tarafta daha önce ortaya çıkarmış olduğumuz buzdolabı görevini gören soğuk depolar şeklinde yapılmış kuyular, 10 ve 11’inci yüzyıla ait evreyi bize belgelemektedir.'Nurettin ARKAN/YALVAÇ (Isparta), (DHA) 
Reklam
Osmanlılar Hakkında Az Bilinen 7 Şey
etiket
Osmanlı'nın kuruluş tarihi 1299 olarak kabul edilmektedir. Ancak ortaya çıkan yeni bulgular bunun böyle olmadığını gösteriyor. Tarihçilerin kutbu Halil İnalcık yaptığı çalışmalardan sonra şöyle izah ediyor:''Osmanlı, Karacahisar'da payitahtını kurduğu zaman, çoğu Müslüman olan halk, kadı tayin edilmesini ve hutbe okutulmasını istemişti. Bunun üzerine camilerde hutbe okutulup kadı tayin edildi. Bunun olduğu tarihi tarihçiler iki asır sonra 1299 olarak kabul etmişlerdir ve öyle süregelmiştir. Bu zamanlarda sikke basımı da söz konusu değildir. Bunların çoğu hurafeden ibarettir.Türk ananelerinde hakanlığa namzet olanlardan birisinin zafer kazanması gerekiyor. Bu, Tanrının ona bir kut vermesi şeklinde tasvir edilir. O halde araştırmalarımızda bu konuları ön plana çıkaracağız. Osman Gazi, sınırda kendi dönemindeki alplerle mücadele ediyor. Burada tarihçi hangi eseriyle öteki alpleri gölgede bıraktığına bakmalı. İşte bu hadise Bafeus Savaşı'yla gerçekleşmiştir. Yani kendisinden sonra oğlunun hiç itirazsız beylik tahtına oturması yani hanedanın kurulmuş olması tarihçinin tespit edeceği en önemli şeydir. Orta Çağ'da hanedan demek devlet demektir. İşte bunu temin eden, (Osmanlı'nın 1302 yılında Yalova'da Bizans'a karşı kazandığı) büyük Bafeus Zaferi'dir.Bu savaşın neticesinde Osman'ın şöhreti yayılmıştır. Her taraftan onun emri altına Türkler gelmeye başladı. Demek ki bir ordu sahibidir. Demek ki bu zafer Türk ananesine göre kut sahibi olduğu zaferdir. Kendisinden sonra Orhan hiç itirazsız tahta geçmiştir. İşte bu sebeple bu tarihte bir hanedan olarak kurulduğunu söylüyorum' (Kaynak: Halil İnalcık)
70'lerin Başından, Hiç Görmediğiniz Renkli Fotoğraflarla İstanbul
Daha birinci köprünün bile yapılmadığı, iki yaka arasında ulaşımın sadece arabalı arabasız vapurlarla sağlandığı zamanlar. Telefon numaraları 6 hane. 212, 216 ayrımı yok. Yıl 70'lerin başı. Nüfus ise 2-2.5 milyon.Kısacası; İstanbul'un sadece gezilecek değil, hem yaşanacak hem de gezilecek bir şehir olduğu zamanlara bakarken, 'Ahh nerde o eski İstanbul' diye iç geçireceksiniz.Kaynak
Reklam
Binlerce Yıllık Tarih Suda Boğulacak
Erzincan Kemah’ta yapımına başlanan Kemah Baraj ve HES projesiyle Mezopotamya coğrafyasının kadim halklarına ait onlarca arkeolojik mirasın sular altında kalacağı ortaya çıktı. Urartu, Roma, Pers, Arap, Selçuklu ve Osmanlı’ya ev sahipliği yapan bölgede acilen arkeolojik çalışma yapılmazsa, koca bir tarih baraj ve HES projesiyle, öğrenilmeden tarih olacak.Erzincan Kemah’ta yapımına başlanan Kemah Baraj ve HES projesiyle Mezopotamya coğrafyasının kadim halklarına ait onlarca arkeolojik mirasın sular altında kalacağı ortaya çıktı. Urartu, Roma, Pers, Arap, Selçuklu ve Osmanlı’ya ev sahipliği yapan bölgede acilen arkeolojik çalışma yapılmazsa, koca bir tarih baraj ve HES projesiyle, öğrenilmeden tarih olacak.Erzincan ve Kemah arasında Fırat Nehri’nin ana kolu olan Karasu Nehri üzerinde AK-EL Kemah Elektrik Üretim AŞ tarafından yapımına başlanan ve sondaj çalışmaları bitirilen Kemah Barajı ve 2 HES projesi yaklaşık 20 kilometrelik bir alanı su altında bırakacak ya da etkileyecek. Şirketin Çevre ve şehircilik Bakanlığı’ndan 2013’te olur almayı başardığı ÇED raporunda, bölgedeki 3 tarihi yapı (Alp Tren İstasyonu, Ardos Mezarlığı ve Acemoğlu Köprüsü) dışında hiçbir korunması gereken kültürel varlıktan söz edilmiyor.ÇED raporunun aksine bölgede, 20’yi aşkın noktada onlarca kültürel ve arkeolojik eser olduğu ortaya çıktı. Hangi döneme ait olduğu ancak araştırmalar sonucunda bilinebilecek olan bu eserler, Kemah Barajı ve 2 HES projesinin hayata geçmesi durumunda sular altında kalacak ve koca bir tarih, ortaya çıkarılmadan tarih olacak.DAHA KAZMADAN TARİH BULDULARArkeologlar Derneği İstanbul Şubesi Üyeleri Hasan Binay ve Mertcan Hepgoncalı, TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Üyeleri Aynur Işık ve Gizem Demirci’den oluşan bir heyet, su altında kalacak olan köylerde hiç kazı yapmadan, sadece fotoğraflama çalışması yaparak 4 günlük bir gezi gerçekleştirdi. Bu gezide, prehistorik (tarih öncesi) dönemden başlayarak, Demir Çağ uygarlıklarından Urartu, Roma, Pers, Arap, Selçuklu ve Osmanlı dönemine ait su altında kalacak ya da etkilenecek olan mimari yapı kalıntıları, çanak çömlek parçaları, su değirmenleri, tarihi yol kalıntısı bulundu. Ayrıca, heyetin araştırmasına göre, cumhuriyetin erken dönemlerinin endüstriyel mirasına ait tren yolu işletmesi, istasyon binaları, köprüleri ve onlarca tüneli de yok olacak endüstriyel miraslar arasında.‘BİR ZEUGMA OLABİLİR’Daha önce Marmaray gibi çeşitli kurtarma kazılarında da çalışan ve heyette yer alan Arkeologlar Derneği İstanbul Şubesinden Hasan Binay, bölgede mutlaka arkeolojik çalışma yapılması gerektiğini söyledi. Bölgede yapılacak arkeolojik çalışmalarla, Urartu, Roma, Pers, Arap, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait hiç bilinmeyen verilere ulaşabileceğini söyleyen Binay, “Zeugma gibi bir mozaik de ortaya çıkabilir. Marmaray kazılarının İstanbul’un bilinen tarihini değiştirmesi gibi, bölgenin tarihini değiştirecek şeyler de çıkabilir. Araştırma yapılmazsa, bunları bilemeyebiliriz” diye konuştu.ERDOĞAN ‘ÇANAK ÇÖMLEK’ DEMİŞTİDönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan Marmaray için, “Çanak çömlek yüzünden Marmaray gecikti” açıklamasında bulunmuş, ancak kurtarma kazılarıyla birlikte Neolitik Çağ (Cilalı Taş Devri) buluntularına kadar, nemli eserler gün yüzüne çıkmıştı.Ortaya çıkan bu önemli bilgilerin ardından gözler bilirkişi aşamasında olan mahkemenin vereceği karar çevrildi.
Kültürümüzde Hala Rastlanan 6 İlginç Şamanizm Kalıntısı
etiket
'sen ipek yolu'nun nazlı emanetiışıklı yüzünü ve gülüşününöbetçiler korurben baharat yolundaki şaman dedenin aytutkunu torunu beni bitkiler ve efsaneler korur 'Diyor Vedat Özdemiroğlu. Şamanizm'e dair en güzel kaynaklardan biri Abdulkadir İnan'ın Tarihte ve Bugün Şamanizm kitabıdır. Bu çalışmada, Türkiye'de ve Türk dünyasının kalanında rastlayabileceğiniz 7 şamanizm kalıntısını okuyacaksınız.
Reklam
Ayasofya'da Şimdi de Medrese Tartışması
Kültür Bakanlığı’nın Ayasofya’nın avlusuna ‘hizmet binası’ olarak tasarladığı medresenin yapımı ihaleye verilince, Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi Türkiye Milli Komitesi (ICOMOS), medresenin yapımı halinde Ayasofya’nın “Dünya Mirası” olma durumunun tartışmaya açılacağını duyurdu.Ayasofya, “Dünya Kültür Mirası Listesi”nde yer alan, Türkiye’deki en önemli yapılardan biri. Bin 500 yıldır ayakta kalmayı başarmış olan Ayasofya’nın statüsüyle ilgili tartışmalar ise dinmek bilmiyor. Halen müze olarak ziyaret edilebilen tarihi yapının cami olarak ibadete açılması tartışmalarının ardından, şimdi de Ayasofya’nın avlusuna medrese yapılmak istenmesi gündeme geldi. Agos'tan Uygar Gültekin'in haberine göre, Kültür Bakanlığı, “hizmet binası” olarak tasarladığı medresenin yapımını ihaleye verince, Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi Türkiye Milli Komitesi (ICOMOS), medresenin yapımı halinde Ayasofya’nın “Dünya Mirası” olma durumunun tartışmaya açılacağı uyarısında bulundu. Bakanlık, bu açıklamanın ardından geri adım atarak, Çevresel Etki Değerlendirme Raporu hazırlanmasını istedi. Bakanlık, medresenin yapılıp yapılmayacağına dair nihai kararını, bu raporun ardından verilecek. Medrese yapılmasına ilişkin tepkiler ise günden güne artıyor.Kültür ve Turizm Bakanlığı, medresenin geçmişte var olduğunu ve bu yapıyı yeniden ihya etmek istediklerini belirterek, medresenin din eğitimi için değil, ek bir hizmet binası olarak kullanılmasının tasarlandığını açıkladı. Bakanlığın, 7 milyon liraya medreseyi ihale etmesinin ardından da, Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi Türkiye Milli Komitesi (ICOMOS), projeye karşı sert bir açıklama yaptı.Ayasofya, 1985 yılında ‘Dünya Kültür Mirası Listesi’ne girmişti. ICOMOS Türkiye Komitesi, yaptığı açıklamada, medresenin inşası hâlinde bu önemli tarihi yapının Dünya Kültür Mirası Listesi”nden çıkartılmasının gündeme geleceği uyarısında bulundu. Açıklamada, “Ayasofya’nın mimarlık tarihinin belki en önemli birkaç yapısından biri olduğu düşünülecek olursa, onun hemen bitişiğine yeni bir sahte eski eser inşa etmenin vahameti anlaşılacaktır. ‘Üstün Evrensel Değeri’ olumsuz etkileyeceğine inandığımız yeniden yapım projesinin uygulanmasında ısrar edilmesinin, İstanbul’un ‘Dünya Miras Alanları’ için ciddi bir risk yaratacağı kanısında olduğumuzu bildiririz” denildi.Açıklamada, yapıya yönelik işlev değişikliği, planlama ve koruma uygulamalarında kaygı verici gelişmeler yaşandığına da dikkat çekildi.‘Esas problem, bu planın arkasındaki ilkesel sorun’Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Anestis Vasilakeris, Ayasofya’yla ilgili tartışmaları değerlendirdi. Vasilakeris, böylesi bir inşaatın, kültür mirası koruma ilkelerinin ihlali anlamına geldiğini söyledi.Ayasofya’nın avlusunda geçmişte başka yapılar bulunuyor muydu?Evet, Ayasofya'nın etrafında birkaç yapı vardı ve Ayasofya, yapılardan oluşan önemli bir kompleksti. Fakat arkeolojik araştırmalarda şimdiye kadar bu anlamda bir şey bulunamadığından, diğer yapıların nerede olduklarına dair net bir fikrimiz yok. Büyük bir ihtimalle Osmanlı medresesinin kalıntılarının altında, erken dönem Bizans binalarının da kalıntıları olabilir. Ayasofya'nın arazisinde arkeolojik araştırma konusunda ciddi eksikliklerin olması, Ayasofya'nın kendi organik bütünlüğünün bir parçası olarak kültürel ve arkeolojik içeriğine göre anlaşılmasını zorlaştırıyor. Araştırma ve doğru düzgün çalışmaların yapılmamış olması, bu kadar önemli bir anıt için kabul edilemez.Burada yeni yapıların inşa edilmesinin Ayasofya’ya nasıl bir etkisi olur, mimari ve estetik açıdan zarar verir mi?Öncelikle, tarihi bir yapının bu derece yakınında yapılacak her türlü inşaat çalışması, kültür mirasını koruma ilkelerinin ihlalidir. Buradaki asıl mevzu, artık var olmayan bir yapıyı sıfırdan yapmak... Ayasofya gibi tarihin en önemli anıtının bulunduğu bir araziye, alelade bir inşaat projesiyle bina yapmak, gerçekten de saçma bir durum. Tabii ki böyle bir yapı, estetik olarak ve birçok farklı bakış açısına göre, dünya mimarlık tarihinin en önemli yapılarından olan Ayasofya'nın görünüşünü etkiler. Fakat inanıyorum ki, esas problem, bu planın arkasındaki ilkesel sorun. Birisi büyük bir tarihi yapıtla ilgili karar verdiğinde, her karar için öncelikli kriter, söz konusu eseri muhafaza etmek, yapıtın ömrünü uzatan küçük görünmez dokunuşlarda bulunmak yönünde olmalı; yapıtı değiştirecek veya ondan ödün verilmesine sebep olacak kararlarda ısrarcı olmak değil.Burada bir inşaat çalışması başlatılması durumunda Ayasofya’yı korumak için neler yapılmalıdır?İnşaatı meşru bir seçenek olarak tartışmak istemiyorum. İnşaattan önce kazı çalışması yapılacak olmasa bile... Böyle bir durumda, her büyük tehlike ânında olduğu gibi, bu kırılgan, hassas ve dayanıksız yapıtı, onun kendine özgü dekorasyonuyla birlikte fiziksel olarak korumak için gerekli tüm önlemlerin alınmasını öneririm.Uygar Gültekin | AGOS
Katledilmek Üzere Olan İztuzu Plajı Hakkında Bilinmeyen 15 Şey
Plajda denize girenlerin yumurtalara zarar verememesi için yumurtaların olduğu bölgeler düzenli olarak işaretlenmektedir. 1988 yılında alınan karara göre plaj, kaplumbağaların rahatsız olmaması için saat 20:00-08:00 arası kapalıdır ve çevresinde gürültü çıkarmak veya ışık yakmak yasaktır.
Reklam