onedio
Hz. Fatıma’nın Sandukası Kurtuldu!
Topkapı Sarayında’ki Kutsal Emanetler arasında yer alan Hz. Fatıma’nın sandukasının Irak’a hediye edileceği haberi asparagas çıktı.Alevilere kırmızı fişleme sorusu yanıtsız!Hz. Muhammed’in kızı ve Hz. Ali’nin eşi Hz. Fatıma’ya ait Topkapı Sarayı’nda bulunan sandukanın, Kerbela’daki İmam Hüseyin Müzesi’ne gönderileceği bilgisi şubat ayında basına yansımıştı. Ancak CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın önergesine gönderilen gecikmeli yanıtta, Bağdat Büyükelçisi’nin ziyareti sonrasında Kerbela’daki Hazreti Hüseyin Müzesi Müdürlüğünün web sitesinde yanlış anlamaya yol açan mesaj konulduğu, daha sonra özür dilenerek bu mesajın kaldırıldığı bildirildi.Bağdat Büyükelçisi Kerbela’yı ziyaret ettiCHP’li Umut Oran, şubat ayında iddianın gündeme gelmesi üzerine konuyu TBMM’ye taşımış ve dönemin Başbakan Tayyip Erdoğan’a bir soru önergesi yöneltmişti. Oran önergesinde, “Hz. Muhammed’in kızı ve Hz. Ali’nin eşi Hz. Fatıma’ya ait Topkapı Sarayı’nda bulunan sandukanın, Kerbela’daki İmam Hüseyin Müzesi’ne gönderileceği açıklandı. Topkapı Sarayı’ndaki Has Oda’da bulunan Mukaddes Emanetler Dairesi’nde 16’ncı yüzyıldan 20’nci yüzyılın ilk yarısına kadar toplanan Kutsal Emanetler arasında yer alan sandukanın, Irak’la hükümetiniz döneminde gerilen ilişkilerin yumuşaması amacıyla bu ülkeye göndereceğiniz belirtilmektedir” demişti.Bu önergeye Başbakan Yardımcısı Emrullah İşler imzasıyla hazırlanan yanıt gecikmeli olarak TBMM’ye gönderilirken konunun Irak’taki müze müdürünün yanlış anlamasından kaynaklandığı belirtildi. Türkiye’nin Bağdat Büyükelçisi’nin 12-13 Şubat 2014 tarihlerinde Irak’ın Necef ve Kerbela vilayetlerine gerçekleştirdiği gezi sırasında diğer temaslarını yanı sıra Kerbela’daki Hazreti Hüseyin Müzesi Müdürü ile de görüşüldüğü belirtilen yanıtta, “Görüşme sırasında müzede Hazreti Fatıma’nın sandukasının bir replikasının bulunduğu ve sandukanın aslının geçici bir süre müzede sergilenmesinden memnuniyet duyacaklarını belirten müze yetkililerine, bu talebin ilgili makamlarımıza iletileceği yanıtı verilmiştir” denildi.Hz. Hüseyin Müze Müdürü özür dilediBu görüşme sonrasında müzenin internet sitesinde Bağdat Büyükelçisine atıfla, sandukanın Hazreti Hüseyin Müzesine verileceği yönünde açıklamaya yer verildiği görülmesi üzerine büyükelçiliğin müze yönetiminden açıklama istediği ifade edilen yanıtta, “Müze Müdürü kendi bilgisi dışında gerçekleştiğini ­ileri sürdüğü bu hatadan dolayı Büyükelçiliğimizden özür dilemiş, içeriği basına da aksettirilen söz konusu haber metninin derhal müzenin internet sitesinden kaldırıldığı bilgisini vermiştir” denildi. Yanıtta ayrıca, Hz. Fatıma’nın Sandukasının eserinin kendi ülkelerinde sergilenmesi hakkında Türkiye’ye iletilmiş herhangi bir talebin de olmadığı vurgulandı.Alevilere kırmızı fişleme sorusu yanıtsız!Oran’ın önergesinde yer alan ve kamu personeli alımında kırmızı, mavi, yeşil kodlarla fişleme ayrımcılığı yapıldığı ve kırmızıyla fişlenen Alevilerin işe alınmadığı iddiasına ilişkin şu sorular ise yanıtsız bırakıldı:- İlk aşamada KPSS’ye giren, sonra da sözlü sınava alınan adayların eşitlikçi, adil ve tarafsız bir tutumla değerlendirilmesi gerekirken, kırmızı, mavi, yeşil renklerle işaretlenerek daha sözlü sınav bile yapılmadan memuriyete alınmaması yönündeki uygulama hangi tarihten itibaren uygulanmaktadır?- Ulusal basında yer alan bir listeye göre bir şahıs “Kürt asıllı Muşlu olması”, bir başkası “Gaziosmanpaşa’da oturan bir Alevi vatandaşımız olması”, bir diğeri “babasının adının Ali Haydar olması”, bir başkası ise “ulusalcı olması” gerekçesiyle kırmızı listeye alınmış ve memuriyetten men edilmiştir. Vatandaşları etnik tabiyetlerine ve siyasal inanışlarına göre ayrımcılığa maruz bırakan bu uygulamaya karşı Başbakanlık tarafından adli veya idari soruşturma başlatılmış mıdır, bu soruşturmanın sonucu ne olmuştur?- Kırmızı fişlerde yer aldığı biçimiyle “Kürt asıllı”, “Alevi” “babasının adı Ali Haydar” veya “ulusalcı” olmak kamu çalışanı olmaya engel midir?- Söz konusu fişleri kim düzenledi, isim ve görevleri nedir? Bu fişleri düzenleyen kamu görevlilerine herhangi bir idari ceza verildi mi?- Kamu memuriyetine alımlarında etnik köken, dini veya siyasal inanışa bağlı ayrımcılık yapılmasının önüne geçmek için hükümetiniz tarafından alınan önlemler nelerdir?- Bu fişleme uygulaması, tam da kurulması düşünülen Ayrımcılıkla Mücadele Kurulu’nun görev alanına girmiyor mu? 11 yıllık iktidarınız döneminde kamu bürokrasisinde bu tür ayrımcılığa niçin halen son verilebilmiş değil?
Tanrı Olduğu Zannedilen 9 Gerçek İnsan
Hayat gerçekten tesadüflerle dolu. 9. yüzyılda Sugowara no Michizane Japonya'da işiyle gücüyle uğraşan, saygın bir Japon bürokratı olarak yaşıyordu. Çin Edebiyatı konusundaki uzmanlığı ve Çince yazdığı şiirlerdeki ustalığı ile saygı duyulan bir edebiyatçıydı. Geceleri yatağa yattığı zaman yazdığı şiirlerle ölümsüzlüğe kavuşacağını düşünmek için her hakkı vardı.Olaylar onun hayal bile edemeyeceği bir şekilde gelişti.901 yılında yaşanan bir saray skandalı sırasında Michizane kraliyete karşı komplo kurmakla suçlandı. O devirler  'darbeci', 'Houstun merkezli Zello örgütlenmesinin yerli ajanı', 'OTPOR muhibi' gibi suçlamalar pek revaçta olmadığı ve 'hanedana ihanet' gibi daha sade suçlamalarla insanlar itham edildiği için bu suçunun cezası da uzak bir bölgeye sürülmek oldu. 2 yıl sonra utanç içerisinde öldü.Hikayenin böyle bitmesi gerekirdi. Ancak kader Michizane için farklı bir yol belirlemişti.Ölümünden kısa süre sonra Kyoto'da bulunan saray mukimlerinin başına korkunç kazalar gelmeye başladı. Kazalar gittikçe ölümcül olmaya başlarken, halk da Michizane'nin mezarından kalkarak kendisine kötülük yapanlardan öc aldığını düşünmeye başlıyordu. Bu inanç saraya da sirayet etti. Başlarına gelenlerden korkan ve Michizane'ye büyük bir haksızlık yaptığına inanmaya başlayan hanedan bir af yayınladı, Michizane'nin yakınlarına haklarını geri verdi ve kendisini 'Tenman Tenjin' yani 'Bilgi Tanrısı' olarak ilan etti. Şaşırtıcı bir şekilde bu ilandan sonra kazalar da bir son buldu ve Michizane Japon Tanrıları arasında hala süren yerini aldı.
Ezidiler: Mezopotamya'nın Dağılan Tespih Taneleri
Yakın zamana kadar Melek Tavus’u simgeleyen çizimler sadece kutsal mekânlarda, bulunurdu. Günümüzde ise birbirinden farklı birçok sahte objeyi evden arabaya, her türlü mekânda ve insanların kullandığı bir aksesuar olarak görmek mümkün. Fotoğraf: SANER ŞEN
'Benden Çok iyi Dedektif Olurdu' Diyenlere: Akıllara Durgunluk Veren 6 Dava
İnternetin, toplumsal getirileri düşünüldüğünde, iyi mi yoksa kötü mü olduğu hala cevaplanamamış bir soru. İnternet üzerinde her türlü bilgi bulunabildiği için, herkes istediği herhangi bir konuda araştırma yapabilir. Örneğin internet yardımıyla ödevlerinizi yapabilir, bilgisayar oyunları hakkında hileler öğrenebilir, ve hatta bir cinayet soruşturması yürütebilirsiniz. Zaman zaman her birimiz bir 'dedektif' kadar gözü açık, ayrıntılara dikkat eden ve zeki bir kişi olduğumuzu söylüyoruz. Hatta Sherlock Holmes olduğunu iddia edenler de yok değil. Peki o halde, elimizin altında internetin nimetlerinden faydalanmak gibi bir şans da varken, bu altı gizemli davayı çözebilecek miyiz?
Tarihteki En Kötü 10 İnsan
etiket
-Nasyonel Sosyalist Alman İşçi Parti Üyesi   -SS LideriAlmanya(Dönem 1929-1945)Nazi Almanya'sında toplama kamplarının başındaki kişi olarak bilinir.Gaz odası uygulamasının en büyük sorumlusudur.Himmler'in emriyle gaz odalarında öldürüleren yahudi ve yahudi olmayan insan sayısı  6 milyonun üzerindedir.Himmler  takma dişinin içine saklanmış olan siyanür kapsülünü patlatarak  intihar etmiştir.
Reklam
Kanalizasyon Çalışmasında Tarihi Hamam Ortaya Çıktı
Ankara'nın Ulus semtinde yapımı devam eden Hacı Bayram Veli Çarşısı Sokağı'nın kanalizasyon çalışmalarında tarihi eserler ortaya çıkardı. Ankara Valiliği’nin arka sokağında belediye ekiplerinin kazı yaptığı sırada çıkartılan ve Roma dönemine ait olduğu belirlenen sütun başı ve parçalarının ardından bölgede inceleme yapan ekipler, tarihi Roma Hamamı’nın sütun parçalarına ulaştı. Ayrıca, yapılan kazılarda sütunların sıra halinde olduğu ve bir tünel boyunca devam ettiği belirlendi. Yapılan incelemeler ardından Ankara 2 numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’na gönderilen rapor neticesinde tarihi eserlerin akıbeti belli olacak.Ankara Valiliği’nin arka girişinde yapılan kanalizasyon çalışmaları kapsamında Belediye Fen İşleri ekipleri yolu kazarak beton boruları yerleştirmek istedi. Kepçe yardımıyla yapılan kazı çalışmalarında toprağın 5 metre altında sütun parçalarının olduğu fark edildi. Bunun üzerine çalışmalara ara verildi.KANALİZASYON ÇALIŞMALARI DURDURULDUBölgedeki kanalizasyon çalışması durduruldu. Ancak bölgenin doğalgaz hattı da aynı yerden geçmesi nedeniyle tarihi eserlerin üzerinden hat bağlanarak kullanıma açıldı. Daha sonra kazının yapıldığı alan beton bloklarla korumaya alındı.Topraktan çıkartılan bazı parçalar incelenmek üzere çıkartıldı. Çıkartılan parçalardan sütun direği ve işlemeli başı koruma altına alındı. Bunun üzerine bölgeye Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ne bağlı görevliler gelerek ortaya çıkan eserleri inceledi. Yapılan araştırmalarda Roma Hamamı’nda kullanılan sisteme benzer bir tarihi yapının mevcut olduğu ortaya çıktı.Zaman
Zamanının Çok Ötesinde Olan 47 İlham Verici Kadın
Kadın demek sadece anne, kız veya kız kardeş demek değildir. Tarih boyunca adaletsizliğe uğrayan ve elde ettiği tüm haklara tırnaklarıyla kazıyarak ulaşan demektir. Bu galeri tüm cesur kadınlara ve ilham bulmak isteyenlere ithaf edilmiştir...
Reklam
Yedi Güzel Adam'ın 7 Güzel Sesi
Cahit Zarifoğlu yedi tane adamdan bahseder 'Yedi Güzel Adam' şiirinde. Bu adamların arkalarında bıraktığı sözlerden Yedi Güzel örnek ;
2 Bin Yıllık Mezar Taşı Tuvalete Giriş Basamağı Oldu
Aspendos yakınlarındaki köyde inceleme yapan müze müdürü tuvalet girişi olarak kullanılan 2 bin yıllık mezar steli buldu.Aspendos Antik Kenti yakınlarındaki bir köyde duvar taşı, su arığı ve tuvalete giriş basamağı olarak kullanıldığı belirlenen tarihi eserler, Antalya Müze Müdürü Mustafa Demirel tarafından tespit edilerek bulundukları yerlerden çıkarıldı.Camili Mahallesi'nde tarihi buluntular olabileceği bilgisi üzerine Müze Müdürü Demirel, birinci derece sit alanı olan bölgede inceleme yaptı. Demirel, mahalle sakinlerinden Ahmet Demir'in evinin bahçesinde Roma dönemine ait mezar stelinin (taşı) tuvalet girişinde basamak olarak kullanıldığını görünce büyük şaşkınlık yaşadı.AHIRLARDA DA TARİHİ ESERLER BULUNDUBetonla bulunduğu yere sabitlenen mezar taşını kazmayla zarar vermeden çıkaran Demirel, tarihi eseri daha sonra Aspendos kazı ekibine teslim etti. Mahallede incelemelerine devam eden Demirel, su arığı, ev ve ahırlarda duvar taşı olarak aynı döneme ait eserlerin kullanıldığını belirledi.2 bin yıllık Roma mezar stelini tuvalet basamağı olarak kullanan 68 yaşındaki Ahmet Demir, 'Bu mermer parçanın bu kadar eski olduğunu bilmiyordum. Bahçede çalışırken bulduk ve üzerindeki yazıları okuyamadığımız için çok önemli bir şey olacağını düşünmemiştik. Evimizin hemen dışındaki tuvaletimizde basamak olarak kullandık' ifadesini kullandı. ANTALYA - AA
Saddam Hüseyin Deyince Akla Gelmesi Mümkün Olan 5 Nokta
Saddam Hüseyin Abdülmecid El-Tikriti, Irak'ın beşinci cumhurbaşkanıdır.(1979-2003).Saddam Hüseyin, kendinden önceki Irak devlet başkanlarından farklı özelliklere sahip bir liderdi. Modern Irak tarihinde iktidar olmuş bütün liderlerden daha hırslı, daha gözü kara ve daha acımasızdı. Saddam Hüseyin, insanlığa karşı işlenmiş suçlar kategorisine giren toplu katliam ve soykırım operasyonlarına imza atmıştır ki bu konu üzerinde tartışma olmayan bir meseledir. Saddam’ın sonunu getiren süreç bu katliamlarla başlamış, daha sonra attığı adımlar kendi sonunu hızlandırmaktan başka bir işe yaramamıştır. Peki tek hatırladığımız bunlar mı? Devamı var elbette...
Reklam
Reklam
Atatürk İle Florya'da Nostalji Yolculuğu
“Yaşanmışlıklarla dolu Florya, tarihi dokusu ve hatıralarıyla değerleri yaşatan ender yerlerden biri. ‘Eskilerle Florya’ Albümü yaşadığınız yerin anlamını tekrar hatırlatmaya ve o zamanlara geri dönmenizi sağlayacak en doğal kareleri sizin için depolayan bir tarih dosyası niteliğinde…”
Reklam
450 Yıllık Hamam Meclis Salonu Oldu
Lüleburgaz Belediyesi, 450 yıllık Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi'ndeki hamamı belediye meclis salonuna çevirdi.Lüleburgaz Belediyesi, 450 yıllık Sokollu Mehmet Paşa Külliyesi'ndeki hamamı 6 milyon liraya restore edip belediye meclis salonu haline getirdi. Salonun Türkiye 'deki belediyeler arasında bir ilk olduğunu savunan CHP 'li Belediye Başkanı Emin Halebak, 'Oturma düzeniyle de Başkan'ı üyelerle eşitledik' yorumunu yapıyor.Hürriyet Yazarı Vahap Munyar 'Bu meclise giren terler' başlıklı yazısında şunlara vurgu yaptıKırklareli'nin Lüleburgaz ilçesi Belediye Başkanı Emin Halebak aradı: 450 yıllık Sokollu Mehmet Paşa Külliyesi'ndeki hamamı restore edip belediye meclis salonu haline getirdik. Bu, Türkiye'deki belediyeler arasında bir ilktir. Prof. Kenan Mortan ve Dünya Gazetesi Başyazarı Osman Saffet Arolat'la birlikte geçenlerde Lüleburgaz'a açılış için gittik. Milli Eğitim eski bakanlarından Necdet Tekin, CHP İstanbul milletvekilleri Umut Oran ve Süleyman Çelebi'nin de katıldığı törende Lüleburgaz Belediyesi Fen İşleri Müdürü Nalan Koç, Sokollu Külliyesi'nin özelliklerini anımsattı: Sokollu Külliyesi, Mimar Sinan'ın Selimiye'den önce yaptığı eserlerden biridir. 1568'de yapımı gerçekleştirilen 3 bin metrekarelik alana sahip Külliye, Camii, Medrese, Arasta, Kervansaray, Hamam ve Sübyan Mektebi'nden oluşur. Bugün sadece cami, medrese, arasta, sübyan mektebi ve restorasyonunu gerçekleştirdiğimiz çifte hamam ayakta kalabilmiştir.6 MİLYONA MAL OLDU Restorasyonun bedelini ortaya koydu: 2006'da gerçekleşen satın alma süreci dahil restorasyon 6 milyon 205 bin liraya mal oldu. Bunun 235 bin 127 Euro'su, 'Bulgaristan ile Tarihi KültürelMirasın Korunması' çerçevesinde gelen hibeden oluştu. Bu para da mobilya ve bilgisayar donanımlarına harcandı.Emin Halebak, mecliste oturma düzenine işaret etti: TBMM dahil, birçok kurumun meclis salonunda başkanlık divanının bulunduğu yer daha yüksektedir. Biz, başkan ve meclis üyelerinin birbirlerini rahat görecekleri oturma düzeni tercih ettik. Usta yazar Çetin Altan'ın İşçi Partisi milletvekili olarak TBMM'de bulunduğu günlerdeki sözüne gönderme yaptı: Çetin Altan, o günlerde meclis başkanı ve divan üyelerinin daha yukarıda bir noktada oturmasına 'marangoz hatası' benzetmesi yapmıştı. Biz, 'marangoz hatası' yapmadık. Ardından Prof. Kenan Mortan, 'Yerel Yönetimler ve Demokrasi' başlıklı sunum yaptı: Değer yaratan projeyle rant projeleri arasında ak ile kara arasındaki gibi bir fark vardır. Rant projesi çıkar sağlar. Değer yaratan proje ise yurttaşın hayatını etkiler ve olumlu yönde değiştirir. Nobel ödüllü Prof. Hayek'ten alıntıyla şu noktaya dikkati çekti: Siyasi partiler için 'sağ' ve 'sol' kategorik hükümler yerine, 'değer yaratan' ve 'rant yaratan' ayrımı yapmak daha doğru olmaz mı?YEREL YÖNETİMLERİN PAYISonra yerel yönetimlerin kamu yatırımları içindeki payı konusunda örnekler verdi: Yerel yönetimlerin kamu yatırımları içindeki payı Türkiye'de yüzde 23 iken Fransa'da 70, İspanya'da 30, Polonya'da 62'dir. Türkiye'de kamu kaynağının yüzde 85'i merkezin tasarrufundayken, Avrupa'da bu pay ortalama yüzde 50'dir. Gelir örneklerinin de altını çizdi: - İtalya'da gelirlerin yüzde 60'ı, İngiltere ce Almanya'da da yüzde 34'ü yerel vergilerdendir. Türkiye'de ise yerel yönetimlerin vergi koyma, ekleme, azaltma yetkisi yoktur.Prof. Mortan, sunumunu Montesquie'nun sözüyle noktaladı: İdeal devleti yerel topluluk yaratır. Lüleburgaz Belediyesi, meclis salonunu tarihi mekana taşıyarak kabul etmeyeni 5'inci kattan atarım Emin Halebak, hamam bölümünün alınması ve restorasyonunun tüm partilerin desteğiyle gerçekleştiğini belirterek şöyle konuştu: 'Belediye binamız tamirdeyken toplantılarımızı Ata İş Merkezi'nin 5'inci katında yapıyorduk. Sokollu Külliyesi çifte hamam konusunu gündeme getirdiğimde, 'Bu projeye oy vermeyeni 5'inci kattan atarım' dedim. Proje kabul gördü. SokolluKülliyesi'ndeki salonumuz giriş katı. Artık kimseye '5'inci kattan atarım' demek de mümkün değil.Belediyenin 2014 bütçesi 86-88 milyon lira dolayında. Sokollu Külliyesi'ne harcadığımız 6 milyon lira, bizim için küçük bir rakam.'Kaynak: T24
7 Gravür ile 16. Yüzyılda Türkler ve İstanbul
Belçika doğumlu gravür sanatçısı Pieter Coecke van Aelst, 1533'te İstanbul'a bir ticaret delegasyonuyla birlikte gelir. İstanbul'da hızla tanınırlığı artan sanatçı; Türkçeyi öğrenir ve Saray hayatını yakından takip eder. Bir yıl kadar kaldığı İstanbul'dan ayrıldığında yanında olanca hatıra ve ayrıntılı betimlemeleriyle süslü yedi harika gravür bulunmaktadır. İstanbul'da Padişah'ın hamiliğine giremediyse de ertesi yıl bu kez Kutsal Roma İmparatoru V. Karl'ın Saray Ressamı olmayı başarır. Kariyerindeki bu inanılmaz yükselişe rağmen İstanbul'da resmettiği gravürler tarihi bir vesika olarak değerini hiç bir zaman kaybetmez. Aşağıdaki listede Pieter Coecke van Aelst'in elinden çıkmış bu harika gravürleri izleyebileceksiniz. Gravürler ilk kez Les Moeurs et Fachons de Faire de Turcs (Türklerin Gelenekleri ve Giyimleri) kitabında yayınlanmıştır. İyi Seyirler.NOT: Gravürlerin telif hakları dolduğu için New York Metropolitan Museum of Art tarafından internete yüklenmiştir.
İstanbul Modern'de 'Yüzyıllık Aşk'
Türkiye'nin ilk sinema salonlarından bugünün festival sinemalarına kadar uzanan nostaljik bir sunum yapan 'Yüzyıllık Aşk: Türkiye'de Sinema ve Seyirci İlişkisi' sergisi İstanbul Modern'de açıldı.Türkiye'de sinema kültürünü ve sinema sevgisini seyircinin bakış açısıyla inceleyen, geniş bir yazılı ve görsel arşiv araştırmasıyla sinema tarihinin belleğini görünür kılan, Türkiye'nin ilk sinema salonlarından bugünün festival sinemalarına kadar uzanan nostaljik bir sunum yapan 'Yüzyıllık Aşk: Türkiye'de Sinema ve Seyirci İlişkisi' sergisi İstanbul Modern'de açıldı.İstanbul Kalkınma Ajansı ile Kültür ve Turizm Bakanlığının katkılarıyla İstanbul Modern tarafından Türk Sinemasının 100. yılına ithafen hazırlanan, küratörlüğünü İstanbul Modern Sinema Yöneticisi Müge Turan ve araştırmacı yazar Gökhan Akçura'nın üstlendiği serginin açılışında konuşan Kültür ve Turizm Bakanı Çelik, serginin Türk sinemasının 100. yılına dair en önemli etkinliklerden olduğunu söyledi.Serginin sinemaya seyirci gözünden baktığını ve bunun kavramsal olarak çok önemli olduğunu dile getiren Çelik, Türk sinemasının bir kültür-sanat faaliyeti olmanın ötesinde hafızalarını ve belleklerini oluşturan bir sektör olduğunu ifade etti.Çelik, sinemada toplumsal hayatın çeşitli evrelerinin olduğunu ve tiyatrocuların baskın olduğu dönemden Yeşilçam'ın altın çağlarına kadar çok farklı dönemlerin görüldüğünü kaydetti.Bakan Çelik, 'En önemlisi çeşitli toplumsal ve siyasi evreleri görüyoruz. Bunlar da gelenek-modernizm çatışması, siyasi merkez ve çevre çatışması, tarım toplumu ile sanayi toplumu çatışması, kır-kent çatışması gibi. Tüm bu unsurlar aslında Türkiye'yi, tarihini anlamamız için mutlaka bilmemiz, derinlemesine anlamamız gereken bütün bu unsurlar sinemamız tarafından bugüne kadar saklanmış durumda' diye konuştu.'Hasar görmüş filmleri restore edecek teknik donanımları sağladık'Bundan sonrasında akademisyenlerin, araştırmacıların Türkiye'yi anlamak için çeşitli konuları ele alırken sinemaya daha fazla eğilmesi gerekeceğini vurgulayan Çelik, İstanbul Modern'in böyle bir sergiyle kendilerinin de hafızalarını tazelediğini bildirdi.Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, şöyle devam etti:'Ayrıca bildiğiniz gibi en önemli unsurlardan bir tanesi sinema mirasının korunması. Bugüne kadar bu mirasın iyi korunduğunu söyleyemeyiz. Birtakım toplumsal şartlar, bireysel hassasiyetlerdeki zaaflar neticesinde iyi korunamamış. Hem ihtilal dönemlerinde veya başka muhtıra dönemlerinde yakılmış sansürlenmiş. Sinema hafızamız ciddi bir şekilde hasar görmüş. Bunun korunmasıyla ilgili bir adım atıyoruz. Sinema Genel Müdürlüğümüz bünyesinde bir Sinema Arşiv Müzesi oluşturacağız. Ayrıca bu hasar görmüş filmleri restore edecek teknik donanımları sağladık. Bundan sonra korunmasıyla ilgili de tedbirler alacağız. Tüm bunlarla sinemanın 100. yılını kutluyoruz. Herkes bu sergiyi gezsin. Sinemanın gerçek sahibi sokaktaki seyircidir. Aslında bir bakıma da seyircinin gözünden Türkiye'nin geçmişini, toplumsal sıkıntılarını, çeşitli tarihi karelerini anlatan bir sergi olmuş. Emeği geçenleri kutluyorum.'Çelik, sinemanın halkın sıkıntılarını paylaşması açısından da önemli olduğuna işaret ederek, Türk halkının sinemada kendi hayatının resmini çektiğini anlattı.'Sergi, sinema ile seyirci arasındaki aşk öyküsünü gündeme getiriyor'İstanbul Modern Yönetim Kurulu Başkanı Oya Eczacıbaşı da İstanbul Modern'in benimsediği disiplinlerarası yaklaşımını, kuruluşunun 10. yılında yenilikçi projelerle görünür kılmaya devam ettiğini anlatarak, 11 Aralık 2004'te açılan İstanbul Modern'in, Türkiye'de bir müze çatısı altında hizmet veren sinema salonu ve bölümüne sahip ilk kurum olduğu bilgisini verdi.İstanbul Modern Sinema'nın, hem dünya sineması hem de Türk sinemasından örnekler sunduğunu, sıra dışı film ve belgeselleri sinemaseverlerle buluşturduğunu aktaran Eczacıbaşı, Türk sinemasının 100. yılında sinema ile seyirci arasında yüzyıldır süren aşk öyküsünü gündeme getiren ve Türkiye'de ilk kez gerçekleştirilen araştırma sergisine ev sahipliği yapmaktan mutluluk duyduklarını ifade etti.Eczacıbaşı, 'Ülkemizde sinema kültürünü ve sinema sevgisini seyircinin bakış açısıyla inceleyen sergi, geniş bir yazılı ve görsel arşiv araştırmasıyla, sinema tarihimizin belleğini görünür kılıyor. Sinemanın bizi nasıl değiştirdiğini ve dönüştürdüğünü yansıtarak, sayısız sosyo-kültürel dinamiği yeniden değerlendirmemize olanak sağlıyor. Yazılı ve görsel arşiv belgelerinin dijital ortama aktarılması ve hazırlanan kapsamlı sergi kataloğu sayesinde, yapılan araştırmalardan gelecek kuşakların yararlanacağını umuyorum' ifadelerini kullandı.Konuşmaların ardından, sergiye katkısı olanlara plaket verildi.Açılışa, Eczacıbaşı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı, iş adamı Ethem Sancak, ünlü oyuncu Hülya Koçyiğit, sanat ve iş dünyasından çok sayıda davetli katıldı.'Yüzyıllık Aşk: Türkiye'de Sinema ve Seyirci İlişkisi' sergisiİstanbul Modern'in kuruluşunun 10. yılında Türk sinemasının 100. yıl dönümüne ithafen sunduğu 'Yüzyıllık Aşk: Türkiye’de Sinema ve Seyirci İlişkisi' sergisi, sinemayı yaşatan unsur olarak seyirciye odaklanıyor, sinemanın seyirciyle buluşma anlarına, bu buluşmanın yarattığı şaşırtıcı ve büyülü kolektif ve kişisel dünyalara yer veriyor.'İstanbul Kalkınma Ajansı 2014 yılı Kar Amacı Gütmeyen Kuruluşlara Yönelik Küresel Turizm Merkezi İstanbul Mali Destek Programı' kapsamında desteklenen ve Kültür ve Turizm Bakanlığının katkılarıyla gerçekleşen sergi, Türkiye'de ilk kez düzenleniyor.Sinema tarihinde seyirciye dair yazılı ve görsel arşiv malzemesini dijital platforma aktararak, kaynakları iyi korunmamış ve kişisel çabalarla yaşatılmaya çalışılmış bir tarihin belleğini görünür kılmaya çalışan sergi, seyircinin sinema ile buluşma noktası sinema salonlarını 'seyirci mabetleri' olarak değerlendirirken, Türkiye'nin ilk sinema salonlarından günün festival sinemalarına kadar uzanan nostaljik bir sunum yapıyor.Sergi, seyircinin sinema ve filmlerle ilişkisini sağlayan gazete ilanları, film broşürleri, afişler gibi unsurların yanı sıra sinema seyircisinin fanatizmini de ayrı bir bölümde ele alıyor.Cikletlerden çıkan resimlerden çay tabaklarına kadar sinemaya dair her şeySinema seyircisinin 'fanatik' olduğu saptamasını yapan sergide, ciklet, çikolata gibi malzemelerden çıkan resimler başta olmak üzere, sinema konulu kitaplar, romanlar, yıldız takvimleri, Türkan Şoray resimli çay tabağı, Filiz Akın resimli cüzdan benzeri her tür sinema belgesi ve objesi yer alıyor.Sergi aynı zamanda fanatik olarak adlandırılabilecek üç kişiyi 'Sinema Seyircisi Fanatiktir' başlıklı bölümde büyüteç altına alıyor.Sergide sinema ve seyircinin 'büyülü' ilişkisi, yıldızlardan imzalı fotoğraflar, aktris Hümaşah Hiçan'a yazılmış hayran mektupları, dergi kapakları, sinema dergilerinin düzenlediği yıldız buluşmalarından örneklerle aktarılıyor.'Yüzyıllık Aşk' sergisi için 50'ye yakın filmden, Türkiye'deki sinema ve seyirci arasındaki özel ilişkiyi yansıtan sahneleri bir araya getiren özel bir çalışma hazırlandı. Bu video, 1950'li yıllardan bugüne seyircinin sinema deneyiminin tarihine dair önemli bir belge niteliği taşıyor.Aynı zamanda sergi kapsamında seyircinin film müzikleriyle kurduğu ilişkiyi, nostaljik bir deneyime dönüştüren özel bir alan tasarlandı. Ziyaretçiler Türk filmlerinde yer alan unutulmaz şarkılar arasından seçtikleri plağı dinlerken, o filmdeki sahneyi eş zamanlı izleyebiliyor.Türk sinema tarihinde seyirciye dair yazılı ve görsel arşiv malzemesini dijital platforma aktararak, kaynakları iyi korunmamış ve kişisel çabalarla yaşatılmaya çalışılmış bir tarihin belleğini görünür kılmaya çalışan sergi 4 Ocak 2015'e kadar görülebilecek.Muhabir: Uğur Aslanhan | AA
Reklam