Büyükada Rum Yetimhanesi'nin 15 Etkileyici Fotoğrafı
Büyükada Rum Yetimhanesi, Büyükada'nın Manastır Tepesi'ndedir (eski adıyla Yunanca İsa anlamına gelen Hristos Tepesi). Bina 1898-1899 yılları arasında bir Fransız şirketi tarafından otel olarak inşa edilmiştir. Binanın mimarı, dönemin ünlü mimarlarından Alexandre Vallaury'dir. Yapı günümüzde boş olmakla birlikte Rum Ortodoks Patrikhanesi'nin kontrolü altında bulunmaktaydı. Dünya'nın en büyük ahşap binalarından biridir.. Ülkemizdeki mimarlar mimarlık ile milli kimlik arasındaki bağı genel olarak reddederken, bir yabancı mimar Alexandre Vallaury kültürümüze saygı göstermiş ve İstanbul'daki diğer eserleri gibi bu yapıda da geleneksel mimarimiz unsurlarını ve geleneksel yapı malzememiz olan ahşabı kullanmıştır.
Avrupalı Zengin Roman'ların Hiç Bilmediğiniz Hayatlarından İlginç Fotoğraflar
1990 yılındna bu yana her sene 8 Nisanda çeşitli etkinliklerle kutlanan Roman Günü hakkında bir çoğumuz haberdarız. Daha da ötesi romanlar yani daha çok çingene adıyla tanınan, Avrupa ve Asyada yerleşen hemen-hemen her ülkede sık-sık rastlayabileceğimiz göçebe bir halk. Hayat tarzlarına uygun işler yaparak geçim sağlarlar. Kadınlar falcılık yapar, dilenir ya da dans ederler. Erkekler çalgı çalar, lehimcilik, kalaycılık, hayvan ticareti gibi mesleklerde çalışırlar. Ama göreceğiniz çingeneler bildiğiniz tarzlardan değil.
Vefa'da Tarihi Vefasızlık
Kiliseden camiye çevrilen Molla Gürani Camii'nde tarih siliniyor. 800 yıllık yapıda papaz odası tuvalete çevrildi. Mozaiklerin üzeri badana ile örtüldü. Girişe prefabrik ev yapılıp kat çıkıldı İstanbul Vefa’daki Molla Gürani Camii’nde tarihi izler siliniyor. Agios Theodoros Kilisesi olarak anılan ve Fatih Sultan Mehmet’in hocası tarafından camiye çevrilerek ‘Molla Gürani’ adını alan yaklaşık 800 yıllık yapı, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde bulunan Süleymaniye Koruma Alanı içinde ancak kaderine terk edilmiş durumda. Vefa’da ‘Kilise Cami’ olarak da bilinen yapıda Bizans döneminde ‘papaz odası’ olarak kullanılan bölüm fayans döşenerek tuvalet haline getirilmiş, aynı döneme ait kapılar beton dökülerek kapatılmış. Sütunların büyük bölümü, detaylar ve bezemelerin üzerleri de sıva, boya, kaplama ve halıyla örtülü. Serdar Korucu'nun Radikal'de yer alan haberine göre, yapının içinde giriş bölümünde prefabrik bir ‘ev’ inşa edildi, tuvaletin hemen yanından çıkan merdivenlerle ulaşılan üst kata da bir başka ‘daire’ oluşturuldu. Ayrıca Molla Gürani Camii’nin kapalı tutulan bahçesine de ‘gecekondu’ inşa edildi. Yani eski kilisede üç ailenin yaşayabileceği alan meydana getirilmiş durumda. 2010 yılında basında yer alan haberlerin ardından Vakıflar Genel Müdürlüğü restorasyon kararı aldığını açıklayıp 2011 projelerine dahil ettiğini duyursa da aradan geçen üç senede hiçbir değişiklik yapılmadı. Halbuki Vakıflar Genel Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada, “İlgili koruma kurulunun onayını müteakip onaylı restorasyon projeleri doğrultusunda gerekli restorasyon çalışmalarına başlanılacaktır” denilmişti. Uzmanlarsa eski Bizans kilisesi için yetkilileri uyarıyor. Müzeye çevrilmeli Prof. Dr. İlber Ortaylı / Tarihçi Bu yapı geç Paleologos dönemine aittir. O dönem İtalyan etkisiyle yapılan mozaiklerin bir kısmı açılmıştı. Hepsi de çıkartılmadı. Fakat çok önemli mozaikler bulunuyor. Çok harap vaziyette. Duvarlarına birtakım musluklar açılmış, usulsüz eklemeler yapılmış. Duvarlarındaki yonca süslemelerinin ise haç zannedilerek üstü harçla kapatılmış durumda. Binanın çevresi de çok kötü durumda. Acilen korumaya alınması gerekiyor. Zaten cemaati de çok fazla değil. Özellikle ön cephesindeki giriş bölümü yani narteksin restore müzeye çevrilmesi lazım. Örnek olarak Fethiye Camii’nin alınması gerekiyor. Eyice: Emniyet devreye girsin Prof. Dr. Semavi Eyice / Sanat tarihçisi 1- derece önemde bir tarihi eser. Avrupa ’daki ilk sanat tarihi kitaplarına ilk giren yapılardandır. Güya din adamı yetiştiren bir kesimin elinde. Mozaikleri de berbat ettiler. Üstelik resmedilenler Hıristiyan azizleri değil Tevrat peygamberleri. Yani İslam’ın da tanıdığı peygamberlerin kral betimi ile portreleri bulunuyordu. 40-50 sene önce ortaya çıkartılan bu eserlerin üstünü badana ile kapattılar. Bu konuda Emniyet teşkilatının devreye girmesi gerekiyor.T24
Dünyanın En Zeki İnsanı “William James Sidis” in Hayatı
1898-1944…Hepi topu 46 yıl yaşamış dünyanın gelmiş geçmiş en zeki insanı olduğu iddia edilen William James Sidis’in IQ seviyesi ölçülemez değerdeymiş. (250-300 arasında olduğu kabul edilir.)Rus Yahudisi muhacir bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş. 6 aylıkken alfabeyi çözmüş, 18 aylıkken New York Times okuru olmuş, 2 yaşında Latince’yi, 3 yaşında Yunanca’yı öğrenmiş, anatomi üzerine denemeler yazdığında 4 yaşındaymış ve 8 yaşına gelmeden önce İngilizce, Latince, Yunanca, Rusça, İbranice, Fransızca ve Almanca’yı öğrenmiş. İlkokul çağı geldiğinde ise Vindergood adıyla andığı bir de dil geliştirmiş. İlkokulu;1. sınıf 1 gün2. sınıf bir kaç gün3. sınıf 3 ay4. sınıf bir hafta5.sınıf 15 hafta6 ve 7. sınıflar beş buçuk hafta gibi bir sürede bitirmiş.11 yaşında Harvard’a kabul edilmiş. Aynı sene Harvard’da profesörlere 4 boyutlu objeler hakkında ders vermeye başlamış,16 yaşında Harvard Hukuk Fakültesine geçmiş. 20 yaşına gelince de sosyalist/komünist eylemlere, mitinglere katıldığından hapse girmiştir.Sidis’in bir günde bir dili öğrenebildiği ve ertesi gün diğer bildiği diller ile çapraz mukayese ve tercüme yapabilir hale geldiği de iddialar arasındadır. Kendisi bu bir günde dil öğrenme hadisesi sebebiyle ölümüne dek bilinen ve öğrenilebilen bütün dilleri öğrenmiş, hatta bir iki adım ileri gidip diller uydurmaya başlamıştır.Babası Boris Sidis, Harvard Üniversitesi’nde psikoloji ve psikiyatri eğitimi veriyormuş, pek çok da kitabı varmış. Annesi Sarah, bir tıp doktoruymuş. Bütün bu zeka dolu hayatına ve olanaklara rağmen Sidis, bekleneni verememiş, bir iki kitap, çok kayda değmeyen bir akademik hayat ile silinip gitmiştir.Aslında dünyaca ünlü harika çocuk olarak anılması gereken, ama “umutları boşa çıkartan” kişi olmuştur. Evet, bir baltaya sap olamamıştır. Ama bunun nedeni William değil, ondan yararlanmaya çalışan ailesi, göçtüğü yerdeki insanlar ya da medyadır. Sidis , haftada 20 Dolar getiren bir işte katip olarak hayatını kazanan, dedektif romanları okumaktan ve Amerikan yerlilerinin ritüellerine merak sarmaktan başka pek bir şeyle ilgilenmeyen bir insan olarak kalmıştır.
Mehmet Akif Ersoy Kimdir?
İstiklal Marşı’mızın yazarı Mehmet Akif Ersoy 1873 yılında İstanbul’da doğdu. İlkokul yıllarında babasından Arapça öğrenmeye başladı. Dil derslerine büyük ilgi duyuyordu. Rüştiye’deki eğitimi boyunca Türkçe, Arapça, Farsça ve Fransızca derslerinde hep birinci oldu. Okul yıllarında spora büyük ilgi gösterdi. Mahalle arkadaşı Kıyıcı Osman Pehlivan’dan güreş öğrendi. Başta güreş ve yüzme olmak üzere uzun yürüyüş, koşma ve gülle atma yarışlarına katıldı. ŞİİR TUTKUSU Şiire olan ilgisi okulun son iki yılında yoğunlaştı. 6 ay içinde Kuran’ı ezberleyerek hafız oldu. 1895′te Mektep Mecmuası’nda “Kuran’a Hitab” adlı şiiri yayımlandı. Memuriyet hayatı başladı. Edebiyata olan ilgisini şiir yazarak ve edebiyat öğretmenliği yaparak sürdürdü. Resimli Gazete’de, Servet-i Fünun Dergisi’nde şiirleri ve yazıları yayımlandı. Milli Mücadele’yi destekledi. Ankara’ya gidip 1. Millet Meclisi’nde Burdur milletvekili oldu. İstiklal Marşı’nı yazdı. İstiklal Madalyası ile ödüllendirildi. Ardından İstanbul’a döndü. KUR’AN TERCÜMESİ Diyanet İşleri ile Kuran’ı Türkçe’ye tercüme etmek için anlaşma imzaladı. Bu görevi başlangıçta reddetmişti. Çünkü kendi eserlerini yazmak istiyordu. Ancak bu çeviriyi yapabilecek tek adam olarak görüldüğünden çok yoğun ısrar vardı. Kabul etmek zorunda kaldı. Adeta inzivaya çekilerek 6-7 sene üzerinde çalıştı. Sonuçtan memnun kalmadı. Mukaveleyi fesh etti. Siroz hastalığına yakalandı. 1936 yılında İstanbul’da hayatını kaybetti.
Selfie Çekerken Tarihi Heykeli Kırdı!..
Bir öğrenci selfie çekerken 19. yy Greko-Romen heykelini kırdı. Öğrencinin İtalya'nın Milano kentindeki tarihi bir heykelin kucağına oturarak Instagram fotoğrafı çekmeye çalışırken heykeli kırdığı belirtildi. Öğrencinin selfie çekmek için heykelin kucağına oturduğu sırada heykelin bacağı koptu. Ancak olay bir gün sonra anlaşıldı. İtalya'nın en ünlü akademik kurumlarından olan Brere Güzel Sanatlar Akademisi çalışanları kırık bacakla karşılaşınca ne olduğunu anlamak için güvenlik kameraları kayıtlarını inceledi. Heykel, Hellenistik devrina ait yarı insan yarı hayvan olan ve sızmış halde uyuyan 'Sarhoş Satiri' temsil ediyor.Adı açıklanmayan öğrencinin bacak kopmadan önce fotoğrafı çekip çekemediği ise bilinmiyor. Metin Güneş / CNN TÜRK / Londra
Zamanında Kullanılmış Birbirinden Acayip 23 Dinleme Cihazı
Bakanlar ve milletvekilleri telaş yapmasın bunlar şimdiki gibi telefonlara yerleştirilen dinleme cihazlarından değil. Şimdiki devasa kulaklıkları andıran(!) bu acayip cihazlar elektronik radar bulunmadan önce radar niyetine kullanılıyordu ve mekanik kulak zarları gibi çalışıyorlardı. Saçma gözükseler de sesin hangi yönden geldiğini ve ses dalgalarını sayarak kaynağın uzaklığını bulabiliyorlardı. Bir ilginç bilgi daha: Ordular bu cihazları duyma yetileri daha keskin olur diye çoğu zaman görme engellilere kullandırıyorlardı.
18 Mart 1915 i Hatırlayalım...
18 Mart ÇanakkaleBulutlar sarmıştı her yanı,Kapkara bir geceydi,Yağmur,bardaktan boşalırcasına,Sağnak gibi yağıyordu,Yedi düvelin gemilerinden yükselen,Top,tüfek sesleri,Her yanı inletiyordu,Mustafa Kemalin askerleri,Aslanlar gibi dövüşüyordu,Ve Çanakkale kahramanca,Düşmana selam veriyordu,Kükrüyordu tepeden,Mustafa Kemal,Vatanıma ayak basacaksa düşman,Yaşamanın ne gereği var,En son nefer ölünceye kadar,Dövüşeceksiniz aslanlar,Görecek bütün dünya,Ne aslanlar doğururmuş,Emineler,Hatçeler,Ayşeler,Fatmalar.Ali Osman Yılmaz