onedio
Büyük İskender'in 2000 Senelik Sırrı Çözüldü mü!
Makedonya kralıyken kısa sürede Yunanistan 'dan Hindistan 'a kadar büyük bir imparatorluk kuran Büyük İskender 'in Milattan Önce 323 senesindeki ölümünün üzerindeki sırrın çözüldüğü ifade ediliyor. Bazı tarihçiler 32 yaşında ölen imparatorun eceliyle öldüğünü savunurken Yeni Zelanda'da Otago Üniversitesi'nde zehir bilimci Leo Schep, 2.000 sene kadar sonra ölümün üzerindeki sırrı çözdüğünü iddia etti. Schep, Büyük İskender'in zehirli bir şarapla öldürüldüğünü düşünüyor. Prof. Dr. Pat Wheatley ile birlikte yaptığı araştırmayı Clinical Toxicology dergisinde yayımlayan Schep, kullanılan zehrin muhtemelen Veratrum albüm (beyaz çöpleme) bitkisinden elde edildiğini bildirdi. Beyaz çiçekli bitkiden mayalanma suretiyle zehirli şarap yapılabileceği ifade ediliyor. Schep son derece acı bir tadı olan bu şarabın tatlandırıcılarla tatlandırıldığını düşünüyor. Büyük İskender'in zehirli şarabı içerek işkence gibi 12 gün geçirdiği, konuşamaz ve yürüyemez hale geldiği dile getirildi.
Tarihin En Garip Vergileri
Antik Roma'da köleler belli bir süre sonunda veya bedel ödeyerek özgürlüklerine kavuşabiliyordu. Roma devleti, bedel ödeyerek özgür kalan kölelerin özgürlükleri için vergi ödemesini istiyordu.
Hitler'den 18 Yağlı Boya Çalışması
Orta okul yıllarında derslerinde çok zorlanan Adolf Hitler, kendisini resime vermişti. İleride ressam olmayı kafasına koydu ve okulu bıraktı.17 yaşındaki Genç Adolf, ilk defa geldiği Viyana'dan çok etkilenir. Viyana sanat ve kültürün kalbidir. Operalar, baleler, konserler, tiyatrolar, resim galerileri...Etrafa hayran hayran bakınırken duvarda bir ilan görür; Viyana Güzel Sanatlar Akademisi resim bölümü seçmeleri.Kendisine ve sanatına güvenen Adolf hemen seçmelere kayıt olur. 1907 yılının ekim ayında yapılan seçmelerin ilk aşamasında, 110 kişi arasından seçilen 33 adaydan birisi olarak ikinci aşamaya girmeye hak kazanır.Ertesi gün yapılan ikinci aşamada, seçilen 10 öğrenci arasına giremeyince dünyası yıkılır. Büyük hayal kırıklığı ile akademi müdürünün odasına giden Adolf, neden seçilemediğini sorar. Çizgilerinin sert olduğu, resim yeteneğinin kısıtlı olduğu cevabını alır ama yine de pes etmez. Bir sene sonraki seçmelere başvuran Adolf bu sefer sınava dahi kabul edilmez.Bu dönemde maddi olarak da kötü durumda olan Adolf çok zor zamanlar geçirir. Parası bitince bir kilisenin evsizler barınağında yaşamaya başlarken bir taraftan da kar küreyerek, bavul taşıyarak hatta bazen dilenerek para kazanmaya çalışır. Sonrasında çizdiği resimleri turistlere satmayı akıl eden Adolf, bu dönemde resim yeteneğini biraz daha geliştirir.Son kez Sanat Akademisinde şansını denese de yine seçilemez. 5 yılı aşkın bir süre Viyana'da ressam olmak için çabalarken sefil bir yaşam süren Adolf, Viyana'dan ayrılırken ressamlık hayallerini de arkasında bırakmıştır.Adolf Hitler'in çizdiği resimlerine gelecek olursak, pek resimden anlamadığımı söyleyemem ama nacizane yorumum özellikle bina resimleri  ve perspektif algısı başarılı, insan resimleri ve canlı nesneler donuk geldi bana. Tabi bir bilen olsa da danışsak, psikolojik incelemelerini yaptırsak keşke.İşte Adolf Hitler'in çizdiği resimlerden birkaçı...
Enternasyonalizmin, Sosyalizmin Adıdır Küba Devrimi
Küba Devrimi 55’inci yılında Dünya Halklarına örnek olmaya, yol göstermeye, umut aşılamaya, Sosyalizmin bayrağını yükseklerde gururla dalgalandırmaya devam ediyor. Usta’mız Hikmet Kıvılcımlı daha 1967’de, Sovyetler ve Sosyalist Kamp dünyada büyük bir prestije sahipken görmüştü Küba Devriminin niteliğini: “Küba yöneticileri, bütün dünyada en doğru sosyalist hattı savunuyorlar.” diyordu Usta’mız. Küba Devrimi niçin dimdik ayakta? Lenin; “Biz komünistler olarak okyanusta bir damlayız. Başarımızın sırrı, halkın özlemlerini, isteklerini, taleplerini, duygularını doğru bir şekilde kavramamızdadır. Eğer bunu yapabilirsek devrime önderlik edebiliriz, sosyalist ekonomiyi örgütlendirebiliriz ve toplumu komünist idealimize doğru götürebiliriz, öncülük edebiliriz.” diyor. İşte Küba Halkının 55 yıldır bağırlarına bastıkları önderlerinin, halkın özlemlerini anlayabildikleri, duygularını, ihtiyaçlarını kavrayabildikleri, insanları yürekten, kardeşleri, en yakınlarıymış gibi sevdikleri, kendilerini halktan koparacak hiçbir ayrıcalığı kabul etmedikleri içindir Küba Devrimi’nin başarısı. Küba Devrimi 55 inci yılında dünya halkları tarafından tüm dünyada kutlanıyorsa, saygınlığını yitirmemişse, Küba Halkının ve önderlerinin gericilik rüzgârlarına karşı taviz vermeden yürümesi, insan soyunun en büyük düşmanları AB-D Emperyalistlerine karşı mücadeleyi hiç bırakmaması sayesindedir. Lenin Usta; “Bir siyasi hareketi, biz, adına, programına, bildirgelerine bakarak değerlendirmeyiz. Biz, bir siyasi hareketi ya da bir partiyi, önderlerine ve o hareketin eyleminin siyasi muhtevasına yani içeriğine bakarak değerlendiririz.” diyor. Küba Devrimi’nin önderleri Fidel, Che, Raul, Camilo Yoldaşlara baktığımız zaman, Küba Devrimi neden 55 yıldır neden dimdik ayakta, sorusunun yanıtı da verilmiş olur. Cesareti, yiğitliği, kararlılığı, sosyalizme olan inancı, insan sevgisini bayrak yaptıkları için Küba Devrimi yıkılmadan yoluna devam ediyor. Genel Başkan’ımız Nurullah Ankut , “Cesaret bir vatandır. O vatana sahip değilsek, onurumuzu da, maddi vatanımız olan üzerinde yaşadığımız coğrafyadan oluşan vatanımızı da koruyamayız.” diyor. İşte bu Önderler ve Kübalı Yoldaşlar, cesaret vatanına sahip oldukları, vatan aşkını söylemekten ve gereğini yapmaktan korkar hale gelmektense ölmeyi yeğ tuttukları için, 55 yıldır dünyanın kanlı zalimi, başhaydudu ABD Emperyalizmine karşı, onun yanı başında dimdik duruyorlar, Dünya Halklarının çıkarını ve sosyalizmin onurunu temsil ediyorlar. Sosyalizmin bayrağını dalgalandırıyorlar. O kahpe düşmana karşı savaşıyorlar. Küba Devrimi neler kazandırdı? Küba’da okuma yazma oranını yüzde yüze ulaştırdı Küba Devrimi. Eğitimsiz bir tek insan yok şu anda Küba’da. Küba Devrimi Küba’yı ortalama ömrün 79 yıl olduğu bir ülke yaptı. Küba Devrimi işsiz, yoksul bir tek insan bırakmadı Küba’da. Hastalandığı zaman en modern sağlık hizmetlerine ulaşamayan bir tek insan yok. Küba Devrimi’nin en büyük kazanımlarındandır insanlığın yarısı kadınların sosyal statüsü. Küba’da savcıların yüzde 71’i, eğitim emekçilerinin yüzde 63’ü, parlamento üyelerinin yüzde 43’ü, sağlık alanında çalışanların yüzde 60’ı kadındır. Küba bugün bebek ölümleri oranında dünyanın en düşük oranlardan birisine sahiptir. Küba’da doğan her bin bebekten sadece 5,3’ü, bir yaş içinde ölmekte. Bu, çok büyük bir rekor dünya çapında. Bu, anneler için çok büyük bir mutluluk. Coğrafya üretici güçleri açısından son derecede yetersiz olmasına, akaryakıt-petrol yönünden bağımlı olmasına, zengin maden yataklarının, büyük akarsuların olmamasına rağmen, bu kazanımlar elde edilmiştir. Bu başarının sırrı, Küba Önderliğinin, kurtuluş davalarına, içtenlikle, ruhlarıyla, zekâlarıyla, enerjileriyle kilitlenmelerinde, odaklanmalarında yatmaktadır. Küba Önderliğinin insan, hayvan, doğa sevgisini mücadelelerine temel yaptıkları, kendilerini asla halkının üstünde görmedikleri, halkının acılarını, duygularını, düşüncelerini anında hissettikleri içindir ABD Emperyalizminin bütün provokasyonlarına rağmen, Küba’da devrim hiç sarsılmaması. Fidel: “(…) Biz matematik varsayımlarımızı yalnız adam sayısı, silahların ateşinin şiddeti üzerine değil, en az silahların ateşince sıcak, başka bir şey üzerine de, gönüllerdeki ateş ve bütün halkın yiğitlik ateşi üzerine de yapıyoruz.” diyor. İşte Küba Halkı, gönüllerindeki ateşi kendi yüreklerinde hisseden bir önderliğe sahip olduğu için tereddüt geçirmiyor devrimden vazgeçmeme, devrimi sürdürme konusunda. Herkes sadakatle bağlı Devrime ve Önderliğe. Aksi düşünülemez bile… Fidel der ki, Programını kapsamlı bir şekilde açıkladığı 1961 Aralık’ında: “Ben bir Marksist-Leninistim. Ölünceye kadar da böyle kalacağım.” 1961’den bu yana elli üç yıl geçti. Fidel, hep sözüne sadık kaldı. Hiç sarsılmadı, hiç esnemedi, hiç tereddüt geçirmedi yolu konusunda. “Adamızı batırabilirler emperyalistler, ama sosyalist sistemimizi asla değiştiremezler” dedi. Böylesine kararlı oldu Küba Önderliği. Önderimiz Nurullah Ankut’un dediği gibi “Küba Halkı, bu dünya ve dünyada insanlık var olduğu sürece Marksist- Leninist kalacak ve sosyalist kalacak. Ve insanlığın onuru olmaya devam edecek” . AB-D Emperyalistleri, böyle bir önderliğe sahip oldukları ve bu önderliğin arkasında sapasağlam durdukları için Küba Halkına abluka uygulamaktadır. Bu abluka halka büyük maddi zararlar vermesine rağmen diyor ki Fidel, ABD Emperyalistlerinin ablukası için: “Devrimimizi olumlu yönde etkiledi. Bize savaşma azmi, savaşma ruhu kazandırdı.” Yine Fidel: “Bir komünistin belirleyici niteliği, oligarşilere, sömürüye ve emperyalizme karşı durmasıdır” diyor. Kübalı Yoldaşlar, Uluslararası Proletarya Hareketiyle dayanışmayı ihmal etmediler 55 yıl boyunca. Kübalı yoldaşların bütün bu niteliklerinden etkilendiği için Hugo Chavez, Evo Morales Yoldaşlar Latin Amerika’dan sol rüzgârlar estirdiler. Chavez Yoldaş: “Kübalı yoldaşlar, kırk yıldan bu yana direniyorlarsa ABD Emperyalistleri karşısında, biz de direnebiliriz.” diyordu. Küba Devrimi dünya halklarında emperyalizme karşı direnme, gericilik rüzgârlarına karşı yürüme bilincini hep diri tuttu. Ve hep diri tutmaya devam edecek. Bizler de bu topraklarda yerli Parababalarına karşı savaşı hiç aksatmadan, saniye ara vermeden, sürekli, kararlı bir şekilde, yavaşlatmadan sürdürmek, ama aynı anda da uluslararası proletarya hareketi ile bağlarımızı en sıkı şekilde güçlü tutmak; kendi yürüttüğümüz savaşı, dünyanın her yerindeki devrimci savaşın bir parçası olarak görmek durumundayız. İşte o zaman, yanılmayız, Kübalı devrimcilerin yolundan gideriz ve zafere yürürüz. Son söz olarak; Önderimiz Nurullah Ankut ’un dediği gibi: “Küba’nın zaferi bizim zaferimizdir. Küba’nın onuru bizim onurumuzdur. Çünkü biz aynı insanlık ideali için savaşan insanlarız. Ve bugün dünyanın başhaydudu ABD Emperyalizmine karşı aynı savaşı yürüten, aynı ordunun dünyanın değişik bölgelerindeki temsilcileriyiz.” 05.01.2014 Halkın Kurtuluş Partisi Genel Merkezi
Dünya'nın En Eski Aşk Şiiri
Sümer inancına göre Sümer kralı her sene bereket ve aşk tanrıçası İnanna’nın yeryüzündeki temsilcileri kabul edilen rahibelerden bir tanesiyle evlenirdi.Bu şiir Sümer kralı Suşin için seçilmiş bir gelin tarafından tapınakta yapılan düğününde söylenmek için yazılmıştı ve müzik ve dans eşliğinde söyleniliyordu.Yazıtın çevirisi şöyledir :canlar canıey sevgili güvey, canımın içiey güzeller güzeli, ballar balı,canıma can katan arslanım benim,güzellikte bir tane, ballar balı.büyüledin beni, bak titriyorum,güvey, beni yatak odana götür.büyüledin beni, bak titriyorum,al, yatak odana götür arslanım.gel, güvey, koynuma gir sevişelim,baldan tatlıdır benimle sevişmek.dört yanından bal damlayan gerdektegüzelliğinin tadına varayım.arslanım, koynuma gir, sarılalım,baldan tatlıdır benimle sevişmek.sevgili güvey, tadıma vardın ya,anam kuş sütüyle beslesin seni,babam armağanlar yağdırsın sana.ben bilirim gönlün nerede şenlenir,bizde uyu güvey şafağa kadar.bilirim nerede sevinir yüreğin,arslanım bizde uyu sabaha dek.sen seviyorsun beni, yalvarırımsarıl bana, okşa beni, öp beni.benim efendim, koruyucu tanrım!enlil’in yüreğini şenlendirenşusin’im, sarıl bana, okşa beni.yerin baldan tatlı, okşa elinle,güzelim giysileri okşar gibi,elini doldursun cânım dokusu.Bu eşsiz yazıt İstanbul Arkeoloji Müze şark eserleri bölümünde sergilenmektedir.
Reklam