Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhaneddin Duran, STRATCOM Zirvesinde Konuştu
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhaneddin Duran, iletişimin medya ve dijital mecralardan kültür ve kamu diplomasisine uzanan geniş bir etki alanına sahip olduğunu vurguladı. Bu alanı yönetenlerin yalnızca gündemi değil, aynı zamanda geleceği de şekillendirdiğini ifade eden Duran, İletişim Başkanlığı olarak doğru, teyit edilmiş ve güvenilir bilginin temel alındığı bir iletişim ekosistemi oluşturmayı öncelikli hedef olarak gördüklerini belirtti.
Açılış konuşmasını yaptı.

Burhaneddin Duran, “Uluslararası Sistemde Kırılma: Krizler, Anlatılar ve Düzen Arayışı” temasıyla Beşiktaş’ta bir otelde düzenlenen Uluslararası Stratejik İletişim Zirvesi’nin (STRATCOM) açılışında konuştu. Beşincisi gerçekleştirilen zirvede katılımcılarla bir araya gelmenin kendileri için büyük bir memnuniyet kaynağı olduğunu belirten Duran, uluslararası ölçekte bir marka haline gelen STRATCOM’un bu yıl da yoğun ilgi görmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Duran teknolojik dönüşüme dikkat çekti.

Duran, bu noktada teknolojik dönüşüm sürecinin krizin etkisini daha da ağırlaştırdığına işaret ederek, 'Yapay zeka, algoritmalar ve dijital manipülasyon araçları, yaşananları kimi zaman görünmez kılmakta kimi zaman ise gerçekliği çarpıtarak bambaşka biçimlerde algılanmasına neden olmaktadır. Uluslararası toplum, enformasyon çağının hızını henüz sindirememişken, şimdi çok daha yıkıcı bir evreyle karşı karşıyayız; dezenformasyon çağıyla. Bu yeni evrede yalnızca bilgi değil, hakikatin kendisi de sistematik biçimde aşındırılmakta ve yeniden şekillendirilmektedir.' ifadelerini kullandı.
Duran'ın konuşması şu şekildeydi:

'Bir örnek vermek gerekirse, Suriye ve Irak'ta yaklaşmakta olan sistemik krizleri önceden Türkiye öngördü ve gerekli uyarıları yaptı. Ukrayna'daki savaşta da bu meselenin askeri yollarla çözülemeyeceğini ifade ettik ve bu nedenle diplomatik angajmanlara yöneldik. Belki de en önemlisi, adaletin dünya düzeni için ne kadar hayati olduğunu, tarihsel köklerimizden aldığımız ilhamla çok erken bir dönemde kavramıştık. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın 'Daha adil bir dünya mümkündür.' çağrısı, uyarılarımızın ve küresel adalet talebinin en güçlü ifadesiydi ve dünyaya yapılan çok önemli bir çağrıydı. Türkiye olarak küresel krizin kronikleştiği her noktada kendimize özgü yaklaşımlar ve modeller sergiledik. Yaklaşmakta olan krizlere ve çatışmalara önce bölgemizde, ardından küresel ölçekte çözüm üretmeye gayret gösterdik ve hala da göstermeye devam ediyoruz. Bu çabamız yalnızca diplomatik refleks değil, aynı zamanda tarihsel sorumluluk bilincinin ve çok boyutlu dış politika anlayışımızın bir yansımasıdır. Konvansiyonel savaşların yeniden gündeme geldiği, güç rekabetinin sertleştiği bir çağda, elbette diplomasiyi, diyaloğu önceleyen bir yaklaşımı ısrarla sürdürmeye devam edeceğiz. Arabuluculuk ve kolaylaştırıcılık mekanizmalarını etkin biçimde kullanarak taraflar arasında köprüler kurmaya, iletişim kanallarını açık tutmaya ve uyuşmazlıkların barışçıl yollarla çözülmesine katkı sağlamaya devam edeceğiz.
İletişim, medyadan dijitale, kültürden kamu diplomasisine uzanan geniş etki alanına sahiptir. Bu alanı yönetenler sadece bizlerin gündemini değil, aynı geleceği de belirlemektedir. Bu çerçevede İletişim Başkanlığı olarak bizler, doğru, teyit edilmiş ve güvenilir bilginin esas alındığı bir iletişim ekosistemini inşa etmeyi temel öncelik olarak görüyoruz. Bugün artık şunu çok net ifade etmek gerekir, yaşadığımız çağda stratejik iletişim, çatışma alanları ve krizler birbirinden ayrı düşünülemez. Üretilen bilgiler yalnızca bir enformasyon olmak yerine, doğrudan bir güç unsuru ve rekabet alanı haline gelmektedir. Günümüzde artık tehditler tankla değil, yeni trendlerle dünyamıza girmekte, üstelik mermiyle değil manipülasyonla ilerlemektedir. Bu nedenle yeni güvenlik mimarisinde hakikatin korunması, en az fiziki sınırların korunması kadar kritik sorumluluktur. Bu nedenle tekrar ifade etmek isterim ki dezenformasyon iletişim sorunu değil, doğrudan ulusal, hatta küresel bir tehdittir. Devletlere düşen görev, dezenformasyonlarla oluşturulmak istenen kaos yerine güven esaslı bir düzen tesis etmektir. Algı operasyonlarına karşı bilgiyi yöneten ve geleceğimizi belirleyen bir devlet aklını korumak ve güçlendirmek durumundayız.'
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!





Yorum Yazın