Dijital Şizofreni: Aynı Bedende Dört Farklı İnsan
Aynı şehirde yaşıyoruz. Aynı havayı soluyoruz. Aynı ekonomik baskının, aynı belirsizliğin, aynı güvensizliğin içindeyiz. Ama telefonlarımızı elimize aldığımız anda başka başka insanlara dönüşüyoruz. Çünkü artık karakterimiz sabit değil; hangi aplikasyonu açtığımıza göre şekil değiştiriyoruz.
Bu bir tercih değil sadece. Bu, yavaş yavaş normalleşmiş bir psikolojik uyum bozukluğu.
Twitter (X): Öfkenin ve Maskesizliğin Sahnesi

Twitter, sosyal olaylarla ilgileniyormuş gibi yaptığımız ama aslında öfkemizi boşalttığımız bir alan. İnsanlar burada çoğu zaman kendi adıyla bile yazmıyor. Başka bir kimlik, başka bir profil fotoğrafı, başka bir cesaret. Çünkü anonimlik, bastırılmış duygular için en güvenli alan.
Burada herkes çok cesur. Herkes çok net. Herkes çok ahlaklı. Ama bu ahlak, uygulamadan çıkınca cebine koyulup eve götürülmüyor. Twitter bir yüzleşme alanı değil; sorumluluktan arındırılmış bir vicdan simülasyonu.
Instagram: Mutluluk Tiyatrosu

Instagram ise bambaşka bir evren. Burası kimsenin gerçeğini değil, olmak istediği halini sergilediği bir sahne. Sahip olmadığı hayatları varmış gibi gösterenler, hiç yaşamadığı mutlulukları pozlayarak sunanlar…
Like almak bir onay mekanizması değil artık; sosyal statü göstergesi.
Like vermek ise bazen samimiyet değil, zorunlu bir diplomasi.
Burada mutsuzluk ayıp. Yorgunluk filtreyle silinir. Borç estetik kadrajla görünmez olur. Instagram’da herkes iyi, herkes güzel, herkes “yolda”. Ama kimse bir yere varmıyor.
LinkedIn: Kaliteli Görünme Takıntısı

LinkedIn’de ise bambaşka bir oyun var. Herkes CEO. Herkes lider. Herkes vizyoner.
Kimse hata yapmıyor. Kimse tökezlemiyor. Kimse “bilmiyorum” demiyor.
İşin ironik tarafı şu:
Instagram’da toplumun her katmanına like dağıtan insanlar, LinkedIn’de sadece “akademik”, “kurumsal” ve “elit” olanı beğeniyor. CNBC-e izliyormuş gibi yapanlar, klasik müziğin “k”sini bilmeden playlist paylaşanlar, belgesel izlemeyi bir ahlak üstünlüğü sananlar…
Buradaki temel motivasyon çok net:
“Kaliteli görüneyim, dostlar alışverişte görsün.”
Gerçek gelişim değil, vitrinde gelişmiş gibi durmak.
TikTok: Dijital Dilencilik mi, Çıplak Gerçeklik mi?

Ve TikTok…
Evet, burada ciddi bir dijital dilencilik var.
Çalışmadan, emek vermeden; başkalarının gözlerine, arzularına, zaaflarına hitap ederek para kazanma düzeni. Özellikle ekonomik koşulların bu kadar ağır olduğu bir dönemde bu sistem daha da görünür hale geldi.
Ama bir paradoks var:
TikTok, bütün bu sorunlarına rağmen, belki de en ilkel benliğin en çıplak şekilde ortaya çıktığı yer.
Filtre var ama rol daha az. Kurgu var ama maske daha ince.
İnsanlar burada en azından ne istediklerini gizlemiyorlar.
Aynı İnsan, Dört Maske

Sorun uygulamalar değil.
Sorun şu: Biz aynı insan olarak bu kadar farklı rolleri bu kadar kolay oynayabiliyoruz.
Bir yerde devrimciyiz.
Bir yerde aşırı mutlu.
Bir yerde elit.
Bir yerde çaresiz ama “eğlenceli”.
Gerçek kişilik, bu maskelerin arasında eziliyor.
Ve biz buna “dijital kimlik” diyerek meşrulaştırıyoruz.
Asıl Tehlike
Asıl tehlike, bu maskeleri artık fark etmememiz.
Asıl patoloji, hangi platformda hangi insan olduğumuzu sorgulamamamız.
Çünkü bir noktadan sonra şunu unutuyoruz:
Hayat, başkalarının gözünü boyamak için oynanan bir oyun değil.
Ama biz oynuyoruz.
Hem de durmadan.
Ve en acısı şu:
Perde kapandığında alkışlayan kimse yok.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

