onedio
Nişantaşı'nın Adını "Nişan Taşı" Yapan 5 Taş
Nişantaşı,  günümüz İstanbul’unun en gözde semtlerinden birisi.  Özellikle moda, sanat ve lüks alışveriş’in merkezi konumunda. İstanbul’u hiç görmemiş çoğu insanın bile en azından “Avrupa Yakası” sayesinde kulaktan dolma bilgilerle tanıdığı semt, aslında şehrin gelişimini bizzat özetleyen özel bir tarihe sahip.Bölgeye ilk olarak 1791 yılında III.Selim, bugünkü Teşvikiye Camii’nin bulunduğu yere ilk nişantaşını diktiriyor. Daha sonra Abdülmecid döneminde bölge iskana açılıyor. Teşvikiye Camii ve Harbiye Karakolu inşa ediliyor (Teşvikiye ismi de insanları buraya yerleşmeleri için “teşvik etmek”ten gelmekte). Hanedanın Topkapı Sarayı’ndan Dolmabahçe Sarayı’na ve daha sonradan Yıldız Sarayı’na taşınması sebebiyle, hanedan üyeleri, yüksek devlet görevlileri ve soylu misafirler (Ör: Akaretler, saray konuklarının konaklaması için yapılmış lojmanlardır) tarafından tercih ediliyor. 1920'lerde Konaklar semti olarak anılan Nişantaşı, bundan sonraki dönemde ise şehrin gelişimine paralel olarak hızla apartmanlaşıyor. Ancak bu süreç sırasında belli bir mimari özen ve tertipe bağlı kalınmaya çalışılmış. Çarpık kentleşme süreci sırasında, şık konaklar ve 3-4 katlı lüks apartmanlardan sadece birkaç cadde öteyi mesken edinen çingenelerin kurdukları evlerin, kapattıkları dutlukların çevresine tenekeler dizmesi sebebiyle “tenekeli mahalle” olarak anıldığı da bilinir.Lafı daha fazla uzatmadan Nişantaşı semtinin ismi nereden geliyor, bunu açıklayalım: Efenim eski zamanlarda padişahlar sık sık ava çıkarlarmış. İşte bu avlar veya özel olarak düzenlenen ok atma yarışları sırasında, rekor sayılabilecek uzaklıklara ya da bizzat padişahlar tarafından en uzağa atılan okların düştükleri yerlere anıtsal olarak “nişan taşları” dikilirmiş. Bahsi geçen ok atma yarışlarının ise Okmeydanı’nda yapıldığı söylenir. Okun ta oralardan bu civarlara nasıl atıldığını görmek isterdik...Semtte halen ayakta duran 5 Nişantaşı aşağıdaki gibi:
Sanatın Savaşa Bakış Açısı - Sanat ne Anlatır?
Ortadoğunun kazan gibi kaynadığı sancılı bu günlerde, değerli okuyucularımıza bu kez savaşların sanatçıları nasıl etkilediğinden bahsetmek istiyorum.Romantik dönemin İngiliz temsilcilerinden olan J.M.W Turner hakkında daha önce burada bahsetmiştim (http://onedio.com/haber/sahiplerinin-kariyerlerini-mahveden-buyuk-sanat-eserleri-227723)Bu resimde Turner Alpleri aşan Kartacalı General Hannibal'ı konu almıştır. Bilindiği üzere Hannibal Romalılarla savaşmak için, Alplerin keskin kayalıklarını ve karfırtınalarını aşmaya çalışmış ve bu sırada çok büyük bir askeri zaiyat vermiştir. Tarihin bu gözü kara savaş dehası Generalimiz, Turnerin yapıtında bir kez daha kar fırtınaları ile mucedele vermektedir. Resme dikkatle bakarsanız tam ortada filin üzerinde Hannibal'ı görmek söz konusudur. Bu resim sergilendiği andan itibaren çok büyük bir ilgi görmüştür. Çünkü sadece tarihi bir olayı yansıtmakla kalmıyor aynı zamanda güncel bir olaya gönderme yapıyordu.O dönemde Avrupa Alpleri aşan bir başka güçlü ordunun tehditi altındaydı. Bu Napolyon ordusuydu.Resimi dikkatle incelerseniz burada savaşın kahramanlaştırıldığını değil, aksine ciddi bir biçimde eleştirildiğine tanık olabilirsiniz. Ressam burada 'Savaşı kaybetmekten daha kötü bir şey varsa oda kazanmaktır' der gibidir. Kadınlar büyük bir üzüntü içerisinde eşlerini aramaktadırlar, ortalık bir mahşer yerinden farksızdır.
Kapalıçarşı'da Alarm Zilleri Çalıyor
DÜNYANIN en büyük ve en eski alışveriş merkezi, 553 yıllık Kapalıçarşı alarm veriyor.Geçtiğimiz Cumartesi günü yağan aşırı yağmurda içindeki kemerlerden bazılarında 10 santimetriye aşan çatlaklar oluşan Kapalıçarşı'nın havadan yapılan çekimleri, büyük bir tehlikeyi ortaya çıkardı. 3 bin 600 dükkanın bulunduğu Kapalıçarşı’nın çatısının adeta bir klima ve çanak anten tarlası haline geldiği görüldü. Ayrıca tonlarca su taşıyan onlarca su deposunun da çatıya gelişi güzel yerleştirilmiş, bazıları de bacaların üzerine konulmuş durumda. Tonlarca ağırlıktaki su depoları ile yüzlerce klima ve çanak antenlerin eski olan binaya aşırı yük bindirdiği, bir çökme yaşanması durumunda facia yaşanabileceği belirtildi. ÇATLAKLAR 10 SANTİMETREYİ GEÇTİ, BAZI YERLER DESTEKLE AYAKTA DURUYOR Beyazıt, Nuruosmaniye ve Mercan üçgeninde yer alan 64 cadde ve sokağı , iki bedesteni, 16 hanı ve içindeki 3 bin 600 dükkanı ile dünyanın en eski ve en büyük alışveriş merkezi olan ve 22 kapısı bulunan Kapalıçarşı, geçtiğimiz cumartesi günü İstanbul'da yağan ve pek çok yerde su baskınlarına sebep olan aşırı yağıştan nasibini aldı. Yağan yağmurun ardından Kapalıçarşı’nın tavanında yaklaşık 2 yıl önce oluşan çatlaklar, büyüyerek bazı yerlerde 10 santimetreyi geçti. Çökme tehlikesi geçiren iç tavan kemerlerinden bazıları demirle desteklendi. HAVADAN YAPILAN ÇEKİMLER TEHLİKEYİ ORTAYA ÇIKARDI 110 bin 868 metre kare bir alana sahip olan 45 bin metre kare kapalı alanı bulunan ve her gün 300 ile 500 bin kişinin ziyaret ettiği Kapalıçarşı'nın havadan yapılan çekimlerinde ise büyük bir tehlikeyi ortaya çıktı. Binanın çatısının bir klima ve çanak anten tarlasını benzediği görüldü. Asıl büyük tehlikeye sebep olabilecek tonlarca su alabilen dev plastik su depolarının çatının üzerine gelişi güzel yerleştirilmesi. Bazı bölümlerde su depolarını koyacak yer bulamayan esnafın bunları, binanın bacaları üzerine monte ettiği gözlendi. Arıza yapan klima ve çanak antenleri tamir etmek için hemen hemen her gün dev alışveriş merkezinin çatısına çıkan servis elemanlarının da çatıya zarar verdiği belirtildi. ÇATI JAMES BOND FİLMİYLE GÜNDEME GELMİŞTİ 2012 yılında James Bond serisinin 24. filmi olan “Skyfall”'ın çekimlerine ev sahipliği yapan Kapalıçarşı’nın çatısının durumu çekimler sırasında gündeme gelmişti. O tarihlerde binanın çatısının ve içinin restarasyonun yapılmasına karar verilirken, binanın tarihi bir yapı olması ve gerekli izinler için başlatılan çalışmalar bürokrasinin çarkları arasında kaybolmuştu. En son 2014 yılının Mart ayında Fatih Belediyesi tarafından yapılan açıklamada Kapalıçarşı'nın aslına uygun olarak sil baştan restore edileceği ve bunun için 200 milyon lira harcanacağı duyrulmuştu. Ancak dün DHA Gökyüzü kamerasıyla yapılan çekimlerde binanın çatısında herhangi bir çalışma olmadığı, sadece bozulan klimaları tamir ettiğini öğrenilen 3 kişinin dolaştığı görüldü. KAPALIÇARŞININ TARİHİ İstanbula’a gelen turistlerin mutlaka uğradığı 110 bin 868 metrekarelik alanı kaplayan ve 45 bin metre kare kapalı alanı bulunan Kapalıçarşının çekirdeğini iki bedesten oluşturuyor. İç Bedesten, yani Cevahir Bedesteni tarihçiler arasında tartışmalı olmakla beraber büyük olasılıkla Bizans’tan kalma bir yapı olup 48 m x 36 m ölçülerinde. Yeni Bedesten ise 1461 yılında yaptırılmaya başlanan Kapalıçarşı’nın ikinci önemli yapısıdır ve Sandal Bedesteni olarak anılıyor. Burada bir yolu pamuk , bir yolu ipekten dokunan ve Sandal adı verilen kumaş satıldığı için Sandal Bedesteni ismi verilmiş. Fatih Sultan Mehmet’in Kapalıçarşı’nın inşaatına başladığı yıl olan 1461, Kapalıçarşı’nın kuruluş yılı olarak kabul görmüş. Asıl büyük çarşı ise Kanuni Sultan Süleyman tarafından ahşap olarak inşa ettirilmiş. Eski zenginlerin mücevher , kıymetli maden , kürk ve murassa silah gibi değerli eşyalarının yanı sıra devlet hazinesinin büyük kısmı da buralardaki kasalarda muhafaza edilirdi. Evliya Çelebi burayı muazzam güçlü bir kale gibi tanımlamıştı. Ali AKSOYER-İlhan PARÇALI/İSTANBUL,(DHA)
Tarihe Yön Vermiş Adı Bilinmeyen 10 Önemli İnsan
Tarih içinde önemli bir yere sahip ama adını kimselerin bilmediği 10 insanı sizlerle tanıştırmak, onlara içimizden geçenleri söylemek istedik. Çok daha fazlası olduğunu biliyoruz ama bu bir başlangıç olsun.
Görsel Şölen: Tarihi dokusuyla İtalya
Vatikan’dan Pisa Kulesi’ne, Venedik’ten Assisi’ye, tarihi dokusu ve sokaklarıyla İtalya’yı keşfetmek isteyenler için fotoğraflarla İtalya turu;Devamı: http://www.uplifers.com/gorsel-solen-tarihi-dokusuyla-italya/#ixzz38N7GUzKt
İngilizceye Bizden Geçen 30 Kelime
etiket
Esasen daha fazlası mevcut ama sizler için bu 30 kelimeyi seçtik. Bu kelimelerden bazılarının Arapça ve Farsça olduğunu düşünebilirsiniz ki öyledir ancak İngilizler bu kelimeleri Osmanlı'dan görüp aldığı için Türkçeden geçmiş olarak kabul ettik. Zira Osmanlı Türkçesi Arapça ve Farsçadan geniş şekilde etkilenmiş bir Türk diliydi.
Reklam
Hitler'in Kabusu Dev Makineler!
Yerin kat kat altında bulunan, Hitler'in tüm hayallerini yıkan bu dev makineler, göreni şaşırtıyor!A.B.D.'nin New York şehrinde bulunan ' Grand Central Terminal 'in 10 kat altında , neredeyse terminalin kendi kadar büyük bir gizli yer altı odası bulunuyor. Bu odanın içerisinde ise, Nazilerin İkinci Dünya Savaşı'nda yok etmek istedikleri iddia edilen dev makineler var.Odada 9 adet bulunan bu makinelerden her biri 15 ton ağırlığındaki devir hareketli çeviriciler. Bu makineler, 11.000 volt alternatif akımı, doğru akıma çevirerek üzerlerinde bulunan tüm tren hattı için gerekli enerjiyi elde etmektelerdi. Science Channel'ın açıklamasına göre, bu makineler bir dönem, bütün kuzey doğu A.B.D.'nin tren ve metro hattının kalbi konumundalardı.A.B.D. İkinci Dünya Savaşı'na katılma kararı aldığında, Hitler, gizli tutulan bu odayı öğrendi ve önemini fark ederek, odayı yok etmeleri görevi ile Nazi askerlerini oraya gönderdi. Askerlerin bütün yapması gereken, makinelerin üzerlerine kum atmaktı ve böylelikle kuzey doğu A.B.D.'deki asker ve mühimmat aktarımının %80'i duracaktı. Bu durum karşısında da A.B.D. savaşa katılamayacak veya katılması ertelenecekti. Ancak, bu Nazi askerleri görevlerini yerine getirmeyi başaramadılar.Kim bilir, belki de bu askerler başarılı olsa idi, şu anda çok daha farklı bir dünyada yaşıyor olabilirdik.
Reklam
Göbeklitepe'den Acı Haber
Mısır’daki piramitlerden sonra uygarlık tarihi açısından en önemli arkeolojik bulgu kabul edilen Göbeklitepe’den acı haber geldi. 1995 yılından beri antik çağın yeni harikası olarak anılan Göbeklitepe kazılarının başkanlığını yürüten dünyaca ünlü Alman Arkeolog Prof. Klaus Schmidt, geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetti. Şanlıurfa sınırları içerisinde yer alan Göbekli Tepe, genel olarak dünya çapında sürdürülen kazıların arasında en heyecan verici ve tarihi olarak en önemli arkeolojik kazı olarak kabul ediliyor. Milattan 9 bin yıl önce inşa edildiğine dikkat çekilen Göbeklitepe için; “Stonehenge veya Piramitlerden iki kattan fazla eski ve metallerin, seramiğin ve tekerleğin bile keşfinden önce kalma” açıklamasını yapan ve yıllarını bu inanılmaz arkeolojik buluşa veren Prof. Schmidt, 61 kalp krizinden dolayı hayatını kaybetti. Klaus Schmidt kimdir? 1953 yılında Almanya‘ da Feuchtwangen şehrinde doğan Klaus Schmidt, Friedrich-Alexander Erlangen-Nürnberg ve Ruprecht-Karls-Heidelberg Üniversiteleri' nde prehistorya, klasik arkeoloji ve jeoloji-paleontoloji eğitimi aldı. 1983 yılında Heidelberg Üniversite’sinde Prof.Dr. Harald Hauptmann danışmanlığında yaptığı ‚'Die lithischen Kleinfunde vom Norşuntepe' başlıklı doktora tezini bitirdi. 1984-1986 yıllarında Alman Arkeoloji Enstitüsü(DAI) seyahat bursunu kazandı. 1986 -1995 yılları arasında Alman Araştırma Vakfı(DFG) araştırma bursunu kazandı ve Heidelberg Üniversitesi‘ nde Prehistorya anabilimdalında araştırmacı olarak çalıştı. 1996-1998 yıllarında Alman Araştırma Vakfı(DFG) doçentlik bursunu kazandı. 1999 yılında ‚ ‚Funktionsanalyse der frühneolithischen Siedlung von Nevalı Çori‘ konulu doçentlik tezini Erlangen-Nürnberg Üniversitesi‘ nde bitirdi ve 2007 yılında aynı Üniversite‘ de Profesor ünvanını aldı. 1998 ve 1999 yıllarında Prof.Dr.Wolfram Schier adına Bamberg Üniversitesi Arkeoloji Bölüm başkanlığı temsilciliği yaptı. 2001 ve 2002 yıllarında Prof.Dr. Hans J. Nissen adına FU Berlin Üniversitesi Arkeoloji Bölüm başkanlığı temsilciliği yaptı. Klaus Schmidt 2001 yılından beri Alman Arkeoloji Enstitüsü‘ nün Berlin‘ de bulunan merkezinde Orient Bölümünde araştırmacı ve Erlangen-Nürnberg Üniversite‘ sinde öğretim görevlisi olarak çalışmaktaydı. Öğrencilik yıllarından itibaren Almanya, Yunanistan, Mısır, Suudi arabistan ve Ürdün‘ de çeşitli arkeoloji projelerinde yer alan Klaus Schmidt, Türkiye‘ deki çalışmalarına 1978 ve 1979 yılında Elazığ Müzesi‘ nde Norşuntepe kazısı malzemesi üzerinde yaptığı ve daha sonra doktora tezi olarak yayınladığı buluntu çalışmaları ile başlamıştı. 1980 yılında Lidar Höyük kazısına, 1983-1991 yılları arasında Nevalı Cori kazısına katılmış, 1992-1994 yıllarında Nevalı Cori buluntuları üzerine çalışmalarını Urfa‘ da gerçekleştirmişti. Klaus Schmidt, 1995 yılında Şanlıurfa Müzesi ve Alman Arkeoloji Enstitüsü ortak projesi olarak başlayan ve 2007 yılından beri Bakanlar Kurulu Kararlı kazı statüsünde gerçekleştirilen Göbekli Tepe kazı ve araştırma projesinin başkanlığını sürdürmekteydi. Schmidt ayrıca, Ürdün‘ de bulunan Aqaba projesinde Ricardo Eichmann ve Lutfi Halil ile birlikte proje başkanlığını yürütüyordu. Tamar Melike Tegün / Milliyet.com.tr
3 Bin Yıllık Tarihe Dinamitli Soygun
Çatalca Dağyenice Köyü’nde bulunan 3 bin 200 yıllık kült alanı talan edildi. Frigler döneminden kalma olduğu belirlenen dini mabet yeri defineciler tarafından dinamitle patlatıldı. Daha önce Bizans döneminden kalma mezarları kazma ve küreklerle oyan defineciler, taşların içerisinde bulunduğuna inandıkları defineyi almak için bu kez dinamit kullandı. Taşın içinde define aramışlar Çatalca Kültür ve Turizm Dernek Başkanı Ahmet Rasim Yücel, “Define avcılarının kültürel anlarda farklı yöntemler uyduladıklarını görmüştük. Böylesine ilk defa şahit olduk. İçinde define bulmak için taşları dinamitle patlatmışlar. Gördüğümüz manzara karşısında şok olduk. Bu kişilerle ilgili defalarca şikayetlerde bulunduk ama maalesef herhangi bir sonuç elde edemedik. Herkes burada define olduğuna inanıyor. Bunun için belediye ve kaymakamlık üzerine büyük görevler düşüyor” şeklinde konuştu. Türkiye'deki tek örnekti ‘Erken Demirçağ’da İstanbul Boğazı Üzerinden Trak / Frig Kavimlerinin Anadolu’ya Geçişine Ait İlk Bulgular’ çalışmasında kült alanı şu şekilde anlatılıyor: “Çatalca’nın Dağyenive Köyü’de tespit edilen kült alanı Trak / Frig yapısal özelliği taşıyor. Kör ya da kapalı kapı nişi uygulaması Türkiye Trakya’sı ve Avrupa’nın en doğu noktasında böylesi bir alan ilk defa görülmekte. Bulgaristan’daki kült alanları da çok benziyor.” Oyuncak tabancayla yapmış Ercan ÖZTÜRK | Akşam
Kıbrıs Harekatı'nın 40. Yılında, Daha Önce Hiç Görmediğiniz Fotoğraflar
‘AYŞE tatile çıktı’ parolasıyla başlatılan ve Kıbrıs’taki Türklerin uğradığı baskı ve zulmü ortadan kaldırmak için Türk Silahlı Kuvvetleri’nce gerçekleştirilen Kıbrıs Barış Harekâtı 40’ıncı yılında TSK Foto Film Merkezi Komutanlığı, Kıbrıs Barış Harekâtı’nın bilinmeyen fotoğraflarını Anadolu Ajansı ile paylaştı.  İşte o kareler...
Reklam
1900'lü Yıllarda Kuzey Amerika'daki Kızılderilileri Gösteren Arşiv Niteliğindeki 16 Fotoğraf
1906 yılında, Amerikalı fotoğrafçı Edward S. Curtis Kuzey Amerika yerlileri (Kızılderililer) ve kültürleri üzerine bir çalışma yapmak için finansçı JP Morgan'dan 75.000 dolarlık bir ödeme aldı. Bu çalışma Kızılderililerin kabile hayatı, barınmaları, bölge krokileri, geleneksel törenleri, besin kaynakları gibi birçok konuyu kapsıyordu. 20 ciltlik bilgi ve 1.500 'den fazla fotoğraf ile çalışmasını tamamlayan Curtis bu güne kadar Kızılderililerle ilgili yapılan tüm çalışmaların dayanak noktası olmuştur.
Reklam
Osmanlı Zamanında Uygulanan 21 Yasak
İstanbul’da büyük bir esir pazarı bulunuyordu.Ticaret amacıyla gelen yabancıların kısa bir süre buradan esir ve cariyeleri alıp kullandıktan sonra sokağa bırakmaları üzerine 1559 yılında çıkartılan kanunla gayrimüslimlere esir satılması yasak edildi.
Reklam
1200 Yıllık Urfa Kalesi'ne Tepki Çeken Restorasyon
Çanakkale’de 2 bin yıllık Apollon Tapınağı’nda tarihi dokunun bozularak yapılan restorasyonun yankısı sürerken, Şanlıurfa’da da tartışma yaratan bir çalışma tüm hızıyla devam ediyor. Geçen sene aşırı yağışlar nedeniyle çöken tarihi kalenin bir cephesinin yeni restorasyonu büyük tepki çekti. Radikal'den Serdar Korucu'nun haberine göre; Şanlıurfa’daki 1200 yıllık kalenin 2013 yılının Nisan ayında aşırı yağışlar nedeniyle çökmesinin ardından başlayan restorasyon sürüyor. İl Özel İdaresi tarafından 17 Aralık 2013’te ihalesi açılan proje 24 Ocak’ta başladı. Ağustos ayının sonuna tamamlanması planlanan restorasyon çalışmaları halkı tedirgin ediyor. Nedeni ise bölgede zaman zaman küçük çaplı toprak ve moloz kaymalarının yaşanması. Kaymalar, kalenin altında yer alan ve her gün binlerce kişinin ziyaret ettiği Balıklıgöl Yerleşkesi'ni tehdit ediyor. ORİJİNAL TAŞLAR KULLANILMAMIŞ Bir başka tepki ise restorasyon projesinin kapsamına ve görünümüne. 1200 yıllık duvarlarla örülü kalenin yıkılmış olan kısmı Çanakkale’de tartışma yaratan Apollon Tapınağı restorasyonundaki görünüme sahip. İl Kültür Müdürlüğü, mümkün olduğunca eski taşların kullanıldığını savunuyor, beyaz görünümün orijinal olarak kullanılan Urfa taşının neden olduğunu, zamanla duvarın geri kalanı gibi eski görünüme kavuşacağını belirtiyor. Uzmanlar ise uluslararası kuralları hatırlatarak restorasyonda ağırlıklı olarak eski taşların kullanılması gerektiğini vurguluyor: “Restorasyonda önce yıkılan blokların kullanılması gerekir. Ancak görünen eski bir taş yok. Uluslararası kurallar birbirinden ayrılmış parçaların bir araya getirilmesine izin verir. Tamamen yeniden inşa etmek yanlış.”Göçüğün ardından başlayan inşaat çalışmalarında Roma, Selçuklu ve İslami dönemlere ait olduğu tahmin edilen eserlere rastlanılması üzerine inşaata ara verilmiş, kazı çalışmaları sonrasında çalışmalar yeniden başlamıştı. Kentin güneybatı kesiminde, Halil-ür Rahman ve Ayn-ı Zeliha göllerinin güneyindeki Damlacık dağının kuzey eteğinde bulunan kalenin tarihi 9. yüzyıla dayanıyor. Bir rivayete göre, kale 814 yılında şehir sularını yeniden ayağa kaldıran Abbasiler döneminde Seleukoslar’dan kalan eski kalıntılar üzerine inşa edildi. Bir diğer rivayete göre ise M.S. 812 yılında Hıristiyanlar tarafından Arap akınlarına karşı kenti korumak amacıyla yaptırıldı.Serdar Korucu | Radikal
Çin'de Dört Kanatlı Dinozor Bulundu
Çin'de dört kanatlı ve uzun kuyruklu yepyeni bir dinozor türü keşfedildi. Changyuraptor yangi (C. Yangi) isimli bu dinozorun mezozoik dönemin sonlarında, Çin'in günümüzdeki Liaoning eyaletinin bulunduğu bölgede yaşamış olduğu düşünülüyor. Dört tane kanadı olmasının yanı sıra bu dinozoru ilginç kılan özelliklerinden biri de kuyruğundaki eşi benzeri görülmemiş uzunluktaki tüyleri. 30 cm'yi bulan bu tüylere iki kanatlı olmayan dinozorlarda şu ana kadar hiç rastlanmamıştı. Bilim insanları, bu uzun tüyler sayesinde C. Yangi dinozorunun uçtuğu sırada ve inerken kendini yavaşlatabildiğini öne sürüyor. C. Yangi'nin 'mikroraptorin' denilen dinozor grubuna ait olduğu düşünülüyor, dört kanat ve kuyruk bu dinozor türünde mevcut. Paleontologlar arasında bu keşfe kadar dört kanatlı canlı türlerinin, iki kanatlı canlı türlerinin evrim sürecinde bir basamak olduğu düşünülüyordu. Fakat C. Yangi'nin bu evrim sürecinin çatallanması sonucu olduğu tahmin ediliyor. Uçuş yetisine sahip canlı türlerinin, günümüzde kuş olarak sınıflandırılan grubunun fizyolojik yapısı dışında da evrim geçirdiği düşünülüyor. C. Yangi'nin iskelet kalıntıları Bohai Üniversitesi ve Los Angeles Doğa Tarihi Müzesi'nden uzmanların oluşturduğu bir ekip tarafından bulundu. Burnundan kuyruğunun sonuna kadar 132 cm uzunlukta olan bu yeni tür, şu ana kadar rastlanılan en büyük dört kanatlı dinozor. Araştırmacılar bu yeni dinozor türünün arka bacaklarında bulunan çıkıntılı tüyleri uçuş amaçlı kullandıklarını söylüyor. Uzmanlar, C. Yangi'nin uzun kuyruk tüyleriyle uçabildiğini, aksi takdirde o kanat yapısıyla havalanamayacak kadar ağır ve büyük bir canlı olduğunu da belirtiyor. BBC Türkçe
Unkapanı'ndaki Tarihi Su Kemeri Restoran Oluyor
Bizans ve Osmanlı dönemlerinde kentin önemli su yollarından biri olan Bozdoğan Su Kemeri restore edilip üzerine yürüyüş yolu, seyir terası ve restoran yapılacak. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin hazırladığı proje Anıtlar Kurulu’nda onay bekliyor. İstanbul’un önemli simgelerinden biri olan Su Kemeri’nin tahrip edilmesine en büyük tepki Şehir Plancıları Odası İstanbul Şube Yönetim Kurulu Başkanı Tayfun Kahraman’dan geldi. Kemerin seyir terası olabilmesi için bu anıt esere yeni ekler ve uygulamalar yapılması gerektiğini hatırlatan Kahraman, “Bizans döneminden kalmış yapıyı bu şekilde bozmaya gerek yok.” diyor. Kemer üzerinde yapılması planlanan seyir terası ve restoran projesinin kültürel mirası koruma değil, tahrip amaçlı olduğunu söyleyen Kahraman, “Kemerin seyir terası amaçlı turizme açılmasından sonra burada ticari amaçlı işletmeler de yapılacaktır.” ifadelerini kullanıyor. Bozdoğan Su Kemeri, halihazırda İstanbulluların seyir mekânlarından biri. Değnekçilerin kontrolü altındaki kemere çıkmak isteyen vatandaşlar, bölgedeki kaçak merdivenleri kullanıyor. Manzarayı seyretmek isteyenler, değnekçilere 1 lira ödüyor, turistlerde ise rakam 5 liraya çıkıyor. Ücret karşılığı merdivenden çıkan vatandaşlar, hatıra fotoğrafı çektirerek sosyal medyada paylaşıyor. Kemerin üzerine çıkan vatandaşlardan biri, “Merdivenden tırmanarak ipe tutunup kemere çıkış oldukça zorlu. Ancak yukarıda izlediğimiz manzara buna değiyor.” diye konuşuyor. Hiçbir koruma önleminin bulunmadığı kemerin üstünde birçok taşın da yola düşme tehlikesi var. Daha önce 921 metre uzunluğundaki kemere çıkışları engelleyecek herhangi bir düzeneği bulunmuyordu. Seyir terası projesi planıyla birlikte Bozdoğan Su Kemeri’ne iniş çıkışların demir tellerle kapatıldığı görüldü. Yurt | Zaman
Reklam