onedio
article/comments
article/share
Haberler
Sanat Kimin Tarafında?

etiket Sanat Kimin Tarafında?

Savaş çağında kültürel tarafsızlık mümkün mü, yoksa kurgu mu?

*Kültür eleştirmeni ve yazar Susan Sontag, “Regarding the Pain of Others” adlı kitabında şöyle diyor: “Konu başkalarının acısına bakmak olduğunda hiçbir 'biz' kendiliğinden varsayılmamalı”. Kısa ama huzursuz edici bir cümle. Çünkü kültür kurumlarının en hızlı kurduğu şey tam da bu “biz” duygusu... Biz seyirciyiz. Biz sanatseveriz. Biz evrenseliz. Biz politik değiliz. O “biz”de kimlerin yası görünüyor, kimlerin yası gölgede kalıyor?*

İçeriğin Devamı Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Bir savaş başladığında ilk kim konuşur? Devlet başkanları. Genelkurmaylar. Dışişleri bakanlıkları. Bir süre sonra ekranlar. Sonra haritalar. Sonra ölü sayıları. Ama mesele orada bitmez. Bir noktada sanat da konuşmak zorunda kalır, müzeler de, festivaller de, yayıncılar da, bienaller de. Çünkü savaş tek cephede yaşanan bir olay değil; kültürün diline, kurumların açıklamalarına, hangi cümlenin kurulup hangisinin bilinçle yutulduğuna kadar sızan bir düzen. UNESCO’nun 2 Mart 2026’da Tahran’daki Golestan Sarayı gibi kültürel miras alanları için alarm vermesi ancak bu alarmın çok duyulmaması, bu sızmanın ne kadar somut hale geldiğini gösteriyor. 

Rusya gidince kural işledi. Peki ya sonra?

Kültürel tarafsızlık diye bir şey var mı? Yoksa “tarafsızlık” dediğimiz şey, çoğu durumda kurumsal çekingenliğin daha zarif adı mı? İspanya Başbakanı Pedro Sánchez geçen yıl İsrail'in Eurovision gibi uluslararası kültürel etkinliklerden dışlanması gerektiğini söylerken asıl dikkat çekici olan onun İsrail eleştirisi değildi. Kültür alanında işleyen çifte standardı açıkça adlandırıyordu. Rusya için hızla işletilen dışlama mantığı, İsrail söz konusu olduğunda neden buharlaşıyordu? “Kültürde de çifte standart kabul edilemez” derken aslında politik bir cümle kurmadı; kültür dünyasının uzun zamandır üstünü örttüğü politik gerçeği ortaya koydu.

Bazen ilke, bazen kalkan...

Eurovision. Kültürel tarafsızlık tartışmasının en görünür örneklerinden biri. Avrupa Yayın Birliği yarışmayı yıllardır “apolitik” bir alan olarak tanımlar. Ama 2022'de Rusya yarışmadan çıkarıldığında bu apolitiklik bir anda askıya alındı. Gerekçe açıktı; böylesi bir kriz anında Rusya'nın yarışmada kalması organizasyonu itibarsızlaştıracaktı. Yani “apolitiklik” ilkesi bir anda politik bir kararın gerekçesine dönüştü. Demek ki mesele kültür kurumlarının tarafsız kalıp kalamaması değil; hangi durumda taraf olduklarını nasıl adlandırdıkları. Tarafsızlık gerçekten bir ilke mi? Yoksa gerektiğinde askıya alınan bir kural mı? Bir kapı gibi. İstenince açılan, istenince kapanan...

Durum sadece Eurovision'la sınırlı kalmadı elbette. Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinin ardından dünyanın önde gelen orkestraları, salonları ve festivalleri hızla pozisyon aldı. Münih Filarmoni, ünlü orkestra şefi Valery Gergiev'i Putin'le bağı olduğu ve Rusya'nın saldırılarını kınamadığı için görevinden aldı. New York Metropolitan Operası soprano Anna Netrebko ile yollarını ayırdı; Carnegie Hall piyanist Denis Matsuev'in konserlerini programdan çıkardı. Kimi orkestralar Çaykovski eserlerini bile repertuvarlarından kaldırdı.

Peki aynı refleks başka savaşlarda neden aynı netlikle işlemiyor? 2024 Venedik Bienali etrafında dönen tartışmalar bu soruyu yeniden gündeme taşıdı. Binlerce sanatçı, küratör ve eleştirmen İsrail pavyonunun dışlanması için çağrı yaptı; Bienal'in Apartheid Güney Afrika'sına ve Rusya'nın Ukrayna işgaline karşı aldığı tutumu hatırlatarak tutarlılık talep ettiler. Bienal'den gelen yanıt ise çok tanıdıktı: “Burası diyalog alanı, sansür değil”. Diyalog. Çoğulculuk. Özgür ifade. Güzel kelimeler. Ama her zaman aynı ağırlıkta kullanılmıyorlar. Bazen ilke, bazen kalkan.

Enkaz, ama hangi enkaz

Enkaz, ama hangi enkaz

Venedik'te dışlanma tartışması sürerken Gazze'de başka bir şey oluyordu; kültürel hafızanın fiziksel olarak yok edilmesi… BM verilerine göre 2023-2025 yılları arasında Gazze'deki müzelerin, kültür merkezlerinin, arşivlerin ve tarihi yapıların büyük bölümü ağır hasar gördü ya da tamamen yıkıldı. Filistin'e ait yüzyıllık el yazmaları, arkeolojik eserler, sanat koleksiyonları ya enkaz altında kaldı ya da kurtarılamadan yok oldu.

Sanat dünyası bu yıkıma nasıl tepki verdi? Bienal tartışmalarında seslerin yüksekliğiyle kıyaslandığında oldukça sessizce. Bazı bireysel sanatçılar ve kolektifler açıklamalar yaptı, bazı müzeler sembolik çağrılarda bulundu. Ama kurumsallaşmış, koordineli bir kültürel tepki mekanizması işlemedi. Ukrayna'da füzeler bir tiyatro binasına isabet ettiğinde Avrupa kültür kurumlarının saat geçmeden açıklama yaptığını düşününce, bu sessizlik aslında çok şey söylüyor. Hangi enkaz “trajedi”, hangisi “istatistik” olarak çerçeveleniyor? Bu kararı kim veriyor?

İçeriğin Devamı Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Alarm verildi. Sonra sessizlik!

Alarm verildi. Sonra sessizlik!
cdnuploads.aa.com.tr

İçinde bulunduğumuz durum bu soruları yeniden önümüze koyuyor. UNESCO, 2 Mart'ta Tahran'daki Golestan Sarayı başta olmak üzere İran'ın Dünya Mirası Listesi'ndeki alanlar için acil uyarı yayımladı. Bu uyarı, çatışma bölgelerindeki kültürel mirası koruyan 1954 tarihli Lahey Sözleşmesi'nin günümüzde nasıl işlediğini ya da işlemediğini gösterecek/gösteriyor…

Savaşın ilk haftasında Tahran'daki kentsel altyapı ciddi darbe alırken sanat camiasının tepkisi son derece ölçülüydü. Rusya-Ukrayna savaşında oluşan refleksle kıyaslandığında (O dönemde müzeler açıklamalar yayımlamış, festivalller Ukraynalı sanatçılara öncelik vermişti) İran söz konusu olduğunda kurumsal suskunluk bir kez daha dikkat çekici hale geldi. İran'ın köklü sinema geleneği, edebiyat mirası ve çağdaş sanat üretimi düşünüldüğünde, bu sessizlik bir ihmal mi, bir tercih mi?

Golestan Sarayı bugün ayakta. Ama alarm verilmiş olması bile bir şeyi gösteriyor: Kültürel miras, savaşın yan hasarı değil; bazen hedefi, bazen de diplomatik bir koz. Ve sanat dünyası hangi mirası önce koruyacağına dair hiyerarşisini her sessizliğiyle yeniden kuruyor.

Vitrin boş değil ama her şeyi de sergilemiyor

Vitrin boş değil ama her şeyi de sergilemiyor

Amerika'da son yıllarda yükselen “Müzeler Tarafsız Değildir” (Museums Are Not Neutral) yaklaşımı da benzer bir gerçeği söylüyor: Müze dediğimiz yer boş bir vitrin değil; neyi sergileyeceğine, neyi dışarıda bırakacağına, hangi hikâyeyi anlatacağına karar veren bir kurum. Avrupa Müze Organizasyonları Ağı'nın (NEMO) 2024 tarihli değerlendirmesi, artan siyasal baskı ve toplumsal kutuplaşma nedeniyle birçok müzenin programlarında ve açıklamalarında giderek daha temkinli davrandığını ortaya koyuyor. Yani burada “tarafsızlık” özgürlüğün değil, çekingenliğin adı.

Savaşlar cephede, hafızalar filmlerde kazanılır

Savaşlar cephede, hafızalar filmlerde kazanılır

Sinema, tarafsızlık illüzyonunun ve hafıza inşasının kuşkusuz en görkemli sahnesi. Hollywood on yıllardır küresel hafızanın hangi “kahramanlar” üzerine inşa edileceğini belirleyen en güçlü üretim merkezi olarak çalışıyor. 2010'da The Hurt Locker'ın veya 2013'te Argo'nun En İyi Film Oscar'ıyla ödüllendirilmesi, belirli bir jeopolitik perspektifin kurumsal olarak mühürlenmesinden başka bir şey değildi. American Sniper'da alkışlanan kahramanlık anlatısı, Susan Sontag'ın sorduğu o huzursuz edici soruyu tam burada akla getiriyor: Bir tarafta travmatize olmuş asker merkeze alınırken, diğer tarafta acısı isimsizleşen kitleler birer istatistik oluyor. Beyaz perdede hangi savaşın “trajedi”, hangisinin “operasyon” kurgulanacağı kararı, gücün kendini kültür aracılığıyla aklama stratejisinden farklı bir şey mi?

En politik cümle: “Biz apolitiğiz”!

En politik cümle: “Biz apolitiğiz”!

Alman düşünür Walter Benjamin'in ünlü cümlesi bu yüzden hâlâ önümüzde duruyor: “Kültürün hiçbir belgesi yoktur ki aynı zamanda barbarlığın da belgesi olmasın.” Yani kültür tarihini yalnızca zaferlerin ve güzelliklerin tarihi olarak okumak yanıltıcı. Pablo Picasso ise daha doğrudan şunu söylemiş: “Hayır, resim daireleri süslemek için yapılmaz. Düşmana karşı saldırı ve savunma savaşının bir aracıdır.” İki cümle. İkisi de kültürü masum bir alan olmaktan çıkarıyor.

Gazze'de yıkılan arşivler, Tahran'daki miras alanlarına verilen alarmlar, Venedik'te tartışılan pavyonlar, kovulan Rus sanatçılar... Kültür kurumları gerçekten tarafsız mı? Yoksa hafıza da bir cephe mi?

Bazen en politik cümle, “biz apolitiğiz”in ta kendisi…

Instagram 

Bu makalede öne sürülen fikir ve yaklaşımlar tamamıyla yazarlarının özgün düşünceleridir ve Onedio'nun editöryal politikasını yansıtmayabilir. ©Onedio

Yorumlar ve Emojiler Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

category/test-white Test
category/gundem-white Gündem
category/magazin-white Magazin
category/video-white Video
Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo-TV ve Sinema Bölümü'nden mezun oldu. Öğrenim süreci boyunca Kanal D bünyesindeki radyolarda görev aldı. Yönetmen yardımcısı olarak başladığı kariyerini, kültür sanat sektöründe basın danışmanlığı yaparak devam ettirdi. 2006 - 2023 yılları arası Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda görev yaptı. Fatma Berber ile kaleme aldığı Destek Yayınları'ndan Bir Pera Masalı isimli gezi kitabı ve Pink Floyd - Kilidi Açamazsan Kır Kapıyı isimli biyografi kitabı; Ayrıntı Yayınları Düşbaş Kitapları'ndan Bir Porsiyon Sanat isimli kitapları bulunuyor.
Tüm içerikleri
right-dark
category/eglence BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
1
0
0
0
0
0
0
Yorumlar Aşağıda chevron-right-grey
Reklam