onedio
Agah Aydın Yazio: Deprem: Bakmadığımız Yerden Yıkıldık
Çocuktuk!Bilmemizi istemedikleri her şeyi bilir, hiçbir şeyi bilmiyormuş gibi yapardık. Bilmek istemediğimiz şeyleri de bilirdik. Ama kendi kendimizden utanıp bildiğimizi bilmiyormuş gibi yapardık. Türkân Şoray’ın Kanunlarını Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’ndan, hatta bildiğimiz her şeyden daha iyi bilirdik. O filmde Türkân Şoray’ın Kadir İnanır’la sevişip, dudak dudağa öpüşeceğini bilmemezlikten gelmek zorunda olduğumuzu da bilirdik. Mevzunun sevişmek değil aşk, şehvet değil şefkat olduğuna da inandırırdık kendimizi. Filmin en heyecanlı yerinde 51 ekran televizyonun camında beliren kırmızı güllerin ardında adamla kadının şehvetle birbirinin içine geçmediğine kim inanır? Kadir İnanır diye öfkelenip, yapma Türkân Şoray diyerek sitem ederdik.Freud’a göre medeniyete girişimiz, insan oluşumuz, vücudun bir parçasının hariç tutulmasını talep eder: Hem ödediğimiz bedel hem de bakmaktan aldığımız hazzın koşulu budur (1). Saçlar, dudaklar, yanaklar, ayaklar, eller, zaman zaman baş kaldırmış memelerden söz edilir de okuru endişelendirmemek için cinsellik, cinsel birleşme, erkek ve kadın cinsel organları neden dışarıda bırakılır? Biz onları dışarıda bırakınca onlar dışarı da mı kalır? Kalmaz elbette! Buna kim inanır? Kadir İnanır!
Pelin Çini Yazio: Bin Dolarlık Çanta Paylaşımı SMA’dan Daha mı Değerli?
etiket
Çantamda sürekli taşıdığım ben ta lisede iken- 90’lara tekâmül ediyor- annemin aldığı ve o zamanlar anlamını çözemesem de sonradan “köfteyi çaktığım” bir anahtarlık var. Üzerinde “Erkekleri tanıdıkça kedilerimi daha çok seviyorum” yazılı. Merak etmeyin, bu cümleyi savunacak derecede delirmedim ya da şöyle söyleyeyim kadın-erkek ilişkilerine “at gözlüğü” ile bakacak kadar yara almadım (şükürler olsun tabii) hem zaten bugünkü yazının konusu da kadın-erkek-aşk-sevgi-seks ya da bulunamayan ruh eşi değil. Her ne kadar bu meseleler üzerine kalem oynatmaktan keyif alsam da bugün daha CİDDİ, daha HAYATİ ve kusura bakmayın ama daha GERÇEK bir konudan bahsedeceğiz. Peki, neden konuya seneler önce alınmış o anahtarlık ile girdin? diyen dikkatli okuyucu; hemen açıklıyorum.
Reklam
Kahraman Güler Yazio: Herkes Biraz Normaldir Çoğunlukla Anormal: Bir Şey Olma Telaşının Hiçbir Şeye Dönüşmesi
etiket
İçinizdeki anormal normali bulmaya çalışmak yapılabilecek en havalı iştir. İnsan olmak aramak mı? Anlamak mı? Bir norma sığmak mümkün mü? Kim bu normal insan? Normu kim belirliyor? Kendi normlarımızı belirleyebiliyor muyuz? Normal insan kavramı herkese göre değişecektir ama normal insanı az çok tanımlayacak olursak içinde bulunduğu toplumsal koşullara uyum sağlayabilen bazen kendi olmayı geri plana atabilen özellikleri taşıması gerekmektedir. Ben ve diğerleri arasında doğru yerde durabilendir. Bir örnek doğru yer: kendi mutluluğum için bir sevgiliye ihtiyacım var ama onunda mutluluğa ihtiyacı var. Birbirinin iyiliği olmak. Dünyanın neresine giderseniz gidin Maslow’un da bahsettiği gibi insanların temel evrensel ihtiyaçları vardır. Maslow’a göre insanların temel evrensel ihtiyaçları nefes almak,  boşaltım, uyku, yemek, içmek, cinsellik daha sonra bunları güvenlik vs takip eder. Bir insan temel evrensel ihtiyaçlarını karşılamadığı sürece gidebildiği tüm noktada eksiktir.  Toplumla savaşını bitirmediği müddetçe de aynı eksikliğin içinde kalır. Normal insan kendi ihtiyaçlarını reddetmeyendir. Bağlanma ihtiyacı buna gruplara bağlanma ihtiyacı da dahil, özerklik ihtiyacı, ifade ihtiyacı, spontan olma ihtiyacı, doğru sınırları öğrenme ihtiyacı. Aslında köşemdeki ilk yazımda biraz değinmiştim. Ama yine de bu kavram değişkendir.
"Neden Hiç Büyük Kadın Sanatçı Yok?" Diye Soranlara Trajik Hikayesiyle: Camille Claudel
Başka bir dünyada Camille Claudel'den 'büyük işler yapmış, dahi heykeltıraş' diye bahsedebilirdik. Lakin erkek egemen dünyada ve şartların çok daha sert olduğu bir dönemde yaşadığı için; Camille Claudel, ünlü heykeltıraş Auguste Rodin'in sevgilisi, ilham perisi, delirerek ölmüş zavallı bir kadın olarak biliniyor.Camille Claudel'in acı dolu hikaye-i garibesini duymayan kalmasın...
Reklam
Reklam
Reklam
Savaş Önemli Yazio: Seks Hayatınızdaki Memnuniyetsizliğinizin Sebebi Akıllı Telefonunuz Olabilir
etiket
Cinsel yaşamınızla ilgili herhangi bir memnuniyetsizliğiniz var mı? Cevabınız evetse ya da kafanızı ‘yani, olabilir’ gibi salladıysanız birazdan okuyacaklarınız için dikkatinizi biraz daha toplayın ve ekrana yaklaşın derim. Araştırmalar, modern çağda çiftler arasındaki cinsel memnuniyetsizliklerin akıllı telefonlardan kaynaklanabileceğini işaret ediyor. Hani şu bir an olsun elimizden düşürmediğimiz yatağa beraber girdiğimiz, sabah gözümüzü açar açmaz ekranına baktığımız bağımlılık nesnelerimiz olan cihazlar. Akıllı telefonlar her ne kadar hayatımızı pek çok açıdan kolaylaştıran teknolojiler olsa da giderek insana dair pek çok şeyin yavaş yavaş hayatlarımızda geri planda kalmasına neden oluyor. Durham Üniversitesi'nden yapılan bir araştırmaya göre, insanlar eşlerinden çok akıllı cihazlarından ya da daha doğru bir ifade dijital dünyanın sunduğu nimetler tarafından baştan çıkarılıyor. Ünlü bir prezervatif markasının İngiltere’de 15 çiftle yaptığı bir araştırmanın sonuçları bu bağlamda son derece dramatik. Röportaj temelli bu araştırmaya katılan çiftlerin yüzde 40’ı akıllı telefon veya tablet kullanımı nedeniyle seks yapmayı ertelediklerini ifade etmiş. Araştırmaya katılan çiftlerin çoğu sosyal medya bildirimlerine veya telefonlarına gelen mesajlara daha hızlı yanıtlayabilmek için seks sırasında acele ettiklerini dile getiriyor. Yine katılımcıların üçte biri gelen bir aramayı cevaplamak için ilişkiyi yarıda bıraktıkları durumların olabildiğini belirtmiş. Araştırmanın bir diğer sonucu çiftlerinin dörtte birinin cinsel ilişkilerini akıllı telefonları ile kayda alması. Yüzde 40’ı ise fotoğraflayıp sonrasında fotoğraflara baktığını ifade etmiş. Aslında çok şaşırtıcı bir durum olmasa gerek. Ünlülerin özel fotoğraflarının hack’lenmeleri ilgili haberler yıllardır gündemden düşmüyor. Belki bazılarınız onlar ünlü olduğu için bu gibi nispeten marjinal durumları yaşamaları normal diye düşünebilir. Ama şu bir gerçek ki modern çağın her bireyi için akıllı telefon hayatın her anında baş rolde. Aynı şekilde akıllı telefonlar modern romantik ilişkilerin de merkezinde.
Reklam
Uğur Batı Yazio: Mutlu Olmak Zorunda mıyız?
etiket
Edebiyat dünyası uzun süredir mutluluk hakkında yazıp durur. Belki de en eski konulardan birisi olmuştur. Felsefe yine buna benzer bir durumdur. Mutluluk belki de yaşamın hem anlamıdır hem de amacı… Bu anlamda beyinbilim , günümüzde hür irade, aşk, suç, karar, davranış, duygu, düşünce gibi birçok konuyu ele aldığı gibi mutluluğu da ele almaktadır… Ve felsefe-edebiyat-ahlak-sanat gibi görece daha subjektif ekollere, objektif bir zemin sunmaktadır. Peki mutluluğun beyindeki tezahürü ne olur? Bu konuyu yazı boyunca ele alacağız. Bir giriş yapalım ve ilk soruyu soralım: Mutluluğun bilimi olur mu? Tüm canlılar için hayatta kalmak, ödüllendirici duygulanımlara bağlıdır. Mutluluk gibi. Ama belkide sadece insan bunun bilincindedir. Bu bağlamda mutluluğu bilinç düzeyinde tecrübe edebilen tek beyin insanın beynidir. Kararlarımızın hesabını ve sonuçlarını tahmin edebilmek gibi yine sadece bizde olan özelliğimiz ise evrimsel olarak bize bir avantaj sunmuş olsa da bu iki ucu keskin bir kılıçtır. ABD’li yazar John Steinbeck in belirttiği gibi: Bilincimiz sayesinde mutluluğu, hazzı ve arzuyu bilinç düzeyinde fark edebiliyorsak da… Bunun kesin bir sonu var gibi görünüyor. Öleceğimiz gerçeği -geri kalan zamanımı güzel geçireceğim- şeklinde bir stratejiyi gündeme getirse de, türümüz özellikle de bu günlerde depresyon ve endişe salgını yaşamaktadır.
Pelin Çini Yazio: Demet Işıl Yılmaz’a “Bana Kanseri Anlat” Dedim. “Koku! Pelin Koku!.. Hasta Olmayan Bilmez, Bilemez. Kemoterapi Bütün Hücrelerini Öldürüyor ve Sen İçin Çürürken Kokusunu Alıyorsun”
etiket
Demet Işıl Yılmaz… Genç, güçlü, etkileyici bir insan. Savaşçı bir kadın, güzel bir anne…Onunla pandemi döneminde, sokağa çıkma yasaklarının göbeğinde tanıştık. Tabi ki sosyal medya üzerinden. Ama hani bazen birileriyle yolumuz kesişir ve sanki uzun zamandır zaten tanışıyormuşuz gibi hissederiz ya. Bize de öyle oldu.Çünkü farklı alanlarda benzer mücadeleler vermiş, benzer yenilgiler elde etmiş ve benzer şekilde “yanlış anlaşılmış”tık.  Zaten bana sorarsanız hayatın bizlere geçtiği en büyük kıyaklardan biri, umudumuzu yitirmeye yaklaştığımız o köşe başlarında aniden bir “benzer”imizle karşılaşmamız ve onun kulağımıza “henüz hiçbir şey bitmedi” diye fısıldamasıdır... Demet ile tanıştığımızda meme kanseriyle mücadelesi devam ediyordu. Şimdiyse savaş bitti. O kazandı. Yaşadıklarını yazdı, “Mecburiyetsiz” isimli kitabı yakında çıkacak ve hepimizi derinden etkileyecek biliyorum. Madem meme kanseri farkındalık ayındayız ve yine madem birçoğumuz etrafta gerçekten ne anlama geldiğini bilmediğimiz o pembe kurdeleyi görüyoruz. Ona sormak istedim: “Farkında mıyız? Demet, Kurdelemizi doğru yere takıyor muyuz?
Reklam