Brüksel'den Paris'e: Ferdi ile Cazın Büyüsüne Kapılıyoruz
Gözlerinizi kapatın. Arka planda saksafonun buğulu sesi, hafif bir melankoliyle karışıyor şehre. Kim mi bu sesi taşıyan? Tabii ki Ferdi! Hem Brüksel’in serin sabahlarından hem Paris’in geceye karışan caz kulüplerinden geçen, sesiyle mekanı değil aynı zamanda ruhu aydınlatan bir adamdan bahsediyoruz. Caz müziğine hayatını adamış ama hayatını sıradan yaşamamış biri o. Gelin Ferdi’yi biraz daha yakından tanıyalım!
TAKE 01
Ferdi, Brüksel’de doğup büyümüş ama ruhu Paris’te, New York’ta, İstanbul’da nerede güzel bir jam session varsa orada dolaşan bir müzisyen. Konservatuvar eğitimi almış olsa da onun gerçek eğitimi kulüplerde, sokaklarda ve sabaha karşı kayıt stüdyolarında olmuş. Birkaç nota arasında kendi iç sesini bulmuş diyebiliriz.
5h34
Ferdi’nin müzikle ilişkisi duygusal değil adeta tutkulu bir aşk. İlk saksafonunu 13 yaşında eline alıyor. Fakat bu ilk aşk kolay olmamış; nefesi yetmemiş, elleri acımış, ama gönlü bırakmamış. Bugün onun solosunu duyduğunuzda sadece notaları değil yılların emeğini, hayal kırıklıklarını ve küçük zaferlerini de hissediyorsunuz.
VINTIMILLE
Ferdi için caz sadece müzik değil bir ifade biçimi. Klasik caz standartlarını sevse de doğaçlamalarıyla sınırları zorluyor. Anadolu ezgilerini elektronik beat’lerle birleştirdiği projeleri var. Evet, yanlış duymadınız: Ferdi’nin sesiyle “Hicazkar” moduna giren bir Berlin kulübü hayal edin… İşte o kadar özgün bir yolculuk.
Beach Wear
Her ne kadar medyatik olmayı tercih etmese de Ferdi caz dünyasında gizli bir hazine gibi. Brüksel Jazz Weekend, Montreux Caz Festivali gibi prestijli etkinliklerde yer aldı. Ayrıca birçok uluslararası müzisyenle birlikte çaldı, adını bilmeseniz de kulaklarınız mutlaka onun bir solosuna denk gelmiştir. Kayıtlarının çoğu analog, çünkü doğallığı seviyor.
Love Amour
Onunla bir röportajda yapılan sohbetin en vurucu cümlesi şu olmuştu: “İyi bir solo, sadece teknik değil sonuçta. İçinde pişmanlık da olacak, umut da... Müzik dediğin şey, kelimelerin söyleyemediğini fısıldar.” İşte bu yüzden Ferdi’yi dinlerken bazen geçmiş bir aşkı hatırlarsınız, bazen kaybettiğiniz bir anıyı, bazen de sabaha karşı kendinize dair yakaladığınız o kırılgan gerçeği.
In My Mind
Ferdi’nin müziği dinlemekle kalmazsınız, içinde gezinirsiniz. Bazen bir aşk hikayesine düşersiniz, bazen bir trende pencere kenarına. Her performansında başka bir anlatı inşa eder. Kimi zaman sessizlikle konuşur, kimi zaman notalarla bağırır. Çünkü onun sahnesi gerçek bir hikaye sahnesidir.
WE HAD BLUE EYES
Genç müzisyenlere en büyük tavsiyesi: “Kimseye benzemeyin. Yanlış çalın ama kendiniz çalın.” Bu yüzden onun atölyelerine katılan gençler, müzikte doğru hissi de aramayı öğreniyor. Ferdi’nin gözünde teknik, ifade kadar önemli değil. Bir notanın içinde ruh yoksa o nota boş kalır.
Val Duchesse
Kendinizi bu muhteşem notalara bırakın şimdi! Her şey çok daha farklı olacak.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!



Yorum Yazın