Ünlü Sanatçıların Görece Ünsüz Tablolarını İnceliyoruz!
Sanat tarihinde bazı tabloların varlıkları neredeyse fark edilmiyor. Önlerinden geçiliyor ama durulmuyor, bakılıyor ama gerçekten görülmüyorlar. Ne büyük anlatıların merkezindeler ne de sanatçının vitrini sayılıyorlar. Buna rağmen en çıplak düşünceler çoğu zaman tam da bu işlerde saklı. Ressam burada izleyiciyi etkileme derdini çoktan bırakmıştır çünkü. Ünlü sanatçıların o tablolarına birlikte bakalım!
Leonardo da Vinci - Saint Jerome in the Wilderness

Leonardo da Vinci’nin Saint Jerome in the Wilderness tablosu, ustanın insan anatomisine olan saplantılı tutkusunu ve ruhsal azabı aynı karede buluşturan sarsıcı bir eser. Sanatçı, tövbekar azizi alışılmışın dışında, yaşlanmış ve dünyevi varlığından tamamen arınmış bir halde, adeta bir deri bir kemik resmetmiş.. Kaslar gergin, duruş rahatsız edici, yüz asla sakin değil. Arka planın bitmemişliği, bilinçli bir boşluk hissi yaratıyor. Sanki ressam figürü yalnız bırakmış gibi. Tablo yarım kalsa da düşünce hiç yarım değil.
Michelangelo Caravaggio - Saint Francis of Assisi in Ecstasy

Caravaggio’nun ışığı meşhur ama bu tablo ışığın bile kararsız olduğu bir anı ortaya çıkarıyor. Aziz Fransis’in vecdi kutsal bir yükselişten ziyade fiziksel bir çöküş gibi duruyor. Caravaggio burada maneviyatı romantize etmiyor bunun yerine daha çok bedenin sınırlarını zorluyor. Arka plan karanlık ama tehditkâr değil; sanki iç dünya. Caravaggio’nun kendi hayatındaki şiddet ve suç duygusu resme sinmiş. Saint Francis of Assisi in Ecstasy ise onun kutsalı bile yeraltına çekme cesaretini gösteriyor.
Rembrandt - Titus at His Desk

Rembrandt’ın oğlu Titus’u hayallere dalmışken resmettiği portre, babalık şefkatinin tuvale yansıyan en saf hali. Elini çenesine dayamış, masum ve düşünceli bir ifadeyle betimlenen minik çocuk, izleyiciye bir anın dinginliğini hissettiriyor. Ünlü ışık-gölge tekniğini kullanarak odağı tamamen oğlunun altın parıltılı yüzüne ve dalgın bakışlarına toplamış Rembrandt. Bir babanın evladını sevgiyle gözlemlediği o kutsal ve sessiz ana tanıklık ediyoruz yani.
Johannes Vermeer - The Sleeping Maid

Vermeer’in kusursuz düzen anlayışı bu tabloda bilinçli olarak kırılıyor. Hizmetçi uyur, işler aksar, zaman yavaşlar. Bu bir nevi kabulleniş ama. İnsan bedeni yorulur ve durur. Vermeer burada ahlak öğretmiyor sadece gözlemliyor. Işık her zamanki gibi incelikli ama sahne de bir o kadar kusurlu. İşte tabloyu güçlü kılan çelişki de tam olarak bu.
Francisco Goya - The Colossus

The Colossus, savaşın ve kaosun yarattığı kolektif korkuyu devasa bir figür üzerinden somutlaştırmayı başarıyor. Bulutlar arasından yükselen dev, altındaki panik içinde kaçışan insan yığınına tezat oluşturarak mutlak bir belirsizliği simgeliyor. Koyu renkler ve sert fırça darbelerinin, İspanya’nın o dönemki siyasi buhranını ve insanın bilinmez güçler karşısındaki çaresizliğini yansıttığını eklemiş olalım.
Eugène Delacroix - Hamlet and Horatio in the Graveyard

Delacroix’nın Shakespeare hayranlığını yansıtan tablo, Hamlet’in mezarlıkta kafatası tuttuğu o meşhur felsefi hesaplaşma anını canlandırıyor. Hamlet ve dostu Horatio, kazılan bir mezarın başında dururken; sanatçı, ölümün kaçınılmazlığını karanlık ve romantik bir atmosferle vurgulamayı başarıyor. Delacroix’ya özgü dramatik ışık kullanımı ve canlı fırça hareketleri, karakterlerin içsel melankolisini ve yaşamın geçiciliği üzerine duydukları derin kederi güçlendiren faktörlerden.
Édouard Manet - Le Balcon

Ön plandaki balkon parmaklıklarının keskin yeşili, arkadaki figürlerin donuk ve birbirinden bağımsız bakışlarıyla tezat oluşturarak modern hayatın yalnızlığını vurgulayan Le Balcon, dönemine göre alışılmadık ışık kullanımı ve sert renk geçişleri, geleneksel derinlik algısını yıkarak resmi daha düz ve modern bir boyuta taşıyor.
Paul Cézanne - Skull

Paul Cézanne, geleneksel ölümü hatırla temasını, modern sanatın kapısını aralayan geometrik bir sertlik ve fırça disipliniyle yeniden yorumlamış. Kemiğin üzerindeki ışık oyunları ve çukur alanlardaki derin gölgeler, nesneye ağır bir kütle ve varlık kazandırıyor. Cézanne, gereksiz her türlü detaydan kaçınarak izleyiciyi varoluşun en çıplak ve soğuk gerçeğiyle baş başa bırakıyor.
Vincent van Gogh - The Potato Eaters

Van Gogh’un ilk büyük başyapıtı sayılan tablo, köylü yaşamının zorluğunu ve dürüstlüğünü tüm çıplaklığıyla yansıtıyor Vincent van Gogh toprağı işleyen ellerin, aynı toprak altından çıkan patatese uzanışını resmederek emeğin kutsallığını vurgulamayı başarıyor. Vincent, bu figürleri güzel göstermeye çalışmak yerine, hayatın sertliğini yansıtan kemikli yüzleri ve nasırlı elleriyle onları olduğu gibi onurlandırmış.
Gustav Klimt - Water Serpents II

Klimt, tablosunda dişiliği suyun akışkan ve gizemli doğasıyla birleştirerek izleyiciyi altın parıltılı bir rüya alemine davet ediyor. Birbirine dolanmış figürler, deniz bitkileri ve mücevher benzeri süslemeler arasında adeta eriyerek gerçeklikten kopmuş, mistik bir boyuta geçmiştir. Tablodaki yoğun altın varak kullanımı, esere hem kutsal bir hava katar hem de tekinsiz bir erotizm yüklemekte.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!


Yorum Yazın