onedio
Taksit Yasağı Telefon Satışlarını Yüzde 40 Düşürdü
Geçen yıl ayda ortalama 330 bin cep telefonu satan teknoloji marketlerinin satış rakamı, kredi kartı düzenlemesinden sonra 130 bin adet düşerek 200 bine gerilediBankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu'nun (BDDK) 1 Şubat 2014'te yürürlüğe giren cep telefonlarına taksit sınırlaması, teknoloji marketlerin aylık cep telefonu satışlarını ortalama yüzde 40 düşürdü.Geçen yıl ayda ortalama 330 bin cep telefonu satan teknoloji marketlerinin satış rakamı, kredi kartı düzenlemesinden sonra 130 bin adet düşerek 200 bine geriledi. Böylece taksit yasağı teknoloji marketlerin telefon satışlarını yüzde 40 civarında düşürmüş oldu.Konuyla ilgili AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Gold Teknoloji Marketleri Pazarlama Müdürü Kılınç Orhan Erdemir, araştırma şirketi GfK rakamlarına göre Türkiye'de 2014 yılının ilk 6 ayında 5,7 milyon cep telefonu satıldığını, 2013 yılının aynı döneminde bu rakamın 6 milyon olduğunu söyledi. Türkiye'de alışverişi etkileyen en önemli faktörlerden birinin kredi kartlarındaki taksit imkanı olduğunu belirten Erdemir, şunları kaydetti: 'Zaten satın alma gücü açısından AB ülkelerine göre çok daha düşük bir durumdayız. Taksit imkanı da düşürülünce toplum yeni teknolojiye ulaşmakta zorlanmaya başladı. Yeni teknoloji ürünlerinin kolay ulaşılabiliyor olması aslına bakarsanız sosyal statülerin de bu noktada eşitlenmesini sağlıyor. Şubat ayına kadar bin 500 liralık son model bir cep telefonunu asgari ücretli bir çalışan bile taksitle alabiliyordu. Teknoloji kullanımında en zenginle aynı kulvarda olabiliyordu.'‘Son 5 ayda cep telefonu pazarı sadece el değiştirdi’Erdemir, taksit yasağının teknoloji marketlerindeki büyümeyi sıfırladığını belirterek, 'Teknoloji marketlerindeki cep telefonu satışları 1 Şubat itibariyle büyük bir düşüş yaşadı. Teknoloji marketlerinde 2013'te ayda ortalama 330 bin adet cep telefonu satılıyordu. Kredi kartı düzenlemesinden sonra bu rakam 200 bine düştü' dedi.Ancak Türkiye'de satılan toplam cep telefonu adetlerinde küçülmenin aksine büyümenin yaşandığını aktaran Erdemir, bunun sebebinin de GSM operatörlerinin 24 aylık kontratlı satışları ve senetli satış mağazalarındaki satışların artması olduğunu kaydetti. Ödeme sisteminde yapılan değişiklik ile teknoloji marketlerindeki 1-1,5 milyar liralık pazarın diğer satış kanallarına kaydığı bilgisini veren Erdemir, sözlerine şöyle devam etti:'Cep telefonu tüketimini sadece bir ödeme sistemini yasaklayarak azaltmanın imkanı yok. Bunun olmadığını Türkiye'deki toplam pazarda cep telefonu satışlarının azalmamasından görüyoruz. Son 5 ayda cep telefonu pazarı sadece el değiştirdi. Eğer amaç gerçekten cep telefonu satışını azaltmak olsaydı, aynı zamanda kontratlı satışların da yasaklanması gerekirdi. Ancak kontratlı satışların büyük oranda arttığı da gün gibi ortada. Şubat ayından bu yana teknoloji perakendecileri, alternatif ödeme yöntemlerine yöneldi. Örneğin mağazalarda finans kuruluşlarının desteği ile hızlı tüketici kredisi sunuluyor. Mağazadaki online sistem üzerinden 15 dakika içerisinde onay aşaması tamamlanıyor. Onaylanmış olan krediye istinaden personel kredi evraklarını tamamlıyor. İşlemlerin tamamlanmasını müteakip, ürünü hemen müşteriye teslim ediliyor.'‘Kredi kartlarına limit sınırlaması doğru bir adım’Kılınç Orhan Erdemir, ekonomi yöneticilerinin özellikle cep telefonu gibi pazarın lokomotifi olan bir alanda yıl sonuna doğru en azından kredi kartına 3 taksit ile iyileştirme yapacağını düşündüklerini söyledi. Bunun hem yerli üretimi teşvik edeceğini, hem bankaların kaybettiği geliri elde etmesini sağlayacağını, hem de teknoloji perakendeciliğini rahatlatacak en büyük hamlenin bu olacağını vurgulayan Erdemir, kredi kartlarına geçen yıl getirilen limit sınırlamasının uzun vadede çok önemli ve doğru bir adım olduğunu vurgulayarak, konuşmasını şöyle sürdürdü:'Bunun yanı sıra taksit sınırlandırmasının cep telefonlarında tamamen kaldırılması değil 3-4 taksite indirgenmesi sektörün bir anda kan kaybetmesini engelleyecekti. Vatandaşın borçlanma düzeyini indirmeyi sadece kredi kartları üzerinden düşünmemek lazım. Kişisel borçlanma farklı ödeme yöntemleriyle devam ediyor. Önemli olan bunu kademeli bir şekilde azaltabilmektir diye düşünüyorum. Aksi halde insanlar alışverişi keseceklerine farklı ödeme yöntemleriyle satın almaya yöneliyor. Bu seferde kişisel borçlanması takip etmeniz gittikçe güçleşiyor.'Erdemir, Türkiye'nin bilişim-teknoloji alanındaki gelişme potansiyeline inandıklarını belirterek, 'Almanya'da teknoloji pazarı yıllık 130 milyar lira ciroya sahip. Biz de 2023 Türkiye'sinde bu derece güçlü bir sektör oluşacağına inanıyoruz' şeklinde konuştu.T24
Akıl Dolu Hikâyeleriyle İzleyenleri Hayretler İçinde Bırakan Birbirinden Başarılı 42 Film
http://www.imdb.com/title/tt0212720/ Belirsiz bir gelecekte insanoğlu, dünyanın çoğunun sular altında kaldığı bir yeryüzünde yaşamaya çalışırken, teknolojinin nimetlerinden yararlanarak hayatlarını kolaylaştırmak amacıyla yapay zekalı robotlar üretir. David, madde ve mana olarak tam bir insan gibi donatılmış bir robottur. Sevmeye programlanmış olan ilk çocuk robot David, o sırada hasta olmasından dolayı tedavisi bulunana kadar çocukları dondurulmuş bir aile tarafından deneme süreci olarak evlat edinilir. David, yaşadığı aile ortamında evlatlığın gerektirdiği sevgi ve bakımı kapsayarak giderek çiftin çocukları haline gelmesine rağmen, umulmadık olaylar Robot David için hayatı imkansız bir duruma sokar.
Bakan Zeybekçi Danıştay'ın 'Tıraşlayın' Kararından Önce 2 Dairesini Satmış
Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci 16:9 projesinin tıraşlanacak bölümünden aldığı iki daireyi Danıştay'ın kararı öncesi satmış. Zeybekci, 'İki daire aldığımda vekil bile değildim. Şirketin bulduğu alıcıya sattım. Dolar bazında zarar ettim' dedi.Danıştay’ın, “tıraşlayın” kararı verdiği İstanbul ’daki 16:9 kulelerinden iki daire almasıyla gündeme gelen Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, Başbakan Tayyip Erdoğan ’ın, sözleriyle siluet tartışmasının başlamasının ardından dairelerine bir daha gitmediğini, birkaç ay önce de şirketin bulduğu alıcıya sattığını açıkladı. Hürriyet'ten Erdinç Çelikkan'ın haberine göre; Zeybekci, hukuki bir sorunu olmamasına rağmen “Çorbaya sinek düşmesine benzer bir durum ortaya çıkması nedeniyle” daireleri dolar bazında zarar ederek elden çıkardığını söyledi. Zeybekci’nin daireleri Danıştay’ın ‘tıraşlayın’ dediği bölümü içeren A Blok 32. katta yer alıyor. Erdoğan tepki göstermişti Erdoğan 18 Nisan 2013’te, İstanbul’da milletvekilleriyle buluşmasında, dikey yapılaşma konusundaki görüşlerini dile getirmiş ve Zeytinburnu’ndaki 16:9 kulelerine ilişkin, “O binaların sahibini (Mesut Toprak) tanıyordum. Kendisiyle konuştum, ‘tıraşlayın’ dedim. Yapacaklarını bekliyordum ama baktım ki hiçbir şey yapmadılar. O nedenle çok kırıldım. Şimdi o insanla konuşmuyorum” demişti. İstanbul 4. İdare Mahkemesi, kulelerin, “Tarihi silueti bozduğu kısmının” yıkılmasına karar verdi. İstanbul Büyükşehir belediyesi ve Zeytinburnu Belediyesi, kararı Danıştay’a götürdü. Danıştay, 28 Mayıs’ta, yıkım kararını onadı. Ancak bu onama kararı, davacı avukat Cihad Gökdemir’in, 20 Ağustos’ta yaptığı açıklamayla kamuoyuna duyuruldu. Kamuoyu bu kararı tartışırken Zeybekci’nin de bu kulelerde iki dairesi olduğu basına yansıdı. Zeybekci’nin kulelerde bulunan iki daireyi birleştirerek, hem ofis hem de konut olarak kullandığı öğrenildi. Bakanlık yetkilileri, “1993’den beri ticaret yapan bir şirketi var. Üretilen tekstil ürünleri hep başta Avrupa olmak üzere ihraç ediliyor. İstanbul bir finans merkezi olduğu için burada ofis ve konut olarak kullanmak üzere iki daire satın aldı. Ailesi çoluğu çocuğu İstanbul’a geldiğinde otelde kalmak yerine orada kalmayı tercih ediyordu” bilgisini verdiler. Zeybekci’nin açıklaması Konunun gündeme getirilmesiyle ilgili zamanlamaya dikkat çeken Zeybekci ise Hürriyet’in soruları üzerine, iki daireyi 31 Mart 2011’de aldığını, o zaman milletvekili bile olmadığını belirterek, şunları söyledi: “İki parçaydı, birleştirdik, toplam 134 metrekarelik daire oldu. 1.6 milyon liraya almıştım. Tamamı şahsi hesabımdan banka havaleleriyle eşit taksitlerle 1.5 yılda ödedim. Siluet tartışmaları başladıktan ve sayın Başbakanımız konuyu gündeme getirdikten sonra bıraktım. Bir daha da gitmedim. Bizim için bitti. İki üç ay önce de sattım ve bitti. Dolar kuru hesaba katılırsa zarar ederek sattım. Şirkete değil, buldukları bir alıcıya sattım. Mülkü almadan önce her türlü soruşturmayı yaptım. İnşaat ve iskan ruhsatlarına baktım. İmar kararlarını inceledim. Hiçbir hukuki sorunu yoktu. Bakan olduktan sonra da sorumluluk makamında biri olarak, hukuki hiçbir sorunu olmadığı halde elden çıkardım. Hukuki hiçbir sorun yoktu ama çorbaya sinek düşmesi gibi bir durum vardı.” 'Milletvekilleri belediye başkanları da daire aldı' Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin Onaltıdokuz (16:9) kulelerindeki iki dairesinin alış ve satış sürecine ilişkin soruları yanıtlayan Astay Gayrimenkul Yönetim Kurulu Başkanı Mesut Toprak, “Projemizden CHP’li milletvekilleri, belediye başkanları ve birçok tanınan isim de ev sahibi oldu. Bu insanlar kaçak, ruhsatsız bir yerden ev almadı. Herkes kurallara uygun olarak en doğal ev sahibi olma hakkını kullandı. Bakanın evinin detayları konusunda bilgi sahibi değilim” dedi. Emlak danışmanları da, kulelerin tıraşlanacağı iddialarının gündeme gelmesinden sonra kira ve alım yönünde taleplerin kesildiğine dikkat çekti.Erdinç Çelikkan | Hürriyet
Türkiye'nin En Büyük 5 Kariyer Klübü
Üniversite kayıtlarının ve yeni eğitim-öğretim döneminin başlamasına bu kadar az bir süre kalmışken, artık sadece belirli birkaç bölüm degil bütün üniversite bölümlerinin öğrencilerine hitap eden öğrenci kulüplerini tanımakta fayda var! Kampüsün tadını çıkarırken hem yeni arkadaşlar edinmek, hem de kişisel gelişiminiz ve gelecek planlarınıza yardımcı olmak için kurulan pek çok öğrenci kulübünün arasından en iyilerini sizin için seçtik. İşte daha okula başlamadan adını bilmeniz ve takip etmeye hemen başlamanız gereken Türkiye'nin en iyi 5 kariyer odaklı öğrenci kulübü:
'Özerklik En Çok İzmir'e Yakışır'
Cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş'ın seçim çalışmaları kapsamında düzenlediği mitinglerin finali İzmir Gündoğdu Meydanı'nda gerçekleşti. HDP Milletvekilleri A.Levent Tüzel, Sırrı Süreyya Önder, HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, EMEP Genel Başkan Yardımcısı Sabri Topçu da mitinge katıldı. Miting için Aydın, Denizli, Muğla, Manisa ve diğer bölge illerinden binlerce kişi İzmir'e geldi. Miting meydanına girerken yapılan arama kontrellerinden geçen bazı vatandaşlar üzerlerindeki sarı, kırmızı ve yeşil renkteki kıyafetler bahane edilerek içeri alınmadılar, bunun üzerine yaşanan kısa bir gerginlikten sonra vatandaşlar içeri girdiler. Çeşitli sivil toplum örgütlerinin, derneklerin destek verdiği mitingde konuşan Demirtaş'ın hedefinde Başbakan Erdoğan ve IŞİD vardı. 'SİZİ YUHALATANA OY VERMEYİN' Kadınların önemine vurgu yapan Demirtaş, 'Sizin kaderiniz tacize, tecavüze uğramak, katledilmek eve kapanmak olamaz. Şen kahkahalarınızla toplumun geleceğini yaratacaksınız. Size hakaret eden yuhalatanlara neden oy veresiniz' dedi. İktidarın gençlere dair dair yapabildiği tek şeyin dindar ve kindar nesil yetiştirmek olduğunu belirten Demirtaş, 'Gençlerin genç adaydan, genç tavırdan yana olmaları lazım. Yarın sandık başında fotoğraflara baktığınızda tek seçenek olduğunu göreceksiniz. Demirtaş'a değil kendi geleceğinize oy verin' ifadelerinde bulundu. 'IŞİD NEYSE İSRAİL DE ODUR' IŞİD'in lanetlenmesi gerektiğini söyleyen Demirtaş, ' IŞİD vahşetini, barbarlığını kınıyorum.Buradan Şengal halkına, katliam tehdidi altında bulunan halkımıza dayanışma duygularımızı gönderiyoruz. Kobaniye, Rojova'ya selamlarımızı gönderiyoruz. Umarım insanlığın başına bela olan olan IŞİD yok edilir.. Bir tarafta barbarlık IŞİD tarafından gerçekleştiriliyorsa diğer tarafta Gazze de İsrail tarafından gerçekleştiriliyor. IŞİD neyse İsrail de odur. Aynı duygularımızı Filistinli halklar için paylaşıyoruz. Ama hükümet IŞİD için sesini çıkaramıyor, aman dokunmayalım diyorlar. Neredeyse bu örgütün haklı olduğunu söyleyecek durumdalar. İzmir'de 13 yaşındaki çocuğu kolundan tutup terörist derken, IŞİD'le ilgili dikkatli cümleler kuruyorlar, adeta meşru gösteriyorlar' dedi. 'BU SEÇİM ADİL DEĞİL' 'Bu seçim adil değil' diyen Selahattin Demirtaş, 'Bu seçim AKP 'nin adayının bütün devlet olanaklarını, finans gücünü, medya gücünü arkasına alarak haksız bir şekilde yürüttüğü son derece çirkin bir seçime dönüşmüş durumda. Bizler onlar gibi mitingler yapamıyoruz, onlar gibi süsleyemiyoruz ama emin olun sizin verdiğiniz emek daha dürüstçe çünkü sizin bağışlarınız yüreğinizden geliyor' ifadelerinde bulundu. KENDİNİZE OY VERİN Etnik kimliğimin bir önemi yok diyen Demirtaş, 'Yarın oy kullanmaya gideceksiniz, oy kullanırken Laz kendini, Çerkez kendini, Türk kendini, Kürt kendini, Ermeni de kendini görecek. Kendinize oy vereceksiniz. Bana değil. Böylece bu ülkeyi yeni baştan yaratacağız hep beraber el ele. 'ÖZERKLİK EN ÇOK İZMİR'E YAKIŞIR' İzmir'in AKP'den çok çektiğini söyleyen Demirtaş, İzmir'de yaşanan hukuksuzluklara değinerek, 'İzmir'de yaşayanlar burada karşılaştığınız hukuk dışı şeyleri benden iyi biliyorlar. Yüzde 50 halkın iradesi ile Aziz Kocaoğlu'nu o koltuğa getirdiler. Ama Kocaoğlu burayı yönetemiyor. Neden? Çünkü gerekli çoğunluğu sağlayamamasına rağmen, İzmir'de gücü bulunmamasına rağmen AKP, İzmir'i Ankara'dan yönetiyor. İzmir'in bütün çılgın projelerine oradan idare ettiriyorlar. İzmir'in ovasını, tarlasını, bağını, bahçesini, tüm ekolojik dengesini tarumar ediyorlar. Aldıkları kararlarla İzmir'i İzmirlilere dar ediyorlar. Belediyenin parası yok, mecliste karar alamıyor, ne yapacaklar, nasıl yönetecekler maddi destek olmadan? İzmir halkı AK Parti'ye mi oy vermek zorunda? İşte bizim yeni yaşam çağrımız burada başlıyor sevgili kardeşlerim. Özerklik dediğimiz şey budur. En çok da İzmir'e yakışır, en çok da İzmir bunun faydasını görür. Burada kime oy verdiyseniz yetki onda olsun. Siz belediye başkanını seçmişsiniz ama vali sizlere ve yöneticilere hakaret ediyor. Bu valinin yardımcısı ne diyordu? Soma'da yaşanan katliam için 'Aklını kullananlar kaçtı' diyordu. Emekçiye, madenciye olan yaklaşım bu. Eğer burası yerinden yönetim modeli ile yönetilseydi, sizler bu vali yardımcısını bir günde değiştirebilirdiniz. Ama şimdi yapamıyorsunuz. AKP istediği valiyi atıyor, istediğini ise görevden alıyor. Siz oy vererek getirdiğiniz belediyeden yeterli hizmet alamıyorsunuz. İşte özerklik tam olarak bunlara çare olacak. Yıllardır metroyu bitiremiyorlar, bütçe yok. İstanbul ve Ankara'daki metrolar 2-3 katı bir maliyetle üstelik ulaştırma bakanlığının desteği ile bitiriliyor ama İzmir'e bu destek yok. Bunlar sadece İzmir AKP'ye oy vermiyor diye oluyor. Madem bize oy vermiyorsunuz bizler de sizi cezalandırırız diyorlar' dedi. İzmir'in yeni yaşam çağrısına kulak vermesi gerektiğini söyleyen Demirtaş, 'Bir tarafta bizim evrensel ilkelerimiz, yüzyıllardır insan hakları çerçevesinde belirlenen değerlerimiz var. İzmir halkı ilkelerin yanında mı olacak yoksa ilkeleri umursamayıp koltuk sevdasına tutulanların mı yanında olacak?' dedi. BÜTÜN RENKLERLE MEYDANLARDAYIZ 90 yılda hiçbir zaman halkın temsilcilerinin iktidara gelmediğini dile getiren Demirtaş, '90 yıldır iktidarda halk yok. Devlet sadece kendi için orada. Türkler de yönetmiyor ki devleti, hepimiz beraber eziliyoruz. Sadece öyle düşünmemizi sağlamaya çalışıyorlar. Aramıza nifak tohumu ekiyorlar. Biz burada ırk, dil, din, cinsel yönelim ayrımı yapmamalıyız. Farklılıklarımızla beraber olmalıyız, yaşamalıyız. Bakın burada her kesimden insan var, Türk, Kürt, Alevi, Aünni, LGBT, Çerkez, Laz ve daha sayamadıklarımız. Hepimiz beraber olmalıyız. Aç insanın Laz'ı Türk'ü Kürt'ü yok. İşte bütün renklerle meydanlardayız. Birbirimizi suçlayarak kardeşliği inşa edemeyiz. Ezilen bütün kimlik ve inançlarımızla renklerimizi yarın sandığa yansıtalım. İzmir halkı uzatılan bu barış ve kardeşlik elini tutmalıdır. Demokratik çözüm Kürtler ve AKP arasında değildir. Halklar arasındadır. Yeni anayasayı da ancak böyle yazabiliriz' dedi. Yaklaşık 1.5 saat süren konuşmasının ardından arabasına binmek üzere sahneden ayrılan Selahattin Demirtaş'a vatandaşın ilgisi büyüktü. Neşe Yavuz / Ege'nin Sesi
Babacan-Bank Asya-Yiğit Bulut Üçgeni TBMM’de
CHP, Irak'ta ihracatçıların IŞİD nedeniyle uğradığı zararı da takip ediyorBaşbakan Yardımcısı Ali Babacan ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın başdanışmanı Yiğit Bulut arasında bir süredir devam eden gerilim Bank Asya kriziyle zirveye çıkarken, CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran, ekonomi yönetimindeki bu çift başlılığı ve yaşanan usulsüzlükleri TBMM gündemine taşıdı. Oran, IŞİD nedeniyle ihracatçıların Irak’ta uğradığı zararın giderilmesi için önlem alınıp alınmadığını da hükümete sordu.AB’de bunun örneği var mı?CHP’li Umut Oran, Bank Asya ile ilgili olarak Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın yanıtlaması istemiyle TBMM’ye sunduğu soru önergesinde şu soruları yanıt istedi:Geçmişte Başmüzakareci göreviniz de olduğu için yakından tanıdığınız ve tam üyesi olmaya çalıştığımız AB’de ekonomi yönetimleri arasında bu tür çelişkilerin yaşandığı başka bir örnek var mıdır? Ekonomi yönetimi başıbozuk mu?Aranızdaki bu çelişki ve tartışma hükümetinizin ekonomi yönetimdeki başıbozukluğu mu göstermektedir?ABD’de 2008 yılında merkezi hükümet bankaları kurtarmaya çalışırken Türkiye’de tam tersi biçimde Bank Asya’nın batırılmaya çalışılmasının gerekçesi nedir?Kırılgan 5’li riski artmaz mı?Türkiye’de tam da Dünya ekonomisinde “Kırılgan Beşli” ülkeler arasına alınmış ve Arjantin temerrüde düşmüşken hükümetiniz bu tavrı ülkemiz için riski daha da artırmıyor mu?Yabancı yatırımcı kaçar!Hükümet üyesi ve yönetim kadroları arasındaki bu çelişki ve Bank Asya’ya kural dışı getirilen baskılar yabancı yatırımcının güvenini sarsıp, Türkiye’ye gelmekten vazgeçmesine yol açmaz mı?Zararı kim karşılayacak?Bank Asya ile ilgili bu çelişkiler ve gelinen durum “paralel yapı” ile mücadelenin bir unsuru mudur?Borsa İstanbul’da işlem gören bir şirket olan Bank Asya’nın oluşan zararı ve hissesini elinde bulunduran vatandaşların zararını kim karşılayacak?İşlem gören hisse senedi fiyatlarına dışarıdan yapılan siyasi müdahale serbest piyasa ekonomisine uygun mudur? Yapılan bu açıklamaların bankacılık sektörüne ve ekonomiye verdiği zararın sorumlusu kimdir?Hangi adli işlemler yapılacak?Piyasaların sahip olmadığı bu bilgiyi siz hangi kaynaktan edindiniz? İçeriden edinilen bu bilgiyi açıklayarak hükümetiniz herhangi bir menfaat edinmiş midir? 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun 106. maddesine göre ortada bir bilgi suiistimali var mıdır? Varsa sorumluları için hangi adli ve idari işlemi uygulayacaksınız?BDDK ve SPK’nın tavrıBank Asya’nın ortak alıp almaması, yerli yabancı gruba satılıp satılmayacağı tamamen yönetim kurulunun takdirindeyken her halka açık finans kuruluşu gibi Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) ve Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) mutat denetimine tabi Bank Asya’nın satışıyla ilgili açıklamalar yapmak 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun ‘itibarın korunması’ başlıklı 74. Maddesine göre suç değil midir? Bu suçun sorumlularıyla ilgili herhangi bir adli veya idari soruşturma başlattınız mı?Bank Asya ile ilgili olarak yapılan spekülasyonlar karşısında, gereğinin yapılması istemiyle BDDK ve SPK nezdinde girişimde bulundunuz mu?BDDK’ya Bank Asya’yı kapat baskısı mı var?Bank Asya’nın kapatılması için BDDK nezdinde hükümetinizin baskı yaptığı iddiası doğru mudur?Irak’ta 2 bin Türk şirketi etkilendiUmut Oran, Irak’ta ihracatçıların oluşan zararı için de Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’ya şunları sordu:Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) terör örgütünün Erbil’e kadar dayanması Türkiye ile olan ticareti de olumsuz etkilemiştir. Bölgede faaliyet gösteren 2 bin şirketimiz de bu koşullardan olumsuz etkilenmiştir. Irak’a karayolu ile yapılan sevkiyatlarda yaşanan güvenlik sorununu nasıl aşacaksınız? Bu konuda alınmış bir karar var mı?İhracat yarı yarıya düştüMayıs ayında 1 milyar dolar ihracat yaptığımız Irak’a Temmuz ayı ihracatımız 569 milyon dolara gerilemiştir. Çatışmaların şiddetlenmesi ve Kuzey Irak’ın daha fazla zarar görmesi halinde tüm ticaretin durma noktasına gelme olasılığı karşısında hükümetiniz önlem aldı mı, bunlar nelerdir?TIR şoförleri haraç veriyorTürk TIR’larının yaklaşık 3 aydır Bağdat ve Basra gibi güneydeki merkezlere farklı yollarla ulaştığı ve bazı şirketlerin ise IŞİD terör örgütüne haraç vermek zorunda kaldığı bilinmektedir. Hükümetiniz bu duruma neden sessiz kalmaktadır, bunu nasıl önleyeceksiniz?Son verilere göre 1.5 milyon nüfuslu Erbil’de yaklaşık 200 bin Türk vatandaşının yaşadığı tahmin edilmektedir. Bölgede yaşayan vatandaşlarımızın can ve mal güvenliği nasıl sağlanmaktadır? Irak’taki son gelişmelerin ardından sınır kapılarında herhangi bir kısıtlama yapıldı mı?
Bank Asya Hisseleri Hükümet'ten Gelen Açıklamalarla Çalkalanıyor
Bank Asya hisselerinde son iki gündür sert hareketler yaşanıyor. Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın “Ziraat, Bank Asya ile görüşüyor” açıklaması ile yüzde 7 yükselen hisseler, bu kez Başbakan Başdanışmanı Yiğit Bulut’un bu açıklamaları yalanlaması ile açılışta yüzde 9 düştü. Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın dün bir televizyon kanalında yaptığı açıklamada “Biz hükümet olarak kararımızı verdik. Kamunun da katılım bankacılığı sektöründe olmasını istiyoruz ve bu konuda bankalarımız nezdinde çalışmalarımız sürüyor. Ziraat Bankası, Bank Asya’yı satın alırsa kamunun bir katılım bankası olur” dedi. Bu açıklamanın ardından Gülen Hareketi’ne yakınlığı ile bilinen Bank Asya hisseleri dünü yüzde 7 yükselişle kapattı. Fakat bankanın hisseleri yılbaşından bu yana yüzde 11 aşağıda. Fakat Babacan’ın dün yaptığı açıklamalar aynı akşam Başbakan Başdanışmanı Yiğit Bulut tarafından yalanlandı. Ziraat Bankası’nın Bank Asya’yı satın alacağından Başbakan’ın haberinin olmadığını söyleyen Bulut, bazı kesimlerin Babacan’ın söylemi üzerinden spekülasyon yaptığını ve kazanç elde ettiğini belirtti. Yiğit Bulut, Sky 360 televizyonuna yaptığı açıklamalarda “Babacan’ın sözlerini çok speküle ettiler ve ardından bir spekülasyon gelişti. Bank Asya’da yüzde 10’luk yani TL olarak karşılığı 100 milyon lira civarında bir değer artışı oldu” dedi. Bulut, Bank Asya üzerinden büyük bir vurgun yapıldığını ve bundan dolayı SPK’yı göreve çağırdığını belirtti. “SPK da bugün bu hisselerde kimlerin alımlar yaptığını kimlerin satış yaptığını çok ciddi olarak takip etmeli” dedi. Bunun üzerine Bank Asya hisseleri bugüne yüzde 9’luk değer kaybıyla başladı. Saat 10:00 itibariyle ise yüzde 6 aşağıda olan Bank Asya hisseleri 1,23 TL’den işlem gördü. Hisselerde aşırı oynaklık nedeniyle Bank Asya’nın borsadaki işlem sırası geçici kapatıldı. Ayrıca Gelir İdaresi Başkanlığı Bank Ays ile yapılan vergi tahsilatına ilişkin protokelleri sonlandırdığını açıkladı. Bu kararla Bank Asya 8 Eylül’den itibaren vergi daireleri adına vergi tahsilatı yapamayacak. Toplam aktiflerde geçtiğimiz yıl Türkiye’nin en büyük İslami bankası olan Bank Asya bu yıl sıralamada 3. sıraya gerilerken, birinci sırada Türkiye Finans geldi. WSJ Türkiye
Bank Asya Bilmecesi: Ali Babacan Görüşme Var Dedi, Yiğit Bulut Yalanladı
Başbakan Yardımcısı Babacan, Ziraat Bankası’nın cemaate yakınlığıyla bilinen Bank Asya’yı satın almak için görüşmeler yaptığını açıkladı. Açıklamanın, Başbakan Erdoğan’ın bankanın mali yapısının iyi olmadığı iddiasından sonra gelmesi dikkat çekti. Bank Asya kaynakları ise Ziraat ile resmi bir görüşme olmadığını söylüyor. Pelin Ünker'in Cumhuriyet'te yer alan haberine göre Ziraat Bankası cemaate yakınlığıyla bilinen Bank Asya’yı satın almak için görüşmelere başladı. Açıklamayı dün bir televizyon kanalına Başbakan Yardımcısı Ali Babacan yaptı. Başbakan Yardımcısı Babacan, Ziraat Bankası’nın Bank Asya’yı satın alma konusunda görüşmeler yaptığını belirterek, “Henüz bu görüşmeler neticelenmedi ama neticelenirse bizim arzu ettiğimiz bir şey oluşur. Ziraat Bankası, Bank Asya’yı satın alırsa böylece kamunun bir katılım bankası olmuş olur. Bunu arzu ediyoruz. Bankacılık sistemi açısından da bankanın kendisi açısından da olumlu bir sonuç oluşur diye düşünüyoruz” dedi. 17 Aralık yolsuzluk operasyonu ile birlikte iktidara yakın kurumların mevduatlarını çektikleri söylentileriyle gündeme gelen Bank Asya, mart ayında Katarlı Qatar Islamic Bank ile satın alma görüşmelerine başlamıştı. Erdoğan 26 Temmuz’da yaptığı açıklamada, “Şu anda Bank Asya iyi bir konumda değil. Bu aldığım bir bilgidir. Qatar Islamic Foundation bir defa burayı alma noktasında değil. Onu ilan ederek kendilerine oradan piyasalarda psikolojik bir destek sağladılar” demişti. Bank Asya kaynakları ise Ziraat Bankası ile resmi bir görüşme olmadığını söyledi. Başbakanın daha önce yaptığı açıklamaları da hatırlatan kaynaklar, bunun yeni bir gözdağı olduğuna işaret ederek, bir Başbakan’ın bir finans kuruluşu hakkında ‘durumu kötü’ şeklinde bir açıklama yapmasının Bankacılık Yasası’na aykırı olduğuna dikkat çekti. Kaynaklar, Erdoğan’ın Bank Asya’nın fiyatını düşürmek için manipülasyon yaptığı yorumunda bulundu. Babacan, Ziraat Bankası’nın Bank Asya’yı satın alma konusunda görüşmeler yaptığını söylemesi Bank Asya hisselerine alım getirdi. Bankanın hisseleri yüzde 8.26 yükseldi. Bayram sonrası hisseler Erdoğan’ın sözleriyle yüzde 6.20 çakılmıştı. 17 Aralık’tan önceki akşama kadar bankanın hisse senetleri yüzde 40 değer yitirmişti.  YİĞİT BULUT YALANLADI Başbakan'ın Başdanışmanı Yiğit Bulut, Ali Babacan'ın Bank Asya'nın Ziraat'e satılacağı yönündeki açıklamasını yalanladı Başbakan'ın Başdanışmanı Yiğit Bulut, açıklamaya ilişkin, 'Sayın Bakan'ın sözleri Başbakan Erdoğan 'ın bilgisi dahilinde değildir. Babacan'ın Sözlerini çok speküle ettiler ve ardından bir spekülasyon gelişti. Bank Asya'da yüzde 10′luk, yani TL olarak karşılığı 100 milyon lira civarında bir değer artışı oldu' dedi.
Rusya'ya Yaptırımın Bedeli Ağır: 1 Milyon Kişi İşsiz Kalabilir
Avrupa İşletmeler Birliği (AEB) yönetiminden Pegorier, Rusya'ya yönelik yaptırımların büyük bir işsizlik dalgasına neden olabileceği uyarısında bulundu. ABD ve AB'nin finans, enerji, savunma ve ileri teknoloji alanlarını kapsayan ek yaptırımlarla birlikte Rusya'nın dolaylı kaybının yıllık bazda 100 milyar dolara ulaşacağı tahmin ediliyor. Avrupa İşletmeler Birliği (AEB) yönetiminden Philippe Pegorier, Ukrayna krizi nedeni ile Rusya'ya yönelik yaptırımların Avrupa ülkelerinde istihdam açısından önemli sıkıntı oluşturacağını, 1 milyon civarında işsizin ortaya çıkabileceğini söyledi. Ria Novosti'ye konuşan Pegorier, iş ortamının gelişmesinin refah, istihdam ve istikrar getirdiğini, yaptırımların ise iş dünyasını zayıflatarak tüm bu kalemlerde gerilemeye neden olduğunu belirterek, “Eğer biz Rusya'ya vurursak, Rusya ile ticareti düşündüğümüzde biz Avrupa Birliği ve Ukrayna'da istihdama da vururuz. Böylece Ukrayna'da istikrarsızlık artar…” uyarısı yaptı. Rusya'nın siparişleri nedeni ile Almanya'da 300 bin, Fransa'da 100 bin kişiye istihdam sağlandığı bilgisini paylaşan AEB yetkilisi, tüm Avrupa Birliği'nde bu rakamın 1 milyonun üzerinde olduğuna dikkat çekti. 'İŞSİZLİK ÖDEMELERİNİ DE HESAPLAYIN' “Avrupa liderleri muhtemelen işsizlerin ödemelerini yapmaları gerekecek…” hatırlatması yapan Pegorier, “Bizim Rusya'da yatırımlarımız ve girişimcilerimiz var. Niçin ABD ve Avrupa Birliği'nin yaptırımları Rusya'ya ya da doğrudan Avrupalı girişimcilere yöneliyor? Yaptırımlar doğrudan bize ve hükümetlerimize karşı.” eleştirisi getirdi. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de, ABD Başkanı Barack Obama ile yaptığı telefon görüşmesinde, yaptırımların iki ülke ilişkileri ve uluslar arası istikrarı tehdit ettiğini ifade etmişti. Rus lidere göre birbirine bağımlı hale gelmiş küresel piyasalarda yaptırımlar karşılıklı olarak yıkıcı oluyor. ABD ve AB'nin finans, enerji, savunma ve ileri teknoloji alanlarını kapsayan ek yaptırımlarla birlikte Rusya'nın dolaylı kaybının yıllık bazda 100 milyar dolara ulaşacağı tahmin ediliyor. Uzmanlara göre ABD ve AB'nin kaybı da en az bu rakamı bulacak. Rusya'nın AB temsilcisi Vladimir Çizlov, yaptırımların Dünya Ticaret Örgütü kurallarına aykırı olduğu gerekçesi ile iptali için çalışacağını açıkladı.  CİHAN
Sayısal Loto Artık Cepten de Oynanabilecek
Şans oyunlarının devletten özel sektöre geçmesiyle yeni bir dönem başlayacak. Hürriyet Gazetesi'nden Aysel Alp'in haberine göre Şans Topu, On Numara, Süper Loto gibi şans oyunları 'cep telefonları' ve 'internetten' oynanacak. Türkiye geneli bayii sayısı da artacak. Milli Piyango'nun dün yapılan ihalesinde 'şans oyunları lisans kullanım hakkını' 10 yıl süreyle 2 milyar 755 milyon dolarlık teklifiyle kazanan Net Şans-Hitay Ortak Girişim Grubu, Özelleştirme Yüksek Kurulu ve Rekabet Kurumu'nun onay vermesi halinde lisans sözleşmesi imzalayacak. Sözleşmenin imzalanmasının ardından ilk iş olarak şans oyunlarında 'yüksek teknolojiye' geçiş yapmayı hedefleyen grup, mevcut bayii ağını da yaygınlaştırmayı planlıyor. Hürriyet'e konuşan Net Holding Yönetim Kurulu Üyesi ve Finans Bölüm Başkanı Orlando Calumeno, öncelikli hedeflerinin 'sorumlu oyun ilkelerine' uymak olduğunun altını çizdi. Bu çerçevede 18 yaşından küçüklere kesinlikle satış olmayacağını ve bağımlılık yaratacak türden abartılı reklam yapılmayacağını vurgulayan Calumeno, etik ilkelere bağlı kalacaklarını söyledi. CEPTEN VE İNTERNETTEN SATIŞ MÜMKÜN OLACAK Calumeno, sözleşmenin imzalanmasının ardından şans oyunları sektöründe teknoloji yatırımlarına ağırlık vereceklerini, yeni oyunları pazara sunacaklarını belirtirken, cep telefonu ve internet üzerinden bu oyunları oynamanın mümkün hale geleceğini açıkladı. Ancak bunun cep telefonu olan ya da interneti kullanan herkesin şans oyunu oynayabileceği anlamına gelmediğini vurguladı. Cep telefonu ya da internet üzerinden oyun oynayabilmek için web sitesi üzerinden hesap açılması gerekeceğini anlatan Calumeno, 'Kişi, web sitemiz üzerinden kaydını yaptıracak. Biz o kişinin 18 yaşın altında olup olmadığını tespit edeceğiz. Eğer 18 yaşın üzerindeyse hesap açmasına izin vereceğiz. Değilse vermeyeceğiz. Dolayısıyla cep telefonu olan herkes, oyun oynayabilecek, anlamına gelmiyor' dedi. PİYANGOYA ERİŞİM KOLAYLAŞACAK Calumeno, Türkiye genelinde Milli Piyango ürünlerinin satışını yapan bayii sayısının yaklaşık 4 bin 800 civarında olduğunu belirtirken, 'Bu 12 bin 500 kişiye bir bayi düştüğü anlamına geliyor. Oysa dünya standardı 1500-2000 kişiye bir bayi şeklinde. Biz de sözleşme imzalamamızın ardından bayii sayısını artırmayı planlıyoruz. Gerçi dünya standardına çıkarmayacağız ama epeyce de artıracağız ve yaygınlaştıracağız' dedi.Medya Faresi
İnsanlar Özel Hayatlarını Neden İnternette Paylaşıyor?
EMC Gizlilik Endeksi dünyanın dört bir yanındaki tüketicilerin internette gizlilik konusundaki görüşlerini araştırdı ve tüketicilerin gizliliğin teminatı için internet dünyasının sunduğu fayda ve kolaylıklardan ne derece ödün verdiklerini ortaya koydu. Araştırmaya katılanların %91’i dijital teknolojinin sunduğu “bilgi ve verilere daha kolay erişim” avantajına önem veriyor.Katılanların yalnızca %27’s, internette daha fazla rahatlık ve kolaylık için gizlilik haklarından bazı ödünler vermeye hazır olduğunu söylüyor.Katılanların yalnızca %41’i hükümetlerin gizlilik haklarını korumaya büyük önem verdiğine inanıyor .Katılanların %81’i önümüzdeki beş sene içinde gizliliğin iyice azalacağını öngörüyor; %59’u ise geçen seneye göre gizlilik haklarının azaldığına inanıyor.Dünyanın lider teknoloji şirketlerinden EMC, internette gizlilik konusunda tüketicilerin tavır ve görüşlerini değerlendiren dünya çapında bir araştırmaya imza attı. “EMC Gizlilik Endeksi” araştırması, 15 ülkede 15.000 tüketicinin katılımıyla gerçekleştirdi. EMC Gizlilik Endeksi dünyanın dört bir yanındaki tüketicilerin internette gizlilik konusundaki görüşlerini araştırdı ve tüketicilerin gizliliğin teminatı için internet dünyasının sunduğu fayda ve kolaylıklardan ne derece ödün verdiklerini ortaya koydu. EMC Bilgi Altyapıları Birimi Ürünler ve Pazarlama Başkanı Jeremy Burton, yapılan araştırmayı şu sözlerle değerlendirdi: “Bulut Bilişim ve Büyük Veri’nin ticareti ve toplumu geliştirmeye yönelik eşi benzeri olmayan potansiyeli güven temeline dayanıyor. Bireylerin verilerinin yalnızca güvende olduğunu bilmeleri yetmez, mahremiyetlerinin de korunduğunu bilmesi gerekir. Gizlilik Endeksi günümüzün bu kritik konularına yönelik farklı görüşleri ortaya koyuyor. Bu da hem işletmelerin, hem hükümetlerin, hem de bireylerin şeffaflığa, adalete, internette güvenli davranışlara ve kişisel verilerin güvenilir biçimde kullanımına yönelik sorumluluk üstlenmeleri için bir uyarı niteliğinde.” Gizlilikle ilgili ortaya çıkan üç çelişki* Araştırmanın sonunda gizlilik ile ilgili görüş ve tavırlarda farklı coğrafyalara ve internet üzerinde yapılan etkinliklere göre farklılıklar gözlemlendi. Araştırma sonucunda gizlilikle ilgili üç çelişki ortaya çıktı. Her birinin tüketiciler, işletmeler ve teknoloji ürün ve hizmet sağlayıcıları için güçlü etkileri bulunuyor: “Hepsini İstiyoruz” Çelişkisi: Tüketiciler dijital teknolojinin sunduğu tüm kolaylıkları ve faydaları istediğini belirtse de, bu fayda ve kolaylıklara sahip olmak için gizlilik haklarından feragat etmeye razı olmadıklarını söylüyor.“Hiçbirşey Yapmama” Çelişkisi: Gizlilikle ilgili riskler doğrudan birçok tüketiciyi etkilese de, birçoğu gizliliklerini korumak adına özel hiçbir şey yapmadıklarını söylüyor. Bunun yerine, bu yükümlülüğü hükümetler ve ticari işletmeler gibi bilgilerini kullanan, işleme tabi tutan kurumların üzerine yıkıyor.“Sosyal Paylaşım” Çelişkisi: Sosyal medya sitelerini kullananlar kişisel bilgilerinin gizli kalmasına ve mahremiyetlerine önem verdiklerini iddia ediyor, ancak bilgilerini koruma konusunda sitelere tamamen güvenmediklerini dile getirmelerine karşın da bu sitelerde kişisel bilgilerinin büyük kısmını paylaşmaktan geri kalmıyor.Gizlilik davranışları, internette gerçekleştirilen eyleme göre değişiyor EMC Gizlilik Endeksi insanların internette gerçekleştirdikleri etkinliklere bağlı olarak farklı şekilde davranabildiklerini teyit ediyor. Bu farklı davranış türleri altı farklı karakter kategorisine ayrılıyor. Her bir kategoriyi temsil edenlerin gizliliğe/mahremiyete yönelik farklı tavır ve görüşleri bulunuyor. Değerlendirilen bu altı karakter kategorisi: Sosyal Ben: sosyal medya siteleri, eposta programları, SMS ve diğer iletişim servisleri ile etkileşim içinde Finansal Ben: bankalar ve diğer finans kuruluşları ile etkileşim içindeVatandaş Ben: devlet ve kamu kuruluşları ile etkileşim içindeMedikal Ben: doktorlar, tıp kurumları ve sağlık sigortası yetkilileri ile etkileşim içindeÇalışan Ben: istihdam-işe alım sistemleri ve Web Siteleri ile etkileşimTüketici Ben: E-ticaret siteleri ile etkileşim içindeÖrneğin; Vatandaş Ben kategorisinin merceğinden bakıldığında, araştırmaya katılanlar korunma elde etmek ya da hükümetin sunduğu faydalara internette daha kolay ve etkin biçimde erişmek için gizlilik haklarından feragat etmeye en çok razı olan kategori oldu. Bu arada, “Sosyal Ben” kategorisi ise internette daha fazla sosyal bağlanırlık özelliğine sahip olmak için gizlilik haklarından feragat etmeye en az razı olan kategori oldu. ARAŞTIRMADAN ELDE EDİLEN ÖNEMLİ BULGULAR “Hepsini İstiyoruz” Çelişkisi Karakter kategorisine ve sunulan fayda türüne bakılmaksızın, insanlar dijital teknolojinin faydalarından yararlanmak için gizlilik haklarından feragat etme konusunda çok az istekli: Araştırmaya katılanların %91’i dijital teknolojinin sunduğu “bilgi ve verilere daha kolay erişim” avantajına önem veriyor. Ancak bunların yalnızca %27’si internette daha fazla rahatlık ve kolaylık için gizlilik haklarından bazı ödünler vermeye hazır olduğunu söylüyor. Katılanların %85’i dijital teknolojinin terörist saldırıları ve/veya yasadışı suçlara karşı kullanımına önem veriyor; ancak bunların yalnızca %54’u bu tür bir koruma için gizlilik haklarından bazı ödünler vermeye hazır olduğunu söylüyor. Farklı ülkelerden araştırmaya katılan 55 yaş üzeri insanlar, rahatlık ve kolaylık için gizlilik haklarından feragat etmeye daha az istekliler ve kişisel bilgileri üzerinde daha fazla kontrola sahip olmak istiyor. “Hiçbir şey Yapmama” Çelişkisi Araştırmaya katılanların yarısından çoğu geçmişte gizli bilgilerinin bir şekilde izinsiz olarak başkalarının eline geçmesi gibi bir deneyim yaşadıklarını belirtti. (eposta hesapları hack’lendi; mobil cihazları kayboldu ya da çalındı; sosyal medya hesapları hack’lendi; vb. ) Birçoğu kendini korumak için önlem almıyor.%62’si şifrelerini düzenli olarak değiştirmiyor10 kişiden 4’ü sosyal ağlardaki gizlilik ayarlarını tercihlerine göre düzenlemiyor.%39’u mobil cihazlarında şifreli koruma kullanmıyorAraştırmaya katılanlar gizliliğin geleceğine yönelik en önemli riskleri şu şekilde sıraladı:%51’i işletmelerin mali kazanç sağlamak amacıyla kişisel verileri kullanmasını, satmasını ya da takas yapmasını; %31’i de hükümetlerin yeterli dikkat ve önemi vermemesini saydı. Benzer şekilde, yalnızca %11’i “benim gibi normal insanların fazla dikkat etmemesi ve gözetim yapmaması”nı saydı.55 yaş üstü katılımcılar cep telefonu, tablet gibi mobil cihazlarını şifreyle koruma ya da sosyal ağlardaki gizlilik ayarlarını değiştirme konusunda diğerlerine oranla çok geride.“Sosyal Paylaşım” Çelişkisi Aşağıdakilere rağmen sosyal medya sitelerinin kullanımında patlama yaşanmaya devam ediyor: Katılımcılar sosyal medyada gizlilik haklarının korunmasının önümüzdeki beş sene içinde çok zor olacağını öngörüyor.Tüketicilerde, kurumların sosyal medya sitelerindeki kişisel bilgilerin gizliliğini korumak için gereken beceri ve ahlaki değerlere sahip olduğuna dair inanış düşük.Katılımcıların yalnızca %51’i kişisel bilgileri koruma konusunda hizmet sağlayıcıların becerilerine güveniyor, %39’u da bu kurumların ahlaki değerlerine güvendiğini iddia ediyor. Tüketicilerin büyük çoğunluğu (%84) kendileri paylaşma kararı vermediği surette, hiç kimsenin kendileriyle ilgili bilgileri ve alışkanlıkları öğrenmesinden hoşlanmıyor.65 yaş üstü katılımcılar gizlilik/mahremiyetleriyle ilgili diğer katılımcılara göre çok daha endişeli. İnternetteki davranış ve alışkanlıklarını başkalarının öğrenmesi konusunda en az istekli grubu temsil ediyor.Global Araştırmaya Karamsar Bir Bakış İnsanların gizlilik haklarına duydukları güven zamanla azalıyor.Geçen seneye oranla, araştırmaya dünyanın dört bir yanından katılanların %59’u bugün daha az gizlilik hakkına sahip olduğunu hissediyor.Brezilya ve ABD bu konuda en karamsar ülkeler. Brezilya’dan araştırmaya katılanların %71’i, ABD’den katılanların da %70’i bugün daha az gizlilik hakkına sahip olduğunu düşünüyor.Fransa’dan katılanlar, bu konuda ABD ve Brezilya’yla aynı şekilde düşünmüyor. Geçen seneye göre gizlilik haklarının azaldığı fikrine katılmayanların oranı %56.Araştırmaya katılanların büyük çoğunluğu (%81) önümüzdeki beş sene içinde gizlilik haklarının azalacağını öngörüyor.Bu sonuçlar, tüketicilerin internetteki etkinlikleri için gizlilik hakları konusunda daha fazla koruma sağlayan kurumları tercih etmesinin daha muhtemel olduğunu gösteriyor. Bu da işletmeler ve hükümetlerin görmezden gelmemesi gereken gerçek fırsatlar sunuyor. Bu araştırma, hem tüketiciler hem de işletmelerle teknoloji ürün ve hizmet sağlayıcılar için yol gösterici nitelikte. • Tüketiciler için gizlilikle ilgili konular hakkında bilincin artırılması gerekliliğini ve tüketicilerin kendi gizli bilgilerini korumak için kişisel adımlar atmaları gerektiğini destekliyor. Tüketicilerin gizlilik haklarını daha etkin korumaları için EMC’nin tavsiyelerini linki tıklayarak öğrenebilirsiniz. improve consumer privacy. • İşletmeler için müşteri anlayışının kapsamını anlamak çok önemli. Kazananlar ve kaybedenler müşterileri için en uygun ve pratik gizlilik uygulamaları sunan işletmelere göre belirlenecek. Gizlilik haklarını korumaya büyük önem veren ve bunu taahhüt eden bir işletme daha çok müşteri ilgisi çekecek ve mevcut olan ilgiyi de artıracak. • İşletmelerin gizlilik haklarını koruma taahhüdünü yerine getirmeye yardımcı olmada teknoloji ürün ve hizmet sağlayıcılarının rolü çok önemli. Teknoloji ürün ve hizmet sağlayıcıları, kullanıcı deneyimi, performans ya da işlevlerden ödün vermeksizin sundukları ürün ve hizmetlerde gizliliği korumaya yönelik uygulamalarını daha da geliştirmek için yöntemler bulmalı. CNN Türk
Irak'ı Bu Hale Kimler Getirdi?
Irak'ın dağılmanın eşiğinde olduğu tespitinde bulunan Alman Stern Dergisi, 'İç savaşın yaşandığı Irak'ı bu hale getirenler' başlığıyla yayımladığı değerlendirmede, baş sorumlu olarak baba ve oğul Bush'u gösterdi. Ağırlıklı olarak ABD ve İngiliz siyasileri hedef alan değerlendirmede, sorumlu gösterilenlere yöneltilen suçlamalar şöyle: Kriz adım adım geliyorum derken, ABD Başkanı Barack Obama, Amerikan askerlerini gönderme konusundaki kararsızlığıyla krizin büyümesine katkı sağladı. Zamanında yapılacak hava saldırıları ile IŞİD’in ilerlemesi daha başından önlenebilirdi. 2011 yılında Irak’tan ABD askerlerinin çekilme kararını yeniden seçilebilme düşüncesiyle aldı. Irak’ın çıkarları göz önünde bulundurulmadı. İşte dergide yer alan ve Irak'ın geldiği noktadan sorumlu tutulan isimler: BABA VE OĞUL BUSH Obama belki yaptıklarıyla eleştirilebilir ama asıl sorumlu zamanın ABD Başkanı George W. Bush’dur. 2003 yılında Bush, 'Irak demokrasiye geçecektir. Irak’ın bu başarısı Şam ve Tahran'a mesaj olacaktır. Özgürlük her milletin hakkıdır” diyordu. Ancak 11 yıl sonra ülkeyi seçimle gelen bir diktatör Nuri El Maliki yönetiyor. George W. Bush’un demokrasi için bombalama fikri, Ortadoğu ’yu harabeye dönüştürdü ve sonu gelecek gibi de görünmüyor. TONY BLAIR Tony Blair, George W. Bush’a Saddam’ın devrilmesi konusunda destek verdi. 2002 yılında Saddam Hüseyin’in elinde kitle imha silahları olduğunu öne sürerek, dünya kamuoyunun yanlış yönlendirilmesine katkı sundu. Kendi istihbarat birimlerinin uyarılarını dahi dikkate almadı. Onu sadece, nasıl olursa olsun, Irak’a girme ilgilendiriyordu. DICK CHENEY George W. Bush’un ardından Beyaz Saray’ın en güçlü adamı olan Dick Cheney, Irak’a girme kararını şiddetle savunuyordu. Savaş nedeniyle yüz binlerce kişi ölürken, savaş ve ülkenin yeniden inşası için 2 trilyon Dolar harcandı. ABD petrol şirketi Halliburton’un başkanlığını yapan Cheney, Amerikan askerlerinin Irak’ta kurtarıcı olarak karşılanacağını belirtiyordu. 2005 yılında, “Irak, bir kaç ay içinde kurtuluşa erecek” diyordu Cheney, ama dokuz yıl sonra Irak tamamen çökme noktasına geldi. IAN BREMER ABD’nin Irak’taki sivil koordinatörü olan İan Bremer, 2003 yılında Saddam Hüseyin ve Baas rejiminin sonunun geldiği müjdesini veriyor, George W. Bush ise kendisine tam destek verdiğini belirtiyordu. Sonuç: Farklı etnik unsurları barındıran Irak’ı bir arada tutan Irak ordusu yavaş yavaş dönüştürülmek yerine dağıtıldı. Yeni oluşturulan ordu ise Musul’da direniş dahi göstermedi. DOUGLAS FEITH Pentagon’un eski Müsteşarı olan Douglas Feith, ABD’nin Irak’taki felaket politikasının mimarlarından biri. Pentagon 'Terörle Mücadele Değerlendirme Birimi' başkanı olarak, Bush yönetiminin istediği Saddam Hüseyin ve Usame bin Ladin arasında bağlantı olduğuna ilişkin kanıtları bulan kişi. Kanıtların yanlış olduğu Irak’a girildikten sonra görüldü ama artık çok geçti. Aşırı dincilerin Irak’ı ele geçirmesinde onun da önemli payı var. NURİ EL MALİKİ IŞİD Irak’taki krizin tetikleyicisi değil, ortaya çıkan boşluktan yararlanan bir örgüt. Bunu Irak’ı yöneten Nuri El Maliki 2006 yılından bu tarafa izlediği politikalarla başardı. Sünni grupları kendinden uzaklaştırarak IŞİD’in güçlenmesine neden oldu. Sünniler bu politikalara tepki olarak şimdi kendisine destek olmuyor. BEŞAR ESAD Batılı ülkelerin aşırı dincilerden korktuğunu gördü ve onları destekledi. Suriye ’de ayaklanmalar başladığında yüzlerce tutuklu aşırı dinciyi serbest bıraktı. Suriye ordusu muhaliflere yönelik hava harekatı düzenlerken, IŞİD yanlılarının bulunduğu bölgelere dokunulmadı. Bazı kentleri ele geçirmelerine göz yumdu. Muhaliflerle savaşan IŞİD, Esad’ın nefes almasını sağladı. IŞİD kontrolündeki bölgelerden petrol sevkıyatı ile güçlenmelerinin önü açıldı. Haccac El Ajmi, Kuveyt'li Sünni vaiz IŞİD militanlarının silahlanması ve maddi destek bulmalarına bizzat katkı sundu. Twitter aracılığı ve çeşitli kampanyalarla Suriye’de ayaklanmanın büyümesini sağladı. Körfez ülkeleri ve zengin şeyhlerden maddi destek aldı. Artık kendi kendisini finanse edecek noktaya geldiler. Petrol bölgelerinin kontrolü ve rehinelerden aldıkları fidye ile finans sıkıntıları kalmadı. CNN Türk
Bugün Mutlaka Okumanız Gereken 10 Köşe Yazısı
Musul’da diplomatların rehin alınması hakkında bugün haber ya da yorum okuyamayacaksınız zira yayın yasağı getirildi. Başbakan 'Yazıp, çizmeyin fazla da konuşmayın' demişti. Bu açıklamanın arkasından yasak geldi. Yazamıyoruz, çizemiyoruz. Siz de aranızda fazla konuşmayın. Zaten gündemini ışık hızıyla değiştiren bir memleketin evlatlarıyız. Soma unutuldu, Musul da unutulur. Daha neler unutulmadı. Bakın bugün hepimiz 'çatı adayı'nı tartışmaktayız. Memleketimiz iki turlu seçime alışık değil. Anlaşılmaz bir sebeple senelerdir belediye başkanlarını tek turda seçiyoruz. Oyların dörtte birini alarak koca şehirleri yönetmek imkân dahilinde. Sayın Erdoğan’ın İstanbul gibi devasa bir bütçe ve platforma tek turlu seçim sebebiyle az bir oyla kolayca kavuştuğunu hatırlamak yeterli. İki turlu seçimlerin fıtratında 'Tatava yapma bas geç” var. Klasik örnektir. 2002 Fransa başkanlık seçimlerinde ikinci tura Chirac ve Le Pen kalmıştı. Le Pen gelmesin diye milyonlarca sosyalist ve komünist merkes sağın adayı Chirac’a oy yağdırmıştı. Gel gelelim bunlar hep ikinci turun işleri. Bir de seçimin ilk turu var. Muhalefet seçime doğrudan ikinci turdan başlamak gibi bir yol seçmiş durumda.
Zaytung'dan Vali Mutlu'ya İş Teklifi!
Ekonomi ve finans çevreleri tarafından takip edilen Meltem Acet , bir süredir geceleri Artı 1 TV 'de yayınlanan 'Sıradışı' isimli yeni bir formatla izleyiciyle buluşuyor. Son olarak Zaytung'un kurucusu Hakan Bilginer 'i konuk alan sunucu, sosyal medyaya dair yaptıgı talk show'da, Zaytung kurucusu Bilginere'e Vali Mutlu'nun tweet'leri hakkında ne düşündüğünü sordu. 'Yaptıkları işleri bir kenara bırakırsak, iletişim yöntemi olarak Melih Gökçek ve Vali Mutlu'yu sosyal medya kullanımında başarılı buluyorum' diyen Zaytung kurucusu Bilginer, 'Emekliliği düşünürse Vali Mutlu'ya kapımız' açık dedi. medyatava
Tarihi Kırkpınar Güreşleri Hakkında Bilmeniz Gereken 10 Şey
Tarihi hakkında birçok rivayet olmasına karşın en bilineni şöyle:Orhan Gazi zamanında Batı Trakya'ya düzenlenen bir sefer dönüşünde öncü birlikler mola verir. 40 akıncı mola verdikleri yerde güreş tutuşur. Saatlerce süren güreşlerde Ali ve Selim adlı iki kardeş bir türlü yenişemez. Daha sonra bir Hıdırellez gününde aynı iki kardeş yeniden güreş tutuşurlar ama tüm gece boyu yenişemezler. En sonunda solukları kesilerek orada can verirler ve aynı yere gömülürler. Yıllar oraya tekrar gittiklerinde arkadaşları, mezarlarından 40 pınar fışkırdığını görür. Daha sonra bu iki kardeşin anısına o yöreye Kırkpınar denmeye başlanır.
Gündelik Hayatta Kaosa Neden Olmuş 10 Bilgisayar Hatası
Bilgisayarların uzunca yıllardır hayatımızda olduğu ve hayatımınızın da pek çok alanını kontrol ettikleri bir gerçek. Ancak işlerimizi ve hayatlarımızı tamamen bu cihazlara bırakarak doğru mu yapıyoruz acaba? Zira küçük bir kod hatası bakın nelere mal olabiliyor...
Dünyayı Yöneten Aileler
Bazıları fark etmeye başladılar ki dünya’ya hükmeden büyük finans grupları mevcut. Politik entrikaları, anlaşmazlıkları, devrimleri ve savaşları unutun. Bunlar tamamı ile şans değil. Herşey uzun bir süreden bu yana planlanıyor.Bazıları buna “Komplo Teorileri” veya “Yeni Dünya Düzeni” diyor. Günümüzdeki politik ve ekonomik olayları anlayabilmenin anahtarı, daha da varlık ve güç toplamış bulunan seçkin çekirdek ailelerdir.Bahsettiklerimiz dünyaya gerçek anlamda hükmeden 6, 8 veya 12 aile. Bilin ki bu çözmesi zor bir bulmaca.New York’ta Goldman Sachs, Rockefeller’lar, Loebs Kuh ve Lehman’lar, Londra ve Paris’te Rothschild’ler, Hamburg’un ve Paris’in Warburg’ları, Israil’de Lazard’lar ve Roma’da Moses Seif’ler diyerek gerçekten çok da uzak olmayacağız.Pek çok insan Bilgerberg Grubunu, Illuminati’yi veya Trilateral Komisyonu’nu duymuştur. Ancak dünyayı ve NATO, Birleşmiş Milletler ve IMF gibi ogranizasyonları yöneten ailelerin isimleri nelerdir?Şu soruyu cevaplamaya çalışın, en kolayıyla başlayalım: envanter, dünya’nın en büyük bankaları, ve bakın hissedarlar ve kararları verenler kimler.Dünyanın şu anki en büyük şirketleri: Bank of America, JP Morgan, Citigroup, Wells Fargo, Goldman Sachs ve Morgan Stanley. Şimdi de hissedarlarına bir göz atalım:Bank of America:State Street Corporation, Vanguard Group, BlackRock, FMR (Fidelity), Paulson, JP Morgan, T. Rowe, Capital World Investors, AXA, Bank of New York Mellon.JP Morgan:State Street Corp., Vanguard Group, FMR, BlackRock, T. Rowe, AXA, Capital World Investor, Capital Research Global Investor, Northern Trust Corp ve Bank of New York Mellon.Citigroup:State Street Corporation, Vanguard Group, BlackRock, Paulson, FMR, Capital World Investor, JP Morgan, Northern Trust Corporation, Fairhome Capital Mgmt ve Bank of New York Mellon.Wells Fargo:Berkshire Hathaway, FMR, State Street, Vanguard Group, Capital World Investors, BlackRock, Wellington Mgmt, AXA, T. Rowe ve Davis Selected Advisers.Şimdi görüyoruz ki bütün bankalarda mevcut bir çekirdek grup mevcut: State Street Corporation, Vanguard Group, BlackRock ve FMR (Fidelity). Tekrar olmasın diye bundan sora bunlara “büyük dörtlü” diyeceğiz.Goldman Sachs:“Büyük dörtlü,” Wellington, Capital World Investors, AXA, Massachusetts Financial Service ve T. Rowe.Morgan Stanley:“Büyük dörtlü,” Mitsubishi UFJ, Franklin Resources, AXA, T. Rowe, Bank of New York Mellon, Bank of NY Mellon ve Jennison Associates.Büyük hissedarların isimlerini hemen hemen her zaman teyit edebiliriz. Daha da ileri gidelim ve şimdi de bu şirketlerin ve dünya çapındaki büyük bankaların hissedarlarını bulalım.Bank of New York Mellon:Davis Selected, Massachusetts Financial Services, Capital Research Global Investor, Dodge, Cox, Southeatern Asset Mgmt. ve … “büyük dörtlü.”State Street Corporation (“Büyük dörtlü“den biri):Massachusetts Financial Services, Capital Research Global Investor, Barrow Hanley, GE, Putnam Investment ve … “büyük dörtlü” (kendilerinin hissedarları!).BlackRock (“Büyük dörtlü”den bir başkası):PNC, Barclays.PNC’nin arkasında kim var? FMR (Fidelity), BlackRock, State Street vsVe Barclays’in arkasında? BlackRockVe Monaco Cayman adalarındaki vergi barınaklarını veya Liechtenstein’daki yasal paravan şirketlerini inceleyerek saatler harcayabiliriz. Şirketlerin hep aynı olduğu bir ağ, ancak hiçbir ailenin ismi asla mevcut değil.Kısacası: Amerika’nın en büyük sekiz finans şirketi (JP Morgan, Wells Fargo, Bank of America, Citigroup, Goldman Sachs, U.S. Bancorp, Bank of New York Mellon ve Morgan Stanley) yüzde yüz on hissedar tarafından kontrol ediliyor ve bütün karar alımlarında daima mevcut dört şirket var: BlackRock, State Street, Vanguard ve Fidelity.Buna ek olarak, Amerikan Merkez Bankası 7 yönetim kurulu üyesi tarafından temsil edilen 12 bankadan oluşmakta, ki bu temsilciler “büyük dörtlü”nün temsilcilerini de oluşturmakta. “Büyük dörtlü” de diğer tüm kurumlarda mevcut.Kısacası, Amerika Merkez Bankası dört büyük özel şirket tarafından kontrol edilmekte: BlackRock, State Street, Vanguard ve Fidelity. Bu şirketler Amerikan para politikasını (ve dünyanın) hiçbir kontrol veya “demokratik” seçim olmaksızın yönetmekte. Bu şirketler şu anki dünya çapında ekonomik krizi başlattılar veya rol aldılar, ve de eskisinden daha da zenginleşmeyi başardılar.Son olarak, “büyük dörtlü” grubu tarafından kontrol edilen şu şirketlere bir göz atın:AlcoaAltria GroupAmerican International GroupAT&TBoeingCaterpillarCoca-ColaDuPontExxon MobilGeneral ElectricGeneral MotorsHewlett-PackardHome DepotHoneywell InternationalIntelInternational Business MachinesJohnson & JohnsonJP Morgan ChaseMcDonald’sMerckMicrosoft3MPfizerProcter & GambleUnited TechnologiesVerizon CommunicationsWal-Mart StoresTime WarnerWalt DisneyViacomRupert Murdoch’ın Haber ŞirketiCBSNBC UniversalAynı “büyük dörtlü” borsada yer alan Avrupa şirketlerinin de büyük çoğunluğunu kontrol altında tutmakta.İlaveten, bu insanlar IMF, Avrupa Merkez Bankası ve Dünya Bankası gibi büyük finans kurumlarını da yönetmekteler. Ve bizler de bunları kurmuş olan “büyük dörtlü”nün işçileri olmak üzere “eğitildik” ve halen aynı şekilde devam etmekteyiz.“Büyük dörtlü”yü kontrol eden aile üyelerinin isimleri hiçbir yerde mevcut değil.