onedio
Dünya Su Kaynaklarıyla İlgili Bilmeniz Gereken 10 Gerçek
Yaklaşan 22 Mart Dünya Su günün korkutucu rakamları da ortaya çıkardı. Su, tüm bilim adamlarının ortak görüşüne göre hayatın başlangıç merkezive kaynağıdır. Yapılan son incelemelere göre Mars’ta da yüzbinlerce yıl önce suve okyanuslar vardı. Ama bitti. Dünya yüzeyinin %70’i su ile kaplı olduğu halde insanoğlu ve suya bağımlı diğer canlılar bu oranın en fazla %1’inden faydalanabilirler. Öyle ki, dünyamızdaki suyun, %97'si tuzlu sudur; %2'si buzullardadır; sadece %1'i kullanılabilir sudur. İşte su hakkında bilmeniz gerekenler;
Çin Uzay Roketlerini Artırıyor
Çin, Long March roketlerini bu yıldan itibaren güçlendirilmiş roketlerle artıracağını açıkladı. Yeni roketler Çin'in yeni uzay istasyonunun inşasında rol oynayacak.Çin, uzay görevlerinde kullandığı Long March roketlerinin çeşidi ve sayısının artacağını açıkladı. İlk olarak Long March 6 roketini bu yıl ortalarında göreve sokması beklenen Çin'in, gelecek yıl da Long March 5 ve 7 roketlerini ateşlemesi bekleniyor.Çin Uzay-Havacılık Sevk Gücü Akademisi'nden (CALT) Tan Yonghua, yeni nesil sıvı yakıtlı roketlerin Çin Uzay-Havacılık Bilim ve Teknoloji firması ortaklığıyla geliştirildiğini açıkladı.China Daily sitesinde verilen bilgiye göre, Long March 6 roketi 120 tonluk ateşleyicisiyle Güneş yörüngesinde hareket edecek yerden 700 km yüksekliğe 1 metrik tonluk yük taşıyabilecek. Tan, 2000 yılından bu yana geliştirilen ve sıvı oksijen ile gazyağı kullanan motorun doğa dostu olduğunu belirtti.Long March 5 roketi ise alçak yörügeye 25, daha yüksekteki sabit konumlu yörüngeye ise 14 metrik tonluk yük taşıyabilecek. Long Marcch 5 gibi gelecek yıl göreve girmesi beklenen Long March 7 de alçak yörünge görevlerinin yanı sıra Güneş yöüngesine 5.5 metrik ton taşıma yükü iletebilecek.Yeni Ay göreviLong Marc 2 ve 3 roketlerini 10 yıl içinde emekliye ayırmayı planlaya Çin, yeni roketlerle Tiangong 2 uzay laboratuvarının yörüngede konumlandırılmasını sağlayacak. Gelecek yıl gerçekleştirilmesi beklenen görevde Long March 5 roketiyle yörüngeye yerleştirilecek Tiangogn 2, Çinli taykonotlar tarafından birleştirilecek.Çin basınında yer alan bilgiye göre, 2013'te Chang'e 3 ile Ay yüzeyine inen Çin, benzer bir görev gerçekleştirecek. Chang'e 4 uzay aracının, 2020'den önce uzaya ateşlenmesi bekleniyor. Çin, özel yatırımcı ve şirketlerin desteğiyle gerçekleştirilecek görevle uzay-havacılık görevlerine desteği artırmayı planlıyor.Kaynak: Al Jazeera
Bilimle İlgili Düşündürücü 5 Söz
'Bilimin ne olduğunu sanıyorsunuz? Bilimin büyülü olan bir tarafı yok. Bilim, doğayı dikkatlice ve tüm detaylarıyla gözlemenin sistematik bir yoludur ve bu sırada edindiğimiz sonuçları değerlendirirken tutarlı bir mantığı takip etmektir. Bunun tam olarak hangi kısmıyla alıp veremediğiniz var? Tüm detaylarıyla incelemek konusunda mı? Yoksa dikkatli gözlemler yapmak mı? Sistematik yaklaşmak mı? Yoksa tutarlı bir mantığı takip etmek mi?' (Dr. Steven Novella)
Prof. Dr. Tükel: 'Cumhurbaşkanlığı'ndan Sandığın İradesine Uygun Atama Bekliyoruz'
Geçtiğimiz günlerde İstanbul Üniversitesi'nde  yapılan rektörlük seçimlerinde en yüksek oyu alarak seçilen Prof. Dr. Raşit Tükel, YÖK ve Cumhurbaşkanı'na çağrıda bulundu. YÖK'ten sıralamayı değiştirmemesini talep eden Tükel, Cumhurbaşkanlığı'ndan ise sandığın iradesine uygun atama beklediklerini ifade etti.CNN Türk'te Şirin Payzın'ın sorularını yanıtlayan İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Raşit Tükel, bütün üniversitelerde en yüksek oyu alan adayın rektör olarak atanması gerektiğini vurgulayarak 'Eğer üniversitelerde demokratik bir ortam kurulacaksa bunun ilk aşamasının bu olması gerektiğini düşünüyoruz' dedi.
'Erdoğan Narsist' Diyen Mustafa Altıoklar: 'Teşbih Yapmadım, Teşhis Koydum'
Mustafa Altıoklar'ın, Tayyip Erdoğan için 'Kişilik bozukluğu var, 46 raporu vermek lazım' sözleri mahkemeye taşınmıştı. Mustafa Altıoklar'ın davadaki savunması ortaya çıktıÜnlü yönetmen Mustafa Altıoklar Cnn Türk Aykırı Sorular programında Tayyip Erdoğan için 'Narsistik Kişilik Bozukluğu' olduğunu söyleyerek 'Kendisine rapor vermek lazım 46 raporu' ifadelerini kullanmıştı.
Reklam
Mamut Klonlama Çalışması Başladı
Rus ve Güney Koreli bilim insanları, yünlü mamutların hayata dönmesini amaçlayan deneylere başladı. Araştırmacılar, ilk aşamada Sibirya'da bulunan yünlü mamut fosilinden DNA örnekleri alacak.Bilim insanları, 2013 yılında Sibirya'da bulunan çok iyi korunmuş bir yünlü mamut fosilinden DNA alarak dev canlıları hayata döndürmeye çalışıyor. Rusya'nın Kuzey-Doğu Federal Üniversitesi ve Sooam Biyoteknoloji Araştırma Derneği tarafından yapılan çalışmada, mamutun bacağından kullanılabilir DNA örnekleri alınmaya başlandı.Siberian Times'ın haberine göre, araştırmaya 2006 yılında insan kök hücreleri üzerinde yaptığı çalışmalarla adı skandala karışan G.Koreli Hwang Woo-Suk liderlik ediyor. Suk'un sırasıyla 2006 ve 2011 yıllarında ilk klon köpek ve tilkiyi dünyaya getiren ekipte yer aldığı biliniyor.Yakutistan Mamut Müzesi'nden Semyon Grigoriev, 'DNA analizi için en iyi materyali temsil eden kemik iliğinden örnekler aldıklarını' belirtti. Grigoriev, 'Eğer numuneler beklediğimiz kadar iyiyse, bir veya iki yıl içinde dünyanın ilk nükleer mamut genomunu elde edebiliriz' dedi.Eğer mamutu diriltmek için yeterli tam hücre bulunamazsa, bilim insanları yapay hücre çekirdeği oluşturabilmek için genom haritası çıkarmaya çalışacak. Başarılı olunması halinde yeniden inşa edilen DNA bir filin embriyosuna nakledilecek. Tüm sürecin istendiği gibi gitmesi halinde bile, başarı oranı hakkında tahmin yapılamıyor.Bilim insanları yıllardır üzerinde çalıştıkları mamut klonlama işlemi için yeterince iyi korunmuş DNA bulamıyordu. Mayıs 2013'te bulunan mamut kalıntısında ise ilk kez klonlamaya imkan verecek DNA örneğinin elde edilebileceği öne sürülmüştü.Kaynak: Al Jazeera
Yapay Zeka Askeriyenin Hizmetinde
Teknolojideki ilerleme sayesinde, askeri araştırma merkezlerinde tam otomatik savaş robotları geliştirmek hayal olmaktan çıkıyor. Robot savaşçılar olacak mı yoksa gereksiz yere panik havası yaratılmak mı isteniyor?
Reklam
Yoksulluk Bazen 'Domuz Gribi'nden Daha Tehlikeli Olabilir!
Son birkaç gündür ulusal gazete ve televizyonlar 'Domuz Gribi' haberleriyle dolu. İster istemez insanın yüzünde -tıpkı varlığından rahatsızlık duyulan bir tanıdık ile karşılaşıldığında beliren- sevimsiz bir ifade oluşuyor. Haberleri veren televizyonlar hiç vakit kaybetmeden konunun uzmanlarından görüş almaya başlıyorlar. 'Efenim domuz gribinden korunmanın yolları...' diye başlayan cümleleri uzun uzun burada yazmaya gerek yok. Çünkü neredeyse bu reçeteler tüm hastalıklar için aynı. Nasıl mı?Ne diyorlardı, hijyen kurallarına, iyi beslenmeye ve stresten uzak yaşamaya özen göstereceksiniz... İyi de bunlar nasıl olacak?
Bakanlık: 11 Kişi Domuz Gribinden Öldü
Sağlık Bakanlığı, 2014'ten bu yana 16 kişinin grip nedeniyle hayatını kaybettiğini, bu ölümlerden 11'ine domuz gribi virüsünün neden olduğunu açıkladı. Domuz gribinde toplam vaka sayısı ise 170. Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Eyüp Gümüş; 'Herhangi bir grip salgını yok' dedi.Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Eyüp Gümüş grip salgınıyla ilgili bir basın toplantısı düzenledi. Gümüş, Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu'nun 5 Şubat'ta yaptığı toplantıda herhangi bir salgın olmadığı tespiti yapıldığını açıkladı.'2014'ten bu yana toplam 16 kişi gripten dolayı hayatını kaybetti. Bunlardan 11'i domuz gribi, 5'i virüsün diğer tiplerinden dolayı yaşamını yitirdi. Bilim Kurulumuz toplandı, buna göre şu anda bir salgın durumu söz konusu değil.'Gümüş'ün verdiği bilgiye göre domuz gribi nedeniyle yaşanan 11 ölümün 2'si 2014 sonu, 9'u Ocak ayı içinde gerçekleşti. 170 kişiye H1N1 virüsü yani domuz gribi teşhisi kondu. Gümüş, bu sayının 2009'daki domuz gribi vakalarının altında olduğunu açıkladı:'2009’a dönüş mü var diye soruluyor. 2009'da 1 milyon 502 bin 654 grip vakası vardı, bunların 20 bin 800’ü yatarak tedavi edildi, 2800 hasta yoğun bakımda tedavi oldu. O yıl 556 hastamızı kaybetmiştik. 2012-2013 içinde 812 domuz gribi vakası ortaya çıktı, 2013-2014'te ise 17 vaka tespit edilmişti. Şu an itibariyle yoğun bir aşılamaya girmemiz sözkonusu değil.'Gümüş domuz gribinden hayatını kaybeden 9 kişinin 45 yaşın altında olduğunu, tedavi gören 5 hastanın kronik diğer bazı hastalıkları da bulunduğunu açıkladı. Hayatını kaybedenler arasında çocuk bulunmuyor.Gümüş, Mersin'in Anamur ilçesinde hayatını kaybeden üç kişi için H1N1 virüsü tespiti yapıldığını söyledi, 'Etken bulamasak da viral bir hastalık pnemöniden hayatını kaybeden hastalarımız.' dedi.Risk grubundakilere tavsiyelerSağlık Bakanlığı Müsteşarı Eyüp Gümüş uzun süreli griplerde sağlık kuruluşlarına başvurulmasını istedi. Gümüş şu an itibariyle yoğun bir aşılamaya gidilmeyeceğini belirterek Nisan sonuna kadar risk gruplarına yönelik tedbirleri arttıracaklarını anlattı. Gümüş, grip ilaçlarının kamu hastanelerinde hastalara ücretsiz verileceğini belirtti.Gümüş, gribe yakalananlara yatak istirahati ile sıvı, vitamin desteği tavsiyesinde bulundu. Sağlık Bakanlığı hastanelerde bakımı sağlamak gerekiyor.risk grubundaki hastaların yakın takibi açısından yaşlı bakım evleri gibi yerlerde takibi de arttıracak.Çocuklar için ayrı bir risk değerlendirilmediSağlık Bakanlığı Bilim Kurulu temsilcileri de özellikle çocuklar için bu yıl diğer yıllardan farklı bir tedbir alınmasına gerek görülmediğini anlattı. Özellikle oyuncak paylaşımı nedeniyle çocuklar arasında gribin daha kolay yayıldığını belirten yetkililer aileleri, çocukların ellerini sık sık yıkamaları, mendil kullanmaları ve burun akıntısı döneminden itibaren okula göndermemeleri konusunda uyardı. Bakanlık yetkilileri risk grubundakilerin mevsimsel grip dönemi başlamadan aşılanması gerektiğini de vurguladı.Al Jazeera Turk
Bin 200 Yıllık Viking Yüzüğünde Allah Yazısı
İsveç'te yapılan bir kazıda 9. yüzyıldan kalma bir kadın mezarında üzerinde Arapça 'Allah'a' yazan yüzük bulundu.İsveç'te yapılan bir kazıda 9. yüzyıldan kalma bir kadın mezarında bulunan yüzük, Viking Dönemi İskadinavyası ile İslam dünyası arasındaki yakın temasa dair kanıtlar sunuyor.Radikal'den Tolunay Bayram'ın haberine göre, 1800'lerin sonlarında Birka olarak bilinen bir Viking ticaret merkezinde yapılan kazılarda gümüş bir yüzük bulunmuştu. Yüzüğün üzerindeki mor renkli ametist taşı üzerinde araştırmalar yapan bilim insanları, taşın aslında cam rengi olduğunu tespit etti. Üzerinde Arapça karakterlerle 'Allah için' veya 'Allah'a' yazan yüzüğün ticari bir ürün olarak satıldığı ve bölgeye bu şekilde geldiği düşünülüyor.
Reklam
Doktorun Sözleri Sizi Daha Hasta Edebilir mi?
Doktorun hastaya söylediği her sözün iyileştirici ve ağırlaştırıcı etkisinin olduğunu biliyor muydunuz?Rahatsızlığınızdan ötürü doktora gidip de bu ziyaretin hiç işe yaramadığını düşündüğünüz oldu mu?Doktorun herhangi bir tedavi ya da semptomla ilgili olumsuz sözlerinin hastanın kendisini daha kötü hissetmesine yol açabileceği belirtiliyor. Örneğin bir diz rahatsızlığından dolayı hastaneye giden hastaya doktor “Size kötü bir haberim var; diziniz kemik erimesi nedeniyle aşınmış. Vereceğim ilacın biraz faydası olabilir; ama o da midenize zarar verebilir,” diyorsa hasta bundan olumsuz etkilenir.Uzmanlar bunu, hastanın rahatsızlığıyla ilgili endişelerini artıran ve tedavinin yan etkilerine gereğinden fazla vurgu yapan bir yaklaşım olarak değerlendiriyor. Araştırmalar, ilaçların yan etkisiyle ilgili yapılan bulantı, yorgunluk, baş ağrısı ishal gibi uyarıların kişilerin bu semptomları hissetme ihtimalini artırdığını, plasebo etkisi yaratmak için verilen haplarda bile (herhangi bir etken madde içermeyen teselli ilacıyla hastada iyileşme duygusu yaratılması) bu durumun ortaya çıkabildiğini gösteriyor.Hastada iyileşme beklentisi yaratan plasebo etkisi uzun zamandır tıpta biliniyor. Fakat bunun tam tersi bir işlev gören nosebo etkisinin çok daha tesirli olduğu belirtiliyor. Uzmanlar nosebonun olumsuz etkisinin tıbbın birçok alanında görülebileceğini, hatta bazı durumlarda ölümcül sonuçlar bile doğurabileceğini söylüyor.Ancak bu türden akıl-beden bağlantısı yoluyla doğru bir yaklaşım tedavide çok olumlu gelişmeler de sağlayabilir. Bir araştırmada, anlayışlı bir doktor tarafından plasebo haplar verilen depresyon hastalarının, daha az anlayışlı psikiyatristlerin etkili ilaçlar verdiği hastalardan daha iyi gelişme kaydettiği görüldü.Bazı bilim insanları doktorların plasebo etkisini kullanarak hastalara daha az ilaç vermeleri gerektiğine, aradaki açığın zihin gücüyle kapatılabileceğine inanıyor. İnsanlarla etkileşim kurma yoluyla ilaç almadan kendi kendimizi iyileştirmenin mümkün olabileceği belirtiliyor.Bunu yapmanın en basit yöntemi, doktorun hastaya daha empati kurarak yaklaşması ve onun korku ve kaygılarını gözetmesidir. Tedavi için ilaç verilirken ilacın pozitif yanlarının öne çıkarılması, yan etkilerinin ve risklerinin ise korku yaratmayacak şekilde dile getirilmesi öneriliyor.Araştırmacılar, doktorların her sözünün, her bakışının önemli olduğunu, bunun ise onlar açısından ekstra bir yük getirmeyeceğini, tersine kendilerini tedavinin bir parçası olarak görmeleri gerektiğini ifade ediyor.BBC Türkçe
Kütahya Çinisi 'UNESCO' Yolunda
Osmanlı döneminde 16'ncı yüzyılda zirvesine ulaşan Türk çiniciliğinin en önemli merkezlerinden Kütahya'daki bu mirasın uluslararası alana taşınması için çalışma başlatıldı.Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Kütahya Çiniciler Odası iş birliğinde, geleneksel el sanatları arasında yer alan ve yaklaşık 600 yıldır cami, saray, kervansaray gibi mekanları süsleyen Kütahya çinilerinin Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütünün (UNESCO) Somut Olmayan Kültürel Miras Listesine alınması amacıyla müracaat edildi.Kütahya Çiniciler Odası Başkanı Sadık Erilbaylı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile iki yıldır yürüttükleri çalışmada önemli bir aşamaya geldiklerini söyledi.Bakanlık ile UNESCO'ya başvurduklarını anlatan Erilbaylı, 'İnşallah gelecek yıl Somut Olmayan Kültürel Miras Listesine Kütahya çiniciliği de eklenecek. Kütahya'da 600 yıllık bir el sanatını yaşatmanın gururunu hep birlikte yaşıyoruz' dedi.Erilbaylı Kütahya'da, bakanlıkça onaylanan 417 çini atölyesi ile bu alanda 53 sanatçı, 826 usta bulunduğu bilgisini verdi. Evlerinde uğraşanlarla yaklaşık 6 bin kişinin çinicilik sektöründe çalıştığını dile getiren Erilbaylı, şöyle konuştu:'Bütün dünyanın camilerini, mabetlerini ve saraylarını süslemeye devam ediyoruz. Bunların yanı sıra bazı sorunlarımız da bulunuyor. Ürettiğimiz çinileri gerçek değerinde satamıyoruz, bunları bir çatı altında toplayamıyoruz. Bununla ilgili de çalışmalarımız sürüyor. Ayrıca enerji ve istihdam desteğinin verilmesini istiyoruz. Avrupa Birliği ülkelerinde el sanatlarında katma değer vergisi oranı yüzde 1, bizde ise yüzde 18. Bunun yüzde 5'e çekilmesiyle ilgili olarak Maliye Bakanlığımıza da müracaatımızı yaptık, son aşamasına kadar geldik. Allah'ın izniyle bundan da sonuç alacağımıza inanıyoruz.'Çin malı çini ürünlerinin Türkiye pazarında yoğun olarak görüldüğünü vurgulayan Erilbaylı, Kütahya çinisi satın almak isteyenlerin bu konuda dikkatli olması gerektiğini belirtti.Kütahya çiniciliğinin 'yaşayan insan hazinesi'UNESCO'nun 2009 yılında 'yaşayan insan hazinesi' seçtiği çini sanatçısı Mehmet Gürsoy ise 40 yıldır bu işin içinde olduğunu bildirdi.Bu sanata, 16'ncı yüzyılda zirvede olan Türk çiniciliğinin 17'nci asrın başlarında devletin taleplerinin azalması gerekçesiyle gerilemeye başlamasından dolayı adım attığına değinen Gürsoy, 'Dünyada bütün müze, saray ve camileri eski ustaların yaptıkları eserler süslüyor. Maalesef günümüzde bu canım eserler üretilemiyordu. İşte bunların unutulmaması için bu sanata başladım. 2009 yılında da UNESCO ile Kültür ve Turizm Bakanlığı, çalışmalarımın değerlendirilmesi sonucu beni miras taşıyıcı olarak kabul etti' ifadesini kullandı.AA
20. Yüzyılın Okunması Gereken 50 Romanı
Edebiyat, yaratıcılığa dayanan bütün sanat dallarında olduğu gibi, özneldir. Belirli ve herkes için geçerli ölçütlerle değerlendirilemez bu alanda verilen eserler. Yine de edebiyat eserlerini, çağdaşları ve toplum üstündeki etkilerinden yola çıkarak bir değerlendirmeye tutabiliriz. Özellikle söz konusu olan tür romansa, onların kendinden sonraki eserleri nasıl etkilediği, öbür yazın türleri üstündeki etkisinin ne olduğu ve okurların gözünde nasıl bir yer edindikleri önemlidir. Bunun içindir ki onlarca yıl önce yazılmış bir roman hâlâ okunur, edebiyat dünyasını ve bireyleri bugün de etkilemeye devam eder. Aşağıda, 20. yüzyılda yazılan ve mutlaka okunması, anlaşılması gereken 50 roman listesi yer alıyor. Kitapların sıralaması yazıldıkları yıllara göre yapılmıştır. 1. Şikago Mezbahaları (1906) – Upton Sinclair İşçi sömürüsünü ve Amerika’daki yetersiz gıda güvenliğini sergileyen roman, Başkan Roosevelt’in 1906′da sağlıkla ilgili iki yasayı geçirmesine neden oldu. 2. Dönüşüm (1915) – Franz Kafka Dönüşüm, varoluşçuluğu temele alan mükemmel romanlardan biridir. Kafka’nın karakteri Gregor Samsa, bir sabah uyandığında kendini bir böcek olarak bulur. Bu böcek metaforu ise bütün toplumsal rahatsızlıklara cesaret kırıcı bir bakış açısı sunar. 3. Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi (1916) – James Joyce Bu yarı otobiyografik roman, cinselliğe, sürgüne, sömürgeciliğe ve estetiğe bir yolculuk yapar. Kitap, Joyce’un kendisiyle mücadelesine ayna tutmaktadır. 4. Siddhartha (1922) – Hermann Hesse Roman, yalnızca Siddhartha Gautama’nın hikâyesini anlatmaz, Siddhartha’yı yüce Buda olarak tanımlar, çünkü ana karakter ona benzer bir aydınlanma yolu izler. Yolculuğu boyunca karşılaştığı herkes ve yaşadığı her olay, Siddhartha’ya değerli bir katkıda bulunur. 5. Muhteşem Gatsby (1925) – F. Scott Fitzgerald Caz çağının alegorisi olma özelliği taşıyan ünlü roman, “Amerikan Rüyası”nın çöküşünü, lüks bir hayat süren bir adamın hüzünlü hikâyesi yoluyla anlatır. 6. Döşeğimde Ölürken (1930) – William Faulkner Bilinçakışı yöntemiyle yazılan romanda, on beş farklı anlatıcının ağzından karışık bir düzende aile bireylerinden birisinin gömülme arzusu yerine getirme çabası anlatılır. 7. Mübarek Toprak (1931) – Pearl S. Buck Dünya Savaşı’ndan sonra, bir çiftçi ve karısının yaşam savaşının betimlemesi özelliği taşıyan roman, çiftçinin ve ailesinin, yaşamlarını kontrol etme hikâyesini zaman ve yer kavramlarını aşarak anlatır. 8. Dalgalar (1931) – Virginia Woolf Sansür döneminde kadınların arzularını ve eşcinselliğini oldukça keskin hatlarla ve açıksaçıklıkla araştıran Woolf, bu kavramların “edepli toplum” değerlerinden öte bir yerde düşünülmesi için okurlarına meydan okur. Arkadaşları karşılıklı bir trajedide hemfikir olurken birçok fikir ve felsefe nihai feminist hareketin belirginleştiğini ima eder. 9. Fareler ve İnsanlar (1937) – John Steinbeck Büyük bunalım boyunca fakirlik ve eziyetle mücadele eden iki göçmen işçinin trajik ve tozlu hikâyesi, Steinbeck’in en meşhur eserlerindendir. Kahramanlarının birbirleriyle olan ilişkisini ve etraflarındaki umutsuzluğu inceleyen bir eserdir. 10. Tanrıya Bakıyorlardı (1937) – Zora Neale Hurston Antropolog Hurston, Karaib ve ya Afrika soyundan gelen Amerikalıların kişisel deneyimerine ışık tutmak için Amerika’nın güneyi ve Karayipler ile ilgili araştırmasına dikkat çeker. 11. Sessiz Gezegenin Dışında (1938) – C.S. Lewis Lewis, Narnia gibi canlı ve hayal gücü kuvvetli bir dünyada, insan içgörüsüne bazı fantastik yaratıklarla uzaylı manzaraları yerleştirerek bilimkurguyu çözmeye çalışır. 12. Hoşça Kal Berlin (1939) – Christopher Isherwood Bir hiciv geçidi, eksantrik ve grotesk figürlü, ilginç hikâyeler dizisi, Berlin’deki Nazi saldırısının öncesinde ana karakter Isherwood’un başına gelen olaylardan esinlenerek ortaya çıkmıştır. 13. Altın Gözde Yansımalar (1941) – Carson McCullers Carson McCullers, ABD’nin güneydoğu eyaletlerinden birinde, barış zamanı bir ordugâhta geçen bu romanında, beş kişinin yalnızlıkları, düşleri, saplantıları, başarısızlıkları ve zaaflarından bir “insani cehennem” örüyor. 14. Yabancı (1942) – Albert Camus Varoluşçu bir roman olarak etiketlenmesine rağmen, Camus, politika, felsefe, edebiyat ve din gibi çok geniş bir açıdan alır sorunları. Romanda bir katilin hayatında gittikçe artan absürt ve ruhsuz olayları anlamlandırma çabası yer alır. 15. Başka Sesler Başka Odalar (1948) – Truman Capote Old South, etrafında bir viraneye dönüşürken genç bir çocuk tanımadığı akrabalarıyla yaşamak için gönderilir ve kendisini insanlığın anlamını, onun güzel ve karmaşık yapılarını sorgularken bulur. 16. 1984 (1949) – George Orwell 1984, şimdiye kadar yazılmış en etkili politik ve distopik romanlardan biridir. Bu tartışmasız klasik, bireyin toplumla olan ilişkisini dikkatli bir biçimde irdeler. Sadık bir sosyalist olan Orwell, komünizm, faşizm ve totalitarizmin mantıksal aşırılıklarını ortaya çıkarmak niyetindedir ve bunu büyüleyici ve korkunç anlatımı ve diliyle yazmıştır. 1951 yılında yayımlanmasına rağmen, Salinger’in ikonik, isyankâr antikahramanı Holden Caulfield hâlâ yaşamaktadır ve Amerikan toplumunun iki yüzlülüğünü ve sahtekârlığını dile getiren güvenilmez bir ses olarak da okunmaktadır. 18. Görülmeyen Adam (1953) – Ralph Ellison Çok az roman insan hakları hareketinden önce Afroamerikan toplumunun duygularını Görülmeyen Adam kadar iyi yakalamıştır. Ellison, marjinalleşme, hayal kırıklığı ve çağdaşlarını değersizleştirme gibi kavramları politik bir bireşime dönüştürmektedir. 19. Sineklerin Tanrısı (1954) – William Golding Makro konuya mikro bir bakış getiren roman, bir uçak kazasından sonra adaya sıkışan, orada uygarlık çatışmalarına ve farklı gruplaşma yolları arayan ve bunu, gücü güvence altına almak için yapan İngiliz okul çocuklarının hikâyesini anlatır. 20. Lolita (1955) – Vladimir Nabokov Birçok okur romanın merkezindeki tartışma yaratan pedofili ilişkiyi görüp, romanın özünü atlamıştır. Lolita, kurbanla kurban eden arasındaki çizginin bulanıklaşmasını özenle inceler. 21. Şafak Tapınağı (1956) – Yukio Mişima İnsan zihninin gizli kalmış yerlerini usta bir anlayışla anlatan Mişima, tapınaktaki evi tarafından büyülenen genç Budist’in deliliklerini ve eziyetlerini incelemektedir. 22. Zen Kaçıkları (1958) – Jack Kerouac Beat neslinin temel taşı olarak bilinen Kerouac, özgür Zen Kaçıkları’nda konformist Atom Çağı’nda, toplumun gittikçe sertleşen anlam arayışını net bir biçimde gösterir. 23. Gece (1958) – Elie Wiesel Çok az roman, soykırımın onur kırıcı ve iç burkan korkularını toplama kampında geçen, yarı otobiyografik, didaktik ve trajik bu roman kadar iyi anlatabilir. 24. Parçalanma (1958) – Chinua Achebe Igbo lideri Okonkwo, kabilesinin hem içerde hem de İngiliz kolonisi gibi dış kaynaklarla parçalanmasını izlemektedir. Bu roman postkolonyel edebiyat tarzında şimdiye kadar yazılmış en aydınlatıcı ve provokatif eserlerden biridir. 25. Bülbülü Öldürmek (1960) – Harper Lee Lee’nin bu uzun eseri, zorlukların içinde dürüstlüğü devam ettirme ve toplumsal ahlakı sürdürebilme mesajlarını taşıyan, içerik bakımdan zengin bir romandır. 26. Madde 22 (1961) – Joseph Heller Heller, bu kara mizah ögeleri barındıran romanında, absürt hükümet bürokrasisi yoluyla savaşa ve şiddete ciddi eleştiriler gönderir. 27. Otomatik Portakal (1962) – Anthony Burgess Özgür iradenin sınırlarını ve doğasını sorgulayan bu provokatif ve distopik roman, sokak çetelerinin acımasızlığıyla hükümetin yaptığı tuhaf deneyleri konu edinir. 28. Guguk Kuşu (1962) – Ken Kesey Zihinsel sağlık enstitüsü ve MKULTRA’da edindiği tecrübelerle ortaya çıkan Kesey’nin tartışmalı romanı, toplumun yanlış anlaşılan, aşağılanan ve gözden kaçanlarına bir ışık tutmaktadır. 29. Kedi Beşiği (1963) – Kurt Vonnegut Kedi Beşiği’nde teknoloji, din, bilim ve soğuk savaş, nüktedan ve kırıcı bir mizaha kurban gitmektedir ki bu eser aynı zamanda ana ilkeleri de ayrıntılı biçimde inceler. 30. Herzog (1964) – Saul Bellow Mektup tarzında düzenlenen bu roman, orta yaş bunalımına yenik düşen ana karakter Moses Herzog’un zihnine bir gedik açar. 31. Paris Bir Şenliktir (1964) – Ernest Hemingway Bu yaratıcı romanda Hemingway, 1920′li yıllarda Paris’te bir göçmen olarak edindiği tecrübeyi ve sayısız önemli yazar ve sanatçıyla olan iletişimini dile getirir. 32. Kişisel Bir Sorun (1964) – Kenzaburo Oe Ailevi sorumluluk ve gerçeklerden kaçış bu romanın merkezini oluşturur. Bir babanın, yeni doğan zihinsel engelli oğlundan uzaklaşmak gibi yüz kızartıcı kararı ve bu karardan kendini alkole ve kadınlara vererek vazgeçmesi anlatılır. 33. Maus Hayatta Kalanın Öyküsü (1972) – Art Spiegelman Spiegelman’in babasıyla olan hasarlı ilişkisini düzeltme çabalarını anlatan ilginç bir hikâyeyle çerçevelenen iki ciltlik bu roman, soykırım edebiyatı ve grafik roman tarzına önemli bir örnektir. 34. Gravity’s Rainbow (1973) – Thomas Pynchon II. Dünya Savaşı’nın tuhaf ve postmodern bir yorumu olan bu roman, birbirinden farklı gerçek konu ve fikirleri araştırırken 73 bölümde 400′ü aşkın karakteri uzun uzun anlatır. 35. Suttree (1979) – Cormac McCarthy Ortada hiçbir neden yokken varlıklı bir adam, lüks hayatını terk edip Tennessee nehrindeki tekne evine kendini hapseder. Orada birçok kötü insanla karşılaşır, kendisi ve çevresi hakkında çok şey öğrenir. 36. Alıklar Birliği (1980) – John Kennedy Toole Şimdiye kadar Pulitzer kazanmış ve aynı zamanda sevimli bir absürt tarzı olan romanlardandır. Toole, trajik ve gülünç olan New Orleans’ın bir portesini çizer. 37. The Color Purple (1982) – Alice Walker Walker, 1930′ların Georgia’sında geçen bu romanında, o zamanlar görmezden gelinen bir grup olan Afroamerikan kadınların var olma mücadelesini ele alıyor. 38. Beyaz Gürültü (1985) – Don DeLillo Postmodern bir ana karakter olan Jack Gladney ve ailesi, yerel bir felaketin ardından kendi varoluşlarını incelemeye başlar. 39. Watchmen (1986) – Alan Moore Watchmen, soğuk savaş, Thatcherizm ve Reaganizm hakkında yorum yapan, geleneksel süper kahraman mitoslarını tahlil eden, yarı gafik tarzında yazılmış bir romandır. 40. Mutfak (1988) – Banana Yoshimoto Tokyo’da kederin, yenilginin, aşkın ve yemeğin merkeze alındığı bir kitap olan Mutfak, Yoshimoto’nun ilk romanıdır ve toplum tarafından askıya alınan hayatın sınırlarına dikkatle bakan bir romandır. 41. Biz (1988) – Yevgeny Zamyatin 1920-1921 yılları arasında yazılan fakat 1988′e kadar basılmayan bu Zamyatin romanı, iki farklı Rus devriminden edinilen deneyimlerle ortaya çıkan totaliter, kötücül ve distopik bir geleceği anlatır. 42. A Good Scent from a Strange Mountain (1992) – Robert Olen Butler Vietnam savaşından kısa bir süre sonra Louisina’da kendi yalnız hayatlarını dokumaya başlayan göçmenler, gaziler, fahişeler ve öbür yabancılaştırılmış insanları konu alan bir kitaptır. 43. Snow Crash (1992) – Neal Stephenson Cyberpunk hareketinin temel taşlarından biri olan ve oldukça titizlikle yazılan bu roman, Second Life gibi metaverselerin, Google Earth gibi evrensel servislerin ve internet kültüründeki dil temelli fikirlerin nihai doğuşunu doğru bir biçimde öngörmüştür. 44. Art & Lies (1994) – Jeanette Winterson Benlik, cinsellik, yaratıcılık hakkında sorular soran, Picasso’nun, Sappho’nun hayatını içeren büyülü gerçekliğin postmodern bir eseridir. 45. Life After God (1994) – Douglas Coupland Coupland, hayatlarında din olmadan yetişen bireyler ile maneviyatı ve anlamı bulmada sayısız yolları deneyen insanları karşılaştırır. 46. Fight Club (1996) – Chuck Palahniuk Palahniuk, bu ilk romanında Amerikan toplumunun yalnızca yapay şeyler üretmek için insan doğasını kısıtlamasına ve baskı altına almasına derin ve keskin bir ayna tutar. 47. The Lives of Animals (1999) – J.M. Coetzee Coetzee, insanoğlunun hayvanlara gösterdiği farklı davranışlarla veganizmden esinlenerek yazdığı bu romanda, bu iki bakış açısını dengeleyerek eserine yansıtmaktadır 48. Saksı Olmanın Faydaları (1999) – Stephen Chbosky Anlatıcı Charlie, aslında parçası olmak istediği dünyadan ayrılma ve tecrit hissi ile büyüyen yeni nesil için, yeni çağın Çavdar Tarlasında Çocuklar’daki Holden Caulfield’i gibi davranır. 49. Places Left Unfinished at the Time of Creation (1999) – John Phillip Santos Santos, ailesinin mirasını anmak ve araştırmak için gelecek, geçmiş ve günümüz arasında bir köprü kurar. Bunu yaparken Meksika geleneğinin parçalarıyla süslenmiş hikâyelere ve arkeolojik duyarlılığı olan bir tarih bilincine yer verir. 50. Sputnik Sweetheart (1999) – Haruki Murakami Çok az yazar Murakami’nin anlattığı gibi karşılıksız aşkı ve kaybı anlatabilir. Yazarın şiirsel ve çağrışımsal tarzıyla bezenmiş roman, bireylerin kendilerini bir bütün olarak toplumdan uzaklaştırmasını ve bunun yarattığı yalnızlığı yansıtır. Temaya, milliyetlere, toplumların kökenine, geçen yıllara ya da kabul gören başarı düzeyine aldırmadan, bu elli kitabın yazarı, okurlara yeni fikir ve bakış açısı kazandırmayı başarmıştır. Bazıları toplum tarafından göz ardı edilen grupların ya da bireylerin sözlerini yansıtmıştır, bazıları dışta olanı açıklamak için içsel bir bakış sergilemiş, bazıları da insanlık için olası kaderleri doğru varsaymıştır. Her durumda tümü de uygarlığın nerede başladığını ve şimdi nerede olduğunu anlatan, okunmayı hak eden romanlardır. (Onlineaccredittedegrees) | Notosoloji
Reklam
Uçan Otomobil AeroMobil, 2017’de Müşterilerle Buluşacak
Bilim kurgu edebiyatında sıkça kullanılan uçan otomobil konsepti her zaman ilgi çekiciliğini korumayı başarıyor. Elektrikli kompakt otomobiller hayal olmaktan çıkıp Apple’ın da girmeyi planladığı bir reel sanayi haline gelirken, bunların uçan türlerine kafa patlatanlar da hızlı bir gelişim göstermekte.Bunlardan AeroMobil, ilk ‘kullanılabilir’ uçan otomobil modelini 2017’de müşteriye teslim etmeyi planlıyor. SXSW etkinliğinde konuşan şirketin CEO’su Juraj Vaculik şu anda ürünün güvenlik ekipmanları ve motoru üzerinde çalıştıklarını söyledi.2017 yılında süper lüks spor araçları kategorisinde satın alım yapan müşterileri hedefleyerek iki kişilik ve paraşütlü modeli çıkarmayı planlayan şirket ardından dört kişilik ve daha gelişmiş güvenlik ekipmanlarıyla donatılacak modeli genel müşterilere sunacak. Şirketin şu anda çalıştığı model yalnızca çim zemin üzerinden kalkabiliyor ve inebiliyor. Juraj Vaculik gelecekte benzin istasyonları ve belirli alanların bu çim şeritler ile kaplanacağını, uçan arabalar için bunun gerektiğini ve mümkün olduğunu da belirtmiş.Aracın fiyat beklentisi hakkında herhangi bir açıklama yapmayan Juraj Vaculik ayrıca aracın hem otomobil hem de giriş seviyesinde uçuş yapabilen araç kategorisinde yer alacağını ve kullanılması için pilotluk sertifikası gerektiğini belirtmiş. Araç için farklı motorlarda geliştiren şirketin 2017 yılında uçan otomobili ilk alıcılarıyla buluşturup buluşturamayacağını göreceğiz.Webrazzi
Tesla'nın Yeni Filmi 2016'da Geliyor
Hepimiz teknolojiyi sever, ilgi duyarız. İşte o teknoloji, zaman içinde şekillenerek, gelişerek bugün bizlere aklımızın alamayacağı, binbir çeşit şey sunuyorsa, bunu temellerini oluşturan en önemli isimlerden biri de Nicola Tesla'dır. Yaşadığı dönemde gereken ilgi ve desteği göremeyen Tesla, beyaz perdeye taşınarak aslında ne kadar önemli bir kişilik olduğunu bilmeyenlere gösterecek.Film genel olarak henüz yetişkinliğinin başlarında olan Tesla'nın 1886'da Amerika'ya yaptığı yolculuğu eşsiz bir şekilde tasvir ediyor. Film Tesla'nın Thomas Edison, George Westinghouse, Guglielmo Marconi, Albert Einstein, Charles Luciano, J.P. Morgan, Mark Twain, J. Edgar Hoover ve Nazi Almanyasından Heinrich Himmler gibi tarihin en önemli ve tartışmalı isimlerinden olan pek çok kişi ile ilişkilerine ve etkileşimlerine değinilecek.
Reklam
'Sil Baştan' Gerçek mi Oluyor?
Bilim dünyasının üzerinde çalıştığı bir deney, gelecekte insanların beynindeki kötü anıları iyileriyle değiştirmek üzerine yoğunlaşıyor.Uyurken beyninize girilip size acı veren anılar yok edilsin ya da kötü anılar mutlu hatıralarla yer değiştirsin ister miydiniz? Kulağa ‘Eternal Sunshine of the Spotless Mind’ (Sil Baştan) filminden bir sahne gibi mi geliyor? Bilim dünyası şu ara tam da böyle bir çalışmanın üstünde... Tabii amaç, Michel Gondry imzalı filmdeki gibi ayrılık acılarını tedavi etmek değil ama sonuç post travmatik stres bozukluğundan muzdarip kişileri iyileştirebilir. Fransız Bilimsel Araştırmalar Merkezi ve ESPCI ParisTech’ten nörobilimciler, uyuyan farelerin anılarını değiştirmeyi başardı. Farelerin beynine bağlanan elektrodlar aracılığıyla, nötr anılar pozitif olanlarla değiştirildi.
Herkes Kaka Yapar! Kaka Hakkında Muhtemelen Bilmediğiniz 9 İlginç Bilgi
etiket
Ne 'b.ktan' içerik deyip geçmeyin.. Herkes kaka yapar. Ama bu herkesin kaka hakkında bilgi sahibi olduğu anlamına gelmiyor maalesef.Kaka sadece alay malzemesi değildir. Dışkı üzerine çalışan doktorlar ve bilim adamlarının bulgularına göre kaka mide ve bağırsaklarımızdaki bakteri familyasının bir yan ürünüdür ve sağlığınızı doğrudan etkiler. Dışkınıza daha fazla dikkat ederek bu yaşamsal bakteriler ve sizin tüm sağlığınız hakkında fikir sahibi olabilirsiniz.İşte kaka hakkında bilmek isteyebileceğiniz bazı gerçekler:
Geçtiğimiz Haftanın Mutlaka İzlemeniz Gereken 10 Videosu
Geçtiğimiz haftanın en çok izlenilen, tartışılan ve dikkat çeken videoları karşınızda. İyi seyirler...  Daha fazla eğlenceli video için videolar butonunu ve her videonun üzerine gelince solunda açılan paylaş kısmını kullanabilirsiniz!
Deprem Uyarısı İçin Merkez Türkiye
NASA tarafından kurulan GeoCosmo Araştırma Enstitüsü, küresel olarak yürüttüğü projede Doğu Avrupa, Orta Doğu ve Batı Asya için merkez olarak İzmir’i seçti.Deprem felaketinden en fazla zarar gören ülkeler arasında yer alan Türkiye, bu felakete karşı ön uyarı sistemlerinin geliştirilmesi çalışmalarında da aktif rol oynayacak. NASA tarafından kurulan GeoCosmo Araştırma Enstitüsü’nün Doğu Avrupa, Orta Doğu ve Batı Asya verileri İzmir merkezli olarak analiz edilecek. Projenin Türkiye ayağını yürütecek ekibe liderlik eden DEÜ Bilgisayar Bilimleri Bölümü Başkanı Prof. Dr. Efendi Nasiboğlu, yakın bir dönemde depremin yeri, zamanı ve büyüklüğünü de içeren bir tahminleme yapmanın mümkün olacağına inandıklarını belirtti.Yıkıcılığı ve önceden bilinemezliği nedeniyle insanoğlunun en korktuğu felaketler arasında yer alan deprem konusunda tüm dünyada bilimsel çalışmalar yoğunluğunu artırdı. Depremin saniyeler öncesinden tespit edilmesi konusunda neticeler alınmaya başlansa da henüz yeri, zamanı ve büyüklüğünü önceden söyleyebilecek bir erken uyarı sistemi geliştirilemedi.Klasik yer bilimlerinin çare bulamadığı bu konuda son dönemde farklı bakış açısını öne alan yaklaşımlar dikkati çekiyor. Bunlar arasında en fazla tanınan teorilerden birinin sahibi ise NASA bilimadamı Prof. Dr. Friedemann Freund.Tarihten bu yana deprem öncesi ve sonrasında kayıtlara geçen gizemli olaylara bilimsel yorum getirmek üzere yürüttüğü çalışmalar sonucu 'elektron eksikliği' teorisini ortaya koyan Freund, yer kabuğu altındaki kayaların sıkışması sonucu oluşan elektron dengesizliklerinin deprem tahmininde kullanılabileceğini öngördü.Dünyada farklı ülkelerdeki bilim insanlarının, 'depremlerden önce elektromanyetik veya düşük frekanslı akımların ortaya çıktığı, yer altı sularında kimyasal değişiklikler yaşandığı, toprak ve ağaçlarda elektriksel değişimlerin görüldüğü ve bazı hayvanların garip davranışlar geliştirdiği' yönündeki bulgularını bir araya getiren Freund, bunların kayaların sıkışması sonrası oluşan elektron dengesizliğinin bir sonucu olduğunu ortaya koydu.Yerkabuğundaki bu değişimlerin uydular ve yer istasyonlarından algılanabileceğini, bu verilerin analiz edilmesi halinde erken uyarı sistemi geliştirilebileceğini öngören Freund, bu çalışmanın yapılması için NASA desteğiyle GeoCosmo Bilim ve Araştırma Enstitüsü'nü kurdu.Türkiye’de 1970 yılından bu yana bulutların şeklinden deprem tahmini konusunda çalışma yürüten Fransız asıllı Türk vatandaşı araştırmacı Ronald Karel’in GeoCosmo Entitüsü’nün Başkan Yardımcılığı görevine kadar yükselmesi, enstitünün küresel çalışma alanları içinde Türkiye’yi bir adım öne çıkardı.'Türkiye, tarihi başarıya ortak olacak'Konuyla ilgili AA muhabirine açıklamalarda bulunan Karel, GeoCosmo’nun dünya genelinde 34 ülkede yer istasyonları kuracağını, bunlar arasında Türkiye’nin Doğu Avrupa, Orta Doğu ve Batı Asya istasyonlarının merkezi olacağını ifade etti.Mayıs ayında ilki Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Tınaztepe Kampüsü içinde kurulacak istasyonlarda elde edilen verilerin NASA uydularından gelecek verilerle birlikte DEÜ Bilgisayar Bilimleri Bölümü tarafından analiz edilerek GeoCosmo merkezine gönderileceğini kaydeden Karen, 'GeoCosmo olarak bu projenin dünyanın en büyük deprem araştırma projesi olduğuna inanıyoruz. Bu projede Türkiye gibi depremselliğiyle tanınan bir ülkenin de aktif bir rol almasını istiyordum. Umarız Türkiye, yakın gelecekte geliştireceğimiz erken uyarı sisteminde çok büyük bir katkı sağlayarak tarihi bir başarıya ortak olacak' dedi.DEÜ Bilgisayar Bilimleri Bölümü Başkanı Prof. Dr. Nasiboğlu bölüm olarak bir süre önce Azerbaycan Bilimler Akademisi ile deprem tahminlemesi konusunda çalışma başlattıklarını, GeoCosmo’dan gelen öneriyle küresel araştırmanın bir parçası olduklarını söyledi.NASA’nın desteklediği bir projede yer almanın heyecan verici olduğunu dile getiren Nasiboğlu, proje kapsamında ilk etapta Tınaztepe Kampüsü içinde 4 istasyon, ardından ülke genelinde farklı noktalara çok sayıda istasyon kurulacağını aktardı.Türkiye’de, devlet üniversiteleri içinde açılan ilk bilgisayar bilimleri bölümü olduklarını bildiren Nasiboğlu, 'Bilgisayar mühendisliğinden farklı olarak veri analizi yoluyla yeni yöntemler geliştirme konusuna odaklandık. Deprem tahminlemesi konusundaki çalışmalarla zaten ilgileniyorduk. Bu konuda klasik bilimlerin aldığı mesafeyi yabana atmamak gerekiyor. Ancak gördük ki klasik yöntemler deprem tahmini konusunda bize bir fikir veremiyor. Farklı bir bakış açısı getirmek gerekiyor. Bu konuda farklı teorileri sınayabileceğimiz bir ortam oluştu. Bu çalışmalar sonucu depremle ilgili erken uyarı sistemleri geliştirilebileceğinden umutluyum' diye konuştu.Tolga Albay, AA
Reklam