İlişkiye biraz geriden bakmak, sadece bizden farklı gördüğümüz ya da yeni tanıştığımız insanlar için değil, zaman zaman kopuşlar yaşadığımız en yakınlarımıza olan ilişkilerimiz için de değerlidir. Bazen ailemizle ya da yakın arkadaşlarımızla da bağlantımız kopar. Böyle durumlarda da yine bir adım geri çekilip hayret makamından ilişkimize bakabilirsek o duygunun, o kişinin, o olayın arkasındaki kökleri gerçekten görebiliriz. Sonuç daha iyi bir iletişim, daha güçlü bir ilişki, daha derin bir aidiyet duygusu, daha fazla şefkat ve artan mutluluk yönünde olacaktır.
Yıllar önce bir hikâye okumuştum. Güney Afrika’daki Zulu Kabilesinde iki insan karşılaştığında biri, “Buradayım”, diğeri, “Seni görüyorum,” dermiş. Bu hikâye bana bağlantısızlıktan, kararlı bağlantıya dönmek için müthiş bir egzersiz örneği olmuştu. Karşılaştığımız her insana yargı gözlüklerimizi çıkarıp, “Seni görüyorum,” demek… İster inanalım ister inanmayalım bir kişiyi gördüğümüz anda onu yargılarız. Eline, yüzüne, kıyafetine, saçının rengine, kokusuna göre önce şeklen, tanımaya başladıkça da belki etnik kökenine belki dinine göre bir yargıda bulunuruz. Karşımızdaki kişinin de tıpkı bizim gibi hikâyesi, başarıları, korkuları, zaferleri, acıları, pişmanlıkları, sevinçleri, kayıpları, bir geçmişi olduğunu göz ardı ederiz. Bu yargıları bir kenara itip iletişim başlattığımızdaysa fark ederiz ki bu hikâyelerin içinde pek çok ortak yönümüz vardır.
Karşımızda kim olursa olsun, “Bu kişi en derinden neyi ister?” diye kendimize sorsak, alacağımız yanıt üç aşağı beş yukarı bellidir. Bir insan en çok değer görmek ve ait hissetmek ister. Hepimiz değerlerimize kıymet verilmesini ve aidiyet duygusunu hissetmeyi isteriz. Eğer yargı gözlüklerimizi çıkarıp karşımızdakinin en derin ihtiyacını görmeye hevesli olursak, ilişkiyi alıp bambaşka bir seviyeye çıkarabiliriz.
Gülümsemek çok basit ve hatta istem dışı bir hareket gibi gelse de karşımızdaki insana sadece gülümseyerek dahi iletişimizi başka bir yöne yönlendirebiliriz. Çünkü kabul gördüğümüzü ve önemsendiğimiz hissettiğimizde hepimizin içinde bir aidiyet duygusu yükselir. Kabul ve aidiyet duygusu tüm engelleri yıkıp ilişkilerimizi iyileştirir.
Okuduğum bir araştırmada, Kaliforniya Üniversitesi’nden psikolog ve sinirbilimci Dr. Philippe Goldin’in, “Tıpkı benim gibi” ifadesi çok hoşuma gitmişti. Goldin dünyadaki farklı ülkelerde yaşayan, farklı sınıflara dâhil, farklı ten renklerine sahip ve farklı dinlere mensup tüm insanları aklımızda tutmamızı ve yanımızdan bizden farklı olduğu algısını doğuran biri geçtiğinde içimizden, “tıpkı benim gibi” dememizi öneriyor. Bu, hepimizin gerçekten bağlantılı olduğunu derinden idrak etmemizi sağlayacak müthiş bir egzersiz. Nefes alıyorum, seni görüyorum. Nefes veriyorum, tıpkı benim gibisin.
Hadi gelin bu yıl birbirimize empati penceresinden bakıp farklılıklarımızı fark edelim ve bolca hayrete düşelim. Hepinize harika bir yıl olsun!
Web
Instagram
X
Bu makalede öne sürülen fikir ve yaklaşımlar tamamıyla yazarlarının özgün düşünceleridir ve Onedio'nun editöryal politikasını yansıtmayabilir. ©Onedio