onedio
article/comments
article/share
Haberler
Freddie Mercury Dirildi ve Bu Sadece Başlangıç

etiket Freddie Mercury Dirildi ve Bu Sadece Başlangıç

YouTube'da birkaç ay önce karşıma çıktı ve geldiğimiz noktanın ne kadar ilginç bir hal aldığını gösterdi: Freddie Mercury, Nirvana'nın 'Smells Like Teen Spirit'ini söylüyor. Evet, o bizim Freddie Mercury. 1991'de aramızdan ayrılan efsane. Ses tonu, nefes alışları, hatta o eşsiz vibratosu; her şey yerli yerinde. Tabii ki gerçek değil bu fakat yapay olamayacak kadar da etkili. Yapay zekâ sayesinde, aramızdan çoktan ayrılmış müzisyenler ve efsane sanatçılar artık hiç söylemedikleri şarkıları oldukça güzel bir biçimde seslendirebiliyor.

Bu olaya eğlenceli, basit bir deney veya deneme olarak bakmamak lazım.

Bu olaya eğlenceli, basit bir deney veya deneme olarak bakmamak lazım.

Nostalji endüstrisi dediğimiz dev bir makineyi besliyoruz böyle yaparak. Hatta belki de beslemenin ötesinde, yeniden yaratıyor ve şekillendiriyoruz. Geçmişi özlemek insan doğasının bir parçası, bunu biliyoruz. Ama artık o özlemi eski plaklarımızı dinleyerek ya da konserlerin bulanık videolarını izleyerek gidermenin çok ötesine taşıdık mevzuyu. Geldiğimiz noktada, teknoloji devreye girip bize şunu diyor: 'İstediğin kadar geçmişe dön, hatta olmamış; hiç yaşanmamış hikayeleri bile gerçekleştirelim.' Freddie hiç Nirvana şarkısı söylemedi mi? Hiç sorun değil, bak şimdi söylüyor.

Bir yandan büyüleyici tabi. “Dijital diriliş” diyebileceğimiz bu olgu, sanatçıların mirasını yeni nesillere taşımanın farklı bir yolu oluyor. Belki bugün 15 yaşında olan bir genç, bu AI cover sayesinde Freddie Mercury'nin sesini keşfediyor. Hatta o ses onu Queen'i dinlemeye, araştırmaya ve keşfetmeye yönlendiriyor. Fakat burada ilginç bir nesiller arası yarık da var; z kuşağı için Freddie Mercury zaten bir efsane, ama hiç yaşamadıkları, hatta onlar doğmadan önce biten bir dönemin parçası. AI cover'lar onlarda 'keşke o zamanlar yaşasaydım' hissini perçinliyor, kuvvetlendiriyor. Sanki geçmişe açılan dijital bir kapı gibi. Oysa bu durum 80'lerde ve 90'larda Queen konserlerine giden kuşak için biraz sahtekarlık gibi geliyor. 'Gerçeğini görmüş ve dinlemiş olan biri olarak söylüyorum, bu yapay bir sahtekarlık' diyorlar veya böyle bakabiliyorlar. Haklılar da bir yandan. Ama bir diğer yandan, genç nesiller için 'gerçek' deneyim diye bir şey yok ki ortada. Onlar için bu, Freddie'yi tanımanın tek ve en “gerçek” yolu belki de.

İşin daha da garip bir yanı var: AI Freddie, bazen gerçek Freddie'den daha "Freddie" olabiliyor.

İşin daha da garip bir yanı var: AI Freddie, bazen gerçek Freddie'den daha "Freddie" olabiliyor.

Algoritma onun tüm vokal özelliklerini, tüm nüanslarını öğreniyor ve akıl almaz bir şekilde mükemmelleştiriyor. Gerçek konser kayıtlarında dikkat edin mesela ses çatlayabilir, nefes tıkanabilir veya performans o günkü ruh haline bağlı olarak değişebilir. Fakat duyuyoruz ki AI versiyonda her şey kusursuz. Her nota tam oturuyor, her vibrato hesaplanmış ve her geçiş pürüzsüz. Bu yüzden bazı insanlar AI versiyonunu daha 'iyi' bile bulabiliyor. Gerçeklikten daha gerçek bir “gerçeklik” yaratılıyor burada. Sanki Freddie'nin tüm kariyerinin özü alınıp, tek bir mükemmel performansa sıkıştırılmış gibi. Tam olarak bu noktada akıllara şu soru geliyor: bir sanatçının değerini oluşturan şey, o kusursuzluk mudur yoksa tam tersine o kusurlar, o anlık hatalar, o insani yanlar mıdır?

Mesele sadece duygusal da değil, etik boyutu da göz ardı edilemez. Freddie Mercury'nin izni olmadan sesini kullanmak, ona hiç söylemediği şarkılarla performans sergiletmek. Bu sanatçının haklarına saygı gösteren bir durum mudur? Ya da daha derinlemesine düşününce, bir sanatçının kimliği sadece ses tonundan mı ibarettir? Freddie'nin söylediği her şarkının arkasında bir yorum, bir duygu, bir seçim vardı. Şimdi algoritma onun yerine şarkı seçiyor ve bizler bunu gerçekmiş gibi tüketiyoruz. Etik çizgiler tamamen bulanıklaştı ve “bu sadece başlangıç”.

Bu zaten karışık olan durumun içinden çıkılmaz kısmı ise bazı müzisyenler bu teknolojiyi sanatsal bir araç olarak kullanmaya başladı bile.

Bu zaten karışık olan durumun içinden çıkılmaz kısmı ise bazı müzisyenler bu teknolojiyi sanatsal bir araç olarak kullanmaya başladı bile.

Kendi seslerini başka sanatçıların sesiyle harmanlıyorlar, yeni hibrit tarzlar yaratıyorlar. Misal bir elektronik müzik prodüktörü kendi bestelediği bir parçayı Frank Sinatra'nın sesiyle söyletebiliyor. Ya da bir bağımsız indie müzisyen, David Bowie'nin vokalini kendi gitar soloları ve partisyonlarıyla birleştiriyor. Bu duruma nasıl yaklaşmak gerekir? AI sadece taklit mi yapıyor, yoksa yeni bir yaratım biçimi mi sunuyor? Belki de yanıt ikisi arasında bir yerlerde. Belki de burada yeni bir sanat formu doğuyor; kolaj müziğin dijital evrimi gibi bir şey. Tıpkı hip-hop'un sampling ile yaptığı gibi AI cover'lar da müzik tarihini yeni bir malzeme olarak kullanıyor.

Bu sadece Freddie ile elbette sınırlı değil. Amy Winehouse'un söylemediği şarkıları dinleyebilirsiniz, 2Pac'in yeni albümlerini hayal edebilir, hatta John Lennon ile Paul McCartney' in bugün bir araya gelerek yaptıkları bir şarkıyı bile deneyimleyebilirsiniz artık. Yapay zekâ, geçmişi yeniden yazma gücüne sahip gibi görünüyor. Ve müzik endüstrisi bunu çoktan fark etti çünkü müzikal nostalji ile teknolojik fetişizm tam bu noktada buluşuyor. Eski güzel günleri hatırlamaktan ibaret değil söz konusu olan; 'bak yapay zeka bunu da yapabiliyor' hayranlığı da var işin içinde. O yüzden bu videolar bu kadar viral oluyor. Duygusal tatmin ile teknolojik şovu aynı anda sunuyor. İnsanlar ekran başında 'bu nasıl mümkün olabilir?' diye şaşırırken geçmişin sıcaklığını da hissediyor. Garip ve çerçevelendirmesi oldukça zor bir kokteyl bu.

Peki gelecekte ne olacak? Nereye gidiyoruz?

Peki gelecekte ne olacak? Nereye gidiyoruz?

Belki de yapay zekâ ile yaratılan müzikler ayrı bir kategori olarak kabul edilecek, tıpkı remix'ler ya da cover'lar gibi. Belki de daha katı telif hakları yasaları gelecek ve bu tür üretimler yasaklanacak. Ya da belki tam tersi, ölü sanatçıların miraslarını yöneten kurumlar resmi AI cover'lar yayınlamaya başlayacak. Her senaryoda da bu kültür, bizlerin müziğin tarihiyle olan ilişkimizi kökten değiştiriyor.

Sonuçta AI cover kültürü, bize geçmişi yeniden yaşatma vaadiyle geliyor. Soru şu ki, bu deneyim gerçek mi, yoksa nostaljiyi metalaştıran yeni bir sömürü biçimi mi? Freddie'nin Nirvana şarkısını söylemesini dinlerken tabi ki keyif alabiliriz, hatta duygulanabiliriz ama bir yandan da şunu sormaktan kaçınamayız; bu müziğin ruhunu canlandırmak mıdır yoksa sadece sesini taklit etmek midir? İkisi arasındaki fark, belki de bu yeni çağda yanıtlamamız gereken en önemli soru. Ve bu yanıt, her dinleyenin kendi içinde bulması gereken bir yanıt. Çünkü müzik, her zaman dinleyenin deneyiminde var olmuştur. AI sadece o deneyimi farklı bir yerden sunuyor. Gerisi bizim yorumumuza kalmış.

Instagram

Bu makalede öne sürülen fikir ve yaklaşımlar tamamıyla yazarlarının özgün düşünceleridir ve Onedio'nun editöryal politikasını yansıtmayabilir. ©Onedio

Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

category/test-white Test
category/gundem-white Gündem
category/magazin-white Magazin
category/video-white Video
category/eglence BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
2
0
0
0
0
0
0