Sahneye Motorla Dalıp Tarihe Geçen Grup: Judas Priest
Heavy metal dünyasının en ikonik gruplarından biri olan Judas Priest, sadece müzikleriyle değil, sahne şovları ve tarzlarıyla da metal tarihine adını altın harflerle yazdırdı! Deri ceket, çivili kemer ve Harley Davidson üçlüsünü bu kadar ikonik hale getiren başka bir grup daha yok. Gel, sahnede kıyameti koparan bu abileri daha yakından tanıyalım. 🤘
Deri ve çivinin metal müziğin üniformasına dönüşmesinin sebebi: Judas Priest!

Bugün sokakta zincirli kemer, deri ceketle yürüyen birini görüyorsan ve içinden “Kesin metalcidir.” diyorsan, işte bu algının tohumlarını Judas Priest ekti. Rob Halford, 70'lerin sonunda “Konser için ne giysem?” diye düşünmedi, muhtemelen direkt motorcu dükkanına girip gardırobunu sahneye taşıdı! Deri pantolon, çivili yelek, aynalı gözlük... Bu imaj o kadar tuttu ki sadece müzikle değil, görünüşle de bir müzik akımının simgesi oldular. Ve evet, yıllar sonra bile bu görünüm hala cool. 😎
“Painkiller” dinlerken hız sınırı aşmak mümkün!
“Painkiller” sadece bir şarkı değil, bir öfke boşalması, bir enerji patlaması! Gitar riff'lerı sanki savaş çığlığı gibi, davullar tank gibi... Rob Halford ise adeta yeri göğü inletiyor sesiyle. Arabada, kulaklıkta, yürürken ya da yorgan altında depresyondayken fark etmez; bu şarkı açıldığında insan bir içsel patlama yaşıyor! Bu kadar epik bir giriş başka hangi şarkıda var? Dinleyeni gaza getiren değil, doğrudan alevlendiren bir şarkı bu.
Harley Davidson ile sahneye giriş: Rob Halford’un imza hareketi!

Konser başlıyor, ışıklar sönüyor ve bir anda sahneden bir motor gürültüsü yükseliyor... Seyirci çığlık çığlığa. Evet, Rob Halford yine Harley Davidson’unu almış ve sahneye dalmış! Sahneye yürüyerek çıkmak mı? O iş acemilere göre. Bu motorlu giriş öyle efsaneleşti ki, Judas Priest konseri deyince artık akla gelen ilk şeylerden biri oldu. Ve her seferinde sanki ilk kez oluyormuş gibi heyecanlandırıyor insanı. Rockstar olmak başka bir şey, ikon olmak bambaşka!
Rob Halford'a boşuna metal tanrısı demiyoruz!
Rob Halford’un sahneye çıkışı bile sanki bir ayin gibi. O mikrofonu tutuşu, sahneye bakışı, şarkıya girişi... Sanki sıradan bir adam değil de başka bir boyuttan gönderilmiş bir elçi gibi. Rob, yüksek notalara çıktığında tüyler diken diken olur, sahnedeki enerjisiyle büyülenirsin. Üstelik sadece sesiyle değil, duruşuyla da bir metal devi! Onun sahnede yarattığı o karizmatik hava metal tarihinin en sağlam imajlarından biri haline geldi. Herkes vokal olabilir ama Halford gibi bir vokal bir daha gelir mi, şüpheli...
Judas Priest olmasaydı heavy metal bu kadar havalı olur muydu?

Dürüst olalım; Black Sabbath metal müzikte temelleri attıysa, Judas Priest o temellerin üstüne gökdelen dikti! Grubun müziği, temposu, sahne duruşu metal müzik için bir yol haritasıydı. Eğer bugün sahnede dans eden, headbang yapan, alev püskürten metal grupları varsa, bunun öncüsü Judas Priest’tir. Havalı olmak ve sert durmak çizgisini mükemmel dengeleyen bir grup oldular. Hem estetik, hem kaotik, hem teatral, hem yıkıcı! Daha ne olsun!
“Breaking the Law” ile hepimiz biraz isyankarız!
Breaking the Law belki de en çok bağırılan şarkı nakaratlarından birine sahip. Çünkü kim istemez ki bazen her şeyi yakıp yıkmak, “Yetti be!” diye bağırmak? Şarkı çıktığı dönemde Thatcher İngiltere’sinde gençliğin isyan çığlığı olmuştu ama etkisi sadece o yıllarla sınırlı kalmadı. Bugün hala dinleyince sistemin suratına yumruk atmış gibi hissediyor insan. Küçükken gizli gizli dinleyip asi hissettiren bu şarkı, büyüdükçe bir çeşit terapiye dönüştü!
Sahnede duran iki gitar ve ikisi de ateş ediyor!
K.K. Downing ve Glenn Tipton ikilisi Judas Priest’in görünmeyen gücü! Sahnedeki senkronları o kadar etkileyici ki, bazen sahnede aynı adamı iki kez görüyor gibi oluyor insan! İkili gitar harmonileriyle parçaları hem zenginleştirmiş hem de 'metalin gitar ikilisi' klişesini başlatmışlardır. Bugün birçok grubun “İki gitarist olsun, biri solo atsın biri ritim tutsun.” mantığı bu adamlardan geliyor. Bir nevi metalin Lennon & McCartney’i diyebiliriz!
“You’ve Got Another Thing Comin" yani patron sen değilsin, benim!
Bu şarkı tam anlamıyla “Bana karışamazsın!” diye haykırıyor. Hem sözleriyle, hem enerjisiyle, hem de nakaratıyla hayata rest çekenlerin marşı resmen! Dışarıdan bakıldığında sadece bir şarkı gibi dursa da, dinleyen için özgüven patlaması. Patron seni ezmeye mi çalıştı? Aç bu şarkıyı. Aşk acısı mı? Bastır bu şarkıyı. Çünkü Rob Halford burada sana açık açık diyor ki: “Daha bitmedi, sen beni daha izle!”
50 yılı devirdiler, hala sahnedeler!
1970 yılında kurulan bir grup düşün, üzerinden yarım asır geçmiş ama hala turnede, hala yeni albüm çıkarıyorlar ve hala Harley Davidson’la sahneye dalıyorlar! Bu nasıl bir motivasyon? Bu nasıl bir tutku? Judas Priest sadece bir grup değil, bir ömürlük yol arkadaşı gibi. Onlar sahnedeyken, müzik asla yaşlanmıyor. Hatta yaşlandıkça daha da sertleşiyor!
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!


Yorum Yazın