onedio
Ebru Şinik Yazio: Mutlu Olmanın Garanti Yolu: Wellbeing
Şüphesiz evrenin en büyük paradokslarından biri tabiatın sonsuz dengesizlikleri  içerisindeki dengesini çözmek olmalı... İnsanoğlu da tabiatın bir parçası olduğuna göre yüzyılımızda özellikle metropollerde yaşayanlar için dengeli, huzurlu, dingin ve neşe içinde bir zihne ve bunlar neticesinde gelen dengede bir fizik-beden-ruh sağlığına sahip olmak mümkün mü?Bu köşemde sizlere bunun ne kadar az çaba ile mümkün olabileceğinden bahsedeceğim.
Bora Farsak Yazio: İki Tık Tık Bir Pıt Pıt
Otuz bir yılı geride bırakıp 32 yıla döndüğüm bugünlerde 'iki tık tık bir pıtpıt”ın hikâyesidir bu.Hayat ne kadar gariptir değil mi? Hayaller bir tarafta, gerçekler diğer tarafta. Örtüşüyorlar mı? Bazen. Belki şans, belki çalışmak, hedefe odaklanmak, ama hele ki günümüzde kestirmek çok zor.Kendimden örnek verecek olursam dansı çok severdim hala da çok severim bir zamanlar balet olmak istemiştim. Pilotluk da ideallerim arasındaydı. Ama ne olursa olsun her şartta en büyük arzum şıkır şıkır güzel insanlarla düzenli bir ofis ortamında çalışmaktı. Pek hedeflerimi tutturamadım galiba. Hep dertli, mutsuz, problemli insanlarla uğraşmak zorunda kaldığım bir meslek seçtim. İnsanlarla primer yüz yüze çalışan tüm işler çok zordur. Ama bir de bunların hasta olduğunu düşünür müsünüz?  Yanlış anlamayın işimi çok severek yaptım ve yapmaya devam ediyorum ama zor iştir tababet gençliğinizi, gününüzü, yarınınızı alır sizden ve eğer Türkiye'de yapıyorsanız. Bunun karşılığını alabilen de çok küçük bir azınlıktır. Kendi zamanlarımdan bahsedecek olursam; bizim zamanımızda lisede fen ve edebiyat ayrılırdı. O zamanlar farklı değildi, edebiyatlar eller havaya yaparken bizler ders çalışıyorduk, imrenerek baktık.
Cumhurbaşkanı Erdoğan Mevlid-İ Nebi Haftası Açılış Programında Konuştu: (3)
ANKARA (AA) - Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 'Son günlerde yaşanan hadiseleri, devlet başkanı düzeyinde sergilenen hadsizlikleri, sabah namazı vaktinde camilerimize yapılan polis baskınlarını sıradan vakalar olarak görmüyoruz.' dedi.Erdoğan, Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi'nde düzenlenen Mevlid-i Nebi Haftası açılış programında yaptığı konuşmaya, DEAŞ gibi teröristlerin işlediği cinayetlerin faturasının İslam dinine ve müminlere kesilmeye çalışılarak, Müslümanlara yönelik kin ve nefret ikliminin körüklendiğini söyledi.Müslümanlara farklı isimler ve kisveler altında İslamsız bir dindarlık, profan bir din anlayışı dayatıldığına dikkati çeken Erdoğan, şöyle konuştu:'Batı'da yükselen İslam karşıtlığı, bugün artık kitabımıza, Peygamberimize ve tüm kutsallarımıza yönelik topyekun bir saldırıya dönüşmüştür. Esasen farklı din mensuplarına yönelik tehcir, engizisyon ve soykırım uygulamaları Avrupa'nın yabancısı olduğu bir pratik değildir. Alışkınlardır bunlar. 80 yıl önce Musevilere karşı işlenen insanlık suçları, daha 25 sene önce Srebrenitsa'da Bosnalı kardeşlerimize yapılanlar halen hafızalardadır. Son günlerde yaşanan hadiseleri, devlet başkanı düzeyinde sergilenen hadsizlikleri, sabah namazı vaktinde camilerimize yapılan polis baskınlarını sıradan vakalar olarak görmüyoruz. Bu olaylar oldukça tehlikeli, Avrupalı Müslümanlar için çok vahim sonuçlar doğurabilecek bir sürecin işaret fişeğidir.''İkinci Dünya Savaşı'ndaki katliamlardan herkes ders çıkarmalı'Ciddi bir inanç buhranı içinde olan Batı toplumlarının İslam'ı ve Müslümanları hedef alarak buradan çıkış yolu aramak gibi bir yanlışa düştüğünü ifade eden Erdoğan, 'Batılı siyasetçiler iç ve dış politikadaki başarısızlıklarını Müslümanları hedef haline getirerek örtmeye çabalıyor. Koronavirüs salgınının sebep olduğu ekonomik sıkıntıların faturası bile Müslümanlara ve göçmenlere kesilmeye çalışılıyor. Bu nefret ikliminin günlük siyasetin olağan gerilimleriyle hiçbir bağının olmadığı açıktır. Korkarım çok daha karanlık, çok daha sinsi bir planın çarkları işlemektedir.' değerlendirmesinde bulundu.Batı'da Müslümanlara karşı izlenen politikaların yanlışlığına dikkati çeken Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:'Buradan bir gerçeği çok net bir şekilde ifade etmek istiyorum. 6 milyon insanı Avrupa'da yaşayan bir ülkenin Cumhurbaşkanı olarak muhataplarımıza şu ikazı yapmakta fayda görüyorum. Müslümanları düşmanlaştırarak elde edebileceğiniz hiçbir kazanım yoktur. Çapsızlığınızı perdelemek amacıyla girdiğiniz bu yolun sonu felakettir. İkinci Dünya Savaşı'nda yaşanan katliamlardan herkes ders çıkarmalıdır. Irkçı terörizm Avrupa'ya kan, gözyaşı ve iç çatışmadan başka bir şey getirmemiştir, getirmeyecektir. 2011'de Norveç'te Breivik denen bir caninin katlettiği 77 masum, izlediğiniz bu politikaların ne tür acı sonuçlar doğuracağını göstermiştir.''AB kurumlarına çok ciddi sorumluluk düşüyor'Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin vatandaşlarının hak, hukuk ve güvenliğini korumakla kararlı olduğuna vurgu yaparak, şunları kaydetti:'İslam düşmanlığını ve ırkçı terörizmi bir milli güvenlik meselesi olarak değerlendiriyor, planlarımızı buna göre yapıyoruz. DEAŞ'tan PKK'sına terör örgütlerine nasıl bakıyorsak, neonazi terör örgütlerine de aynı nazarla bakıyoruz. Avrupa'nın kanser hücresi gibi yayılan bu örgütlerle ilgili artık daha tutarlı, kararlı ve medeni bir tavır alması gerekiyor. Irkçı terör tehdidiyle mücadelede özellikle Avrupa Birliği kurumlarına çok ciddi sorumluluk düştüğüne inanıyorum. Avrupa Konseyi, İslam düşmanlığını daha fazla görmezden gelemez. Ülkemizle ilgili olur olmaz her konuda görüş bildiren Avrupa Parlamentosu üç maymunu oynayarak bu meseleyi geçiştiremez. Avrupa'nın basiret, ahlak, vicdan sahibi liderleri korku duvarlarını yıkmalı, İslam ve Müslüman düşmanlığı hakkında konuşmaya başlamalıdır.'Aşırı sağcı fikirlerin Avrupa'nın ana akım siyasetini esir almasına izin verilmemesi gerektiğine dikkati çeken Erdoğan, şöyle konuştu: 'Avrupalı siyasetçiler, Fransa Devlet Başkanı Macron'un başını çektiği nefret kampanyasına artık 'dur' demelidir. Her ne kadar Macron'un hoşuna gitmezse de önceki gün yaptığım çağrıyı, buradan az önce ifade ettiğim, tekrarlamak istiyorum. Irkçılık ve İslam düşmanlığı görevi, konumu, makamı ne olursa olsun insanın akli ve vicdani melekelerini yok eden bir psikozdur. Reddederek, yokmuş gibi davranarak bu sorunun üstesinden gelinmez. Ülkesinin ve vatandaşlarının geleceğini düşünen her siyasetçi bunu kabul etmeli, yüzleşmeli, sorunu çözmenin yollarını aramalıdır.''Sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz''Müslüman, şahit olduğu kötülükler karşısında, sessiz ve tepkisiz kalamaz. Müslüman, etrafında yaşanan adaletsizliklere gözlerini kapayamaz.' diyen Erdoğan, şunları kaydetti:'Suriye'den Libya'ya, Afrika'dan Avrupa'ya kadar dünyanın birçok yerinde hakkaniyeti, adaleti, barışı savunan tavrımızın gerisinde işte bu hakikat vardır. Şartlar ne olursa olsun biz mazlumun yanında durmak zorundayız. Hakkın hatırını edep, ahlak yoksunu insanlık fukaralarının hoyratça çiğnenmesine izin veremeyiz. Zulmü alkışlamamak, hak namına haksızlığa takmamak, üç buçuk soysuzun ardından zaarlık yapmamak bizim milletimizin karakteridir. Bunun için dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın, hangi inanca, kökene, kültüre sahip olursa olsun haksızlık ve hukuksuzluk karşısında sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz.'(Sürecek)
Bora Farsak Yazio: Covid-19'da Mucize Gerçekleşmeyecek Boşuna Beklemeyin
Neredeyse 1 yıldır biz dahil tüm dünya Covid-19 üzerine yoğunlaştı. O semptom, bu ilaç, şu aşı derken maddi manevi Covid-19’a yenik düştük. Savaş kaybedilmiş değil sonunda kazanılacak. Ama beklenildiği gibi bugün aşı çıktı, okus- pokus ertesi gün Covid-19 bitti böyle bir mucize gerçekleşmeyecek. Önünde bilimsel, kanuni ve ciddi piyasa engelleri var. Bunun üzerine jeopolitik gerilimler ve ulusalcı yaklaşımlarda eklendiğinde yüksek riskli bile olsa birçok ülke ya da bireyin arzu ettikleri tedaviye ya da aşıya ulaşamayacağı kesin.Çinli bilim insanlarının Covid-19 Genom sıralamasını internette yayınlamasının üzerinden geçen süre içerisinde birçok ülke, birçok bilim insanı aşı ve tedavi geliştirmek üzere uğraşmakta. Şu anda 80'in üzerinde aşı çalışması var fakat üstesinden gelinmesi gereken bir o kadar da problem var.
Levent Buda Yazio: Şiddette Sağlık
etiket
Teşbihte hata olmaz.Şiddette de sağlık olmaz.İlkel beyne bakalım. Tehlike anında ya kaçıyor ya da savaşıyor. Bu genlerimizde var. Savaşmayı seçersek korunma ve yaşamda kalma adına oluşan stres hormonları ile birlikte bolca androjen (erkeklik hormonları) salgılanıyor ve saldırgan davranış ortaya çıkıyor. Sonuç itibari ile bu biyolojik bir tepki ve genlerimizde var deyip geçebiliriz. Yok öyle biyolojik sebeplere sığınmak. İnsan ilk yazımdan beri yazdığım gibi çevresi ile bir olan biyo-psikososyal karmaşık bir varlık. Sadece biyolojik temelleri ile açıklanamayacak kadar karmaşık bir matriks önümüzde dururken şiddet bizim alt beyin fonksiyonlarımıza sığamayacak kadar karmaşık. Hem o ormanda gezerken karşına saldırgan bir canlı çıkınca verilecek bir tepki. Oysa ki artık bir arada yaşadığımız ve yarattığımız muhteşem sivilizasyonumuzda böylesi tehlikeler yok.
Reklam
Reklam
Uğur Batı Yazio: İnsanlar Neden İrrasyonel, Sabırsız ve Karışıktır?
etiket
İnsanoğlunun huyudur, dünyanın kendisi için yaratıldığını düşünür.Ona göre kendisi seçilmiş bir yaratıktır. Tüm ilahi dinler de bu görüşü destekler. Ayrıca kendinin her daim mantıklı olduğunu düşünür. Geceleri ışığı kapatarak yatar. Bir yakını öldüğünde üzülür. Kıskanır. Gıybet eder. Bazen de merhamet! İnsan doğası gereği sürekli olarak duygularının tehdidi ile karşı karşıyadır. Duygular mantığı kolaylıkla gölgeleyebilir.
Sabri Ülker Bilim Ödülü Doç. Dr. Elçin Ünal'a Verildi
İSTANBUL (AA) - Sabri Ülker Vakfı’nın 10’uncu yılı online olarak düzenlenen Sabri Ülker Bilim Ödülü töreninde kutlanırken, ödülün sahibi Türk bilim insanı Doç. Dr. Elçin Ünal oldu.Vakıftan yapılan açıklamaya göre, Türk gıda sektörünün duayeni Sabri Ülker anısına, gıda, beslenme ve sağlık alanındaki bilgilerin topluma ulaşmasına destek olmak amacıyla kurulan Sabri Ülker Vakfı’nın 10’uncu yılı online olarak düzenlenen Sabri Ülker Bilim Ödülü töreninde kutlandı. Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil başkanlığındaki jüri, toplum sağlığının geleceğine katkı sağlamak üzere genç bilim insanlarını destekleyen Sabri Ülker Bilim Ödülü’ne bu yıl, Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley (UC Berkeley) Moleküler ve Hücre Biyolojisi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Elçin Ünal’ı layık gördü. Açıklamada görüşlerine yer verilen Sabri Ülker Vakfı Başkanı Talat İçöz, vakfın 10 yıldır beslenme ve sağlıklı yaşam alanında doğru ve bilimsel bilgiyi toplumun her kesimine ulaştırma hedefiyle çalıştığını belirterek, “10 yıl boyunca bu hedefe ulaşmak için büyük bir motivasyon ve adanmışlıkla hizmet ettik. Çok değerli Bilim Kurulu Üyelerimiz, çok değerli çalışanlarımız ve bu uğurda bir araya geldiğimiz sayısız paydaşımızla birlikte çok gayret ettik. Onlarca farklı platformda gerçekleştirdiğimiz yüzlerce faaliyet, akademik çevrelerden devlet kurumlarına, sivil toplumdan tüketici kesimlerine farklı alanlarda yankı buldu.” ifadelerini kullandı.Sağlıklı bireylerden oluşan sağlıklı nesillerin, Türkiye'nin geleceğini güvenceye alacak en büyük değer, en önemli yatırım olduğunu ifade eden İçöz, şunları kaydetti:“10 yıl boyunca bu amaç doğrultusunda gayret sarf ettik. Bu çalışmalarımızın önde gelenlerinden biri olarak Millî Eğitim Bakanlığı ile iş birliği içinde Yemekte Denge Eğitim Projesi ile ülkemizin her bölgesinden 6 milyonun üzerinde öğrenciye, öğretmene ve ebeveyne bu bilinci aktarmayı başardık. Bunun yanı sıra kurucumuzun adını taşıyan Harvard Üniversitesi’ndeki Sabri Ülker Metabolik Araştırmalar Merkezi, gurur duyduğumuz diğer iş birliklerimizin başında geliyor. Merkezimizde genetik ve metabolik hastalıkların oluşmasını önlemek için hem Türkiye’den hem dünyadan bilim insanları pek çok araştırma yapıyor, dünya için, geleceğimiz için bilim dünyasında yankı uyandıran çalışmalar gerçekleştiriyor. Daha nice 10 yıllarda Sabri Ülker Vakfı’nın bu çalışma anlayışını aynı heyecanla devam ettirmesini temenni ediyorum. Bu uğurda emek veren tüm arkadaşlarımızı da gönülden tebrik ediyorum.” Sabri Ülker Metabolik Araştırmalar Merkezi Direktörü Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil'e Harvard Üniversitesi’nde sürdürdüğü çalışmaların 25’inci yılı vesilesiyle törende kendisine teşekkür plaketi takdim edildi. Prof. Dr. Hotamışlıgil, bilimde önemli aşamalardan birinin kişilere yatırım yapmak olduğunu aktararak, “Sabri Ülker Bilim Ödülü bizim için çok önemli. Çünkü bu ödülle en parlak bilim insanlarımızı kariyerlerinin erken döneminden itibaren fark ederek onlara destek olmayı amaçlıyoruz. Hayalimiz bundan 20 sene sonra uluslararası bilim camiasına öncülük edecek, ülkemiz bilimi ve bilim insanları için de önemli itici güç olacak Türk bilim insanlarına katkıda bulunmak. Önceki senelerde bu ödülü alanlar, daha şimdiden muazzam bir çizgide ilerliyorlar. Bu yıl ödülü kazanan bilim insanımızı da yürekten kutluyorum.” değerlendirmesinde bulundu.'Vakfımızın 10 yıla ulaşmasından çok mutluyuz'Yıldız Holding Yönetim Kurulu Üyesi Murat Ülker ise Türk bilim insanını ve genç Türk bilim öğrencilerini uluslararası alanda desteklemekle iftihar ettiklerini belirterek, şunları kaydetti: “10’uncu yılını kutlamaktan iftihar ettiğimiz bu vakfı, babam Sabri Ülker’in adını yaşatmak ve toplumumuza, Türk bilim dünyasına faydalı olması gayesiyle kurduk. Sabri Bey, beslenme ve sağlık konularına çok önem verirdi. İnsanlığa faydalı işler yapmaya kendine şiar edinmiş biriydi. Kendisi türlü imkânsızlığa rağmen gıda kalitesi ve Ar-Ge için gereken tüm yatırımı yaparak ve uluslararası uzmanlarla birlikte çalışarak Türkiye’de bu alanlarda öncü bir isim oldu. Şimdi onun bu misyonunu Sabri Ülker Vakfı sürdürüyor. Tüm bu bilimsel araştırmaların toplum sağlığı, çocuklarımız ve sonraki kuşakların sağlığı için üzerimize düşen bir sorumluluk olduğuna inanıyoruz. Bu yüzden bu çalışmaları hep destekledik, gelecekte de desteklemeye devam edeceğiz. Ne mutlu bizlere ki, Sabri Ülker Bilim Ödülü genç bilim insanlarının yolunu aydınlatmayı sürdürecek. Vakfımızın 10 yıla ulaşmasından çok mutluyuz. Değerli çalışmaları için bilim kurulumuza, vakıf çalışanlarına ve vakfımızı destekleyen tüm kurum ve kişilere teşekkür ederiz.”Sabri Ülker Vakfı Genel Müdürü Begüm Mutuş’un kazananı takdim etmesiyle devam eden dijital törene ABD’den canlı bağlantıyla katılan Sabri Ülker Bilim Ödülü’nün sahibi Doç. Dr. Elçin Ünal, “Sabri Ülker Bilim Ödülü’ne layık görülmekten büyük onur duydum. Bu ödül, bilimsel çalışmalarımda yalnız olmadığımı hatırlatması açısından benim için çok değerli. Başta Sabri Ülker Bilim Ödülü Jürisi olmak üzere herkese şükranlarımı sunuyorum. Umuyorum ki ben de çalışmalarımla diğer araştırmalara ve buluşlara katkıda bulunabilirim.” ifadelerini kullandı.Bilimsel kariyerini mayoz bölünme ve yaşlanmanın ilişkileri üzerine kuran Doç. Dr. Elçin Ünal, hücrelerde yaşlanma sonucunda biriken hasarların doğal yollarla nasıl tedavi edilebileceğini araştırıyor. Ünal ve ekibinin temel amacı, hücresel yaşlanmayı anlayıp geriye çevirmeyi başarmak. Lisedeki bir öğretmeninden ilham alarak Bilkent Üniversitesi’nde Moleküler Biyoloji ve Genetik okuyan Ünal, ABD’deki Johns Hopkins Üniversitesi’nde doktorasını yaparken mayoz bölünme üzerine odaklanmaya başladı. Doktora sonrası dünyanın en iyi üniversitelerinden biri olan MIT’te mayoz bölünme konusuna ağırlık veren Ünal, sahadaki birçok araştırmacı, “yaşlanmanın mayoz bölünme üzerine etkisini” araştırırken, bunun tersini yaparak “mayoz bölünmenin yaşlanma üzerine etkisini” araştırmaya karar verdi. Mayotik farklılaşmanın ilkelerini tanımlamayı hedefleyen Ünal, 2014’te UC Berkeley’de Moleküler ve Hücre Biyolojisi Bölümü’ne katıldı ve yenilikçi araştırmalarını burada kendi adıyla kurduğu laboratuvarda devam ettirdi. Beslenme stili, egzersiz, uyku düzeni, sigara, alkol kullanımı ve stres gibi etkenlerin hem hücre hem de organizma yaşlanmasını etkilediğini belirten Ünal, “Yaşlanma sonucunda hücrelerde protein kalite kontrolü ve organel fonksiyonlarında düşüş gözlenir. Vücudumuzdaki üreme hücreleri bu hasarları doğal olarak etkisiz hale getirebiliyor. Eğer üreme hücrelerinin bunu nasıl başardığını anlayabilirsek, diğer hücrelere de bu mekanizmaları uygulayabiliriz. Yaşlanma, kanser ya da Alzheimer gibi çok değişik tipteki hastalıkların birinci risk faktörü. Eğer yaşlılık sonucunda ortaya çıkan hasarları hücre seviyesinde tedavi edebilirsek, değişik tipteki hastalıkların ortaya çıkma şansını da azaltabiliriz.” değerlendirmesinde bulundu. Tören, önceki yıllarda ödüle layık görülen, UCLA Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ebru Erbay, Rockefeller Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Kıvanç Birsoy, Massachusetts Institute of Technology (MIT) Kanser Araştırmaları Enstitüsü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ömer Yılmaz ve Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Tamer Önder’in bilim dünyasındaki son gelişmeleri değerlendirmesiyle son buldu.
Reklam
Pelin Çini Yazio: Demet Işıl Yılmaz’a “Bana Kanseri Anlat” Dedim. “Koku! Pelin Koku!.. Hasta Olmayan Bilmez, Bilemez. Kemoterapi Bütün Hücrelerini Öldürüyor ve Sen İçin Çürürken Kokusunu Alıyorsun”
etiket
Demet Işıl Yılmaz… Genç, güçlü, etkileyici bir insan. Savaşçı bir kadın, güzel bir anne…Onunla pandemi döneminde, sokağa çıkma yasaklarının göbeğinde tanıştık. Tabi ki sosyal medya üzerinden. Ama hani bazen birileriyle yolumuz kesişir ve sanki uzun zamandır zaten tanışıyormuşuz gibi hissederiz ya. Bize de öyle oldu.Çünkü farklı alanlarda benzer mücadeleler vermiş, benzer yenilgiler elde etmiş ve benzer şekilde “yanlış anlaşılmış”tık.  Zaten bana sorarsanız hayatın bizlere geçtiği en büyük kıyaklardan biri, umudumuzu yitirmeye yaklaştığımız o köşe başlarında aniden bir “benzer”imizle karşılaşmamız ve onun kulağımıza “henüz hiçbir şey bitmedi” diye fısıldamasıdır... Demet ile tanıştığımızda meme kanseriyle mücadelesi devam ediyordu. Şimdiyse savaş bitti. O kazandı. Yaşadıklarını yazdı, “Mecburiyetsiz” isimli kitabı yakında çıkacak ve hepimizi derinden etkileyecek biliyorum. Madem meme kanseri farkındalık ayındayız ve yine madem birçoğumuz etrafta gerçekten ne anlama geldiğini bilmediğimiz o pembe kurdeleyi görüyoruz. Ona sormak istedim: “Farkında mıyız? Demet, Kurdelemizi doğru yere takıyor muyuz?
Reklam
Akciğer Kanseri Tanı Ve Tedavisinde "Multidisipliner Yaklaşım" Önerisi
İSTANBUL (AA) - Türk Akciğer Kanseri Derneği (TAKD) tarafından hazırlanan 'Akciğer Kanserinde Multidisipliner Yaklaşım Uzlaşı Raporu' açıklandı. Dernek tarafından hazırlanan raporda, tıbbi onkoloji, göğüs hastalıkları, göğüs cerrahisi, radyasyon onkolojisi, radyoloji, nükleer tıp ve patoloji branşlarının 'ortak akılla' çalışmasına yönelik bir yol haritası sunuldu.Raporda önerilen yaklaşımlar sayesinde akciğer kanseri tedavisinde vakit kaybedilmeden daha hızlı tanı ve doğru tedavi uygulamalarının mümkün olması hedefleniyor. Derneğin çevrim içi platformda gerçekleşen toplantısında konuşan Türk Akciğer Kanseri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Erdem Göker, dünyada olduğu gibi Türkiye'de de en çok öldüren ve en sık görülen kanserin akciğer kanseri olduğunu hatırlattı. Prof. Dr. Göker, akciğer kanserinin önlenebilir olduğunu fakat sigara karşıtı çalışmaların yeterince yapılamaması ve hala yoğun olarak sigara içilmesi nedeniyle akciğer kanseri sıklığında azalma görülmediğini ifade etti. Türkiye'de her yıl 40 bine yakın hastaya akciğer tanısı konulduğuna dikkati çeken Göker, bu tanıların genellikle ileri evrelerde konulduğunu dile getirdi. Göker, 'Akciğer Kanserinde Multidisipliner Yaklaşım Uzlaşı Raporu'nu, akciğer kanserli hastalara tanı konmadan önce, tanı konduktan sonra, tedavi planlanırken ve tedavi sonrasındaki izlemde çok disiplinli ve çok uzmanlık alanıyla birlikte takip edilmesi gerektiğinin farkındalığını oluşturmak amacıyla duyurduklarından bahsetti. Halihazırda tanı almış ve tedavisi süren 100 bine yakın hasta bulunduğuna işaret eden Göker, 'Multidisipliner dediğimiz, çok sayıda uzmanlık dalından gelen hekimlerin bir arada takip ve tedaviye karar verdiği konseylerde hastaların tartışılması durumunda, hastalığın tedavisindeki başarı şansımız doğrudan doğruya yükselmektedir. O nedenle bu çalışmanın çok önemli olduğuna inanıyoruz.' değerlendirmesinde bulundu. Prof. Dr. Göker, akciğer kanserindeki şikayetlerin diğer kanser türlerine göre daha fazla olduğunu, bu nedenle hastaların rahatsızlık ilerledikçe daha fazla eziyet çektiklerini aktararak, sözlerini şöyle sürdürdü: 'Aslında bu eziyeti çekmelerine gerek yok. Doğru ve bir bütün olarak tedavi edildiklerinde, hastaların acılarına merhem olunabilecek pek çok yöntem ve ilaç var. Son 10 yıl içerisinde tıpta en fazla ilaç geliştirilen alanlardan biri akciğer kanseri. Akciğer kanserinde hem akıllı ilaçlar hem immünoterapiler hem standart kemoterapilerle çok başarılı olduk. Radyasyon onkolojisinde, patolojik tanıların konulmasında, cerrahi tedavilerde çok büyük başarılar yaşandı.' 'Kanser kuşkusu olsa bile multidisipliner konseyden görüş alma isteğini hekimlerine iletsinler'Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını sürecinde akciğer kanserli hastaların yaşadıklarına da değinen Göker, pandemi başladığında hasta sayısında ciddi bir düşüş yaşandığını, hastaların hastaneye gelmekten korktuğunu fakat veriler ortaya çıktıkça akciğer kanserli hastaların salgında daha fazla risk altında olduğuna dair herhangi bir bulguya rastlanmadığının görüldüğünü kaydetti. Prof. Dr. Göker, salgın sürecinde Kovid-19'a yakalandığı kuşkusuyla hastaneye gelen kişilere daha fazla tomografi çekilmeye başlandığını, bu sayede akciğer kanseri hastalarına erken dönemde tanı konulabildiğini belirterek, şunları kaydetti: 'Yani Kovid-19 mu değil mi diye çekilen tomografilerde, akciğerinde kitle saptanıp ameliyatla bu işten kurtulan hastalarımız oldu. Ama Kovid-19'un bize en önemli katkısı şu oldu; normalde bu çok uzmanlı bu konseyleri gerçekleştirmek, ülkemizin her yanında, coğrafi koşulları da göz önüne aldığınızda, her şehirde her uzmanlık dalından insan bulunmuyordu. Dolayısıyla da bu konseyler oluşturulamıyordu. Kovid-19 nedeniyle bu konseyleri dijital ortamda yapmaya başladık. Bunun da çok yararlı olduğunu gördük. Ülke çapında bu konseylerin yapılabilir olduğunu öngörüyoruz. Raporumuzda da bunları belirttik. Her hasta tüm bu multidisipliner konsey dediğimiz konseyin görüşünü almaya hak kazandı ve o hakkı kullanmalarını öneriyoruz. Akciğer kanser kuşkusu olsa bile hastanın bu multidisipliner konseyden görüş alma isteğini ilgili hekimine iletmesi gerekiyor. Diyecekler ki, 'Benim tedavimde neyse, ne yapılacaksa mutlaka bu konseyden bir görüş alalım. Bu konseyin görüşü doğrultusunda yapalım. Yoksa tedavilerinin eksik kalacağını bilmeleri gerekiyor.' Multidisipliner çalışmanın kolay bir çalışma sistemi olmadığını çünkü bir uzlaşı kültürü gerektirdiğini vurgulayan Göker, 'İyi eğitilmiş, iyi bilgilendirilmiş hekim arkadaşlarımız var. Türkiye'de en üst düzeyde tedaviyi hak eden bir milletimiz var. Milletimizin sağlığını korumak Türk hekimleri olarak birincil görevimiz. Dolayısıyla bunu yapmak üzere daha iyileştirmek için ne yapabiliriz, ortak çalışmamız gerekiyor. Dernek olarak, bu işi yapmak üzere herkesi göreve davet ediyoruz.' şeklinde konuştu. Toplantıda Türk Akciğer Kanseri Derneği Üyesi Prof. Dr. Büge Öz ve Prof. Dr. Uğur Selek ile Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Ahmet Demirkaya da birer konuşma gerçekleştirdi.
Reklam
Flavanol Zengini Beslenmek Kalp Rahatsızlığını Önleyebilir
ANKARA (AA) - İngiltere'de yapılan geniş çaplı araştırmayla, çay içmenin ve elma yemenin kalp rahatsızlığını önleyebileceği ortaya koyuldu. Sonuçları 'Scientific Reports' dergisinde yayımlanan çalışma çerçevesinde Norfolk'ta Avrupa Muhtemel Kanser Araştırması kapsamında 20 yılı aşkındır izlenen 25 bin 618 kişinin beslenme alışkanlıkları değerlendirildi. Reading ve Cambridge üniversitelerinden uzmanlar dahil uluslararası bir ekibin yürüttüğü çalışmada, katılımcıların besinlerden ne kadar flavanol aldıkları hesap edildi. Çalışmada, kakao, çay, kabuklu yemiş, dutsu meyveler ve elma gibi flavanol açısından zengin besinlerin, tansiyonun düşük seyretmesini sağlayarak kalp rahatsızlığını önleyebileceği gözlendi. Ekibin lideri Reading Üniversitesi'nden Profesör Gunter Kuhnle, 'Çalışmamızda, flavanol tüketimi ile düşük tansiyon arasında önemli ve anlamlı bir ilişki olduğunu görmekten memnun olduk. Bu çalışma, daha önce beslenmeyle ilgili yapılan araştırmaların bulgularını doğruluyor.' değerlendirmesini yaptı. Uzmanlar, flavanol alımının artırılmasının, kardiyovasküler rahatsızlıkların azalmasını sağlayabileceğine işaret etti.
Kovid-19 Hastaları Yaşadıklarını Anlatıyor - Kovid-19 Testi İki Ayda İki Kez Pozitif Çıkan Hasta: "İçinde O Hastalığın Varlığını Bilerek Yaşamak Ayrı Bir Psikoloji"
SAMSUN (AA) - RECEP BİLEK - Samsun'da birer ay arayla iki kez yeni tip koronavirüse (Kovid-19) yakalanan 33 yaşındaki Burak Tekkeşinoğlu, maske ve sosyal mesafe uyarısında bulundu.Bir kamu kurumunda çalışan, evli ve 3 çocuk babası Burak Tekkeşinoğlu'nun temmuz ayında Kovid-19 testi pozitif çıktı. Yorgunluk, baş ağrısı ve ishal şikayetleri olan Tekkeşinoğlu, evinde 14 gün karantinada kaldı. Karantina sürecinin ardından Kovid-19 testi negatif çıkan ve normal hayatına dönen Tekkeşinoğlu, kalabalık arkadaş ortamına girdikten bir hafta sonra tat ve koku kaybı yaşayınca ikinci kez yaptırdığı Kovid-19 testi de pozitif çıktı.Yine 14 günlük karantina sürecinin ardından sağlığına kavuşan Tekkeşinoğlu, AA muhabirine yaşadıklarını anlattı.Kovid-19'a ilk yakalandığında, Sağlık İl Müdürlüğünden arandığını, filyasyon ekibinin eve geldiğini belirten Tekkeşinoğlu, 'Eşimin, çocuklarımın durumunu takip ettiler. 14 gün boyunca ilaç kullanmadan yediklerime, içtiklerime dikkat ederek atlattım. Tekrar test yaptırdım. Negatif olduktan sonra normal hayatıma devam ettim.' dedi.'Karantina süreci psikolojik olarak zorlu geçti'Karantinada 14 gün boyunca bir odada kaldığını anlatan Tekkeşinoğlu, çocuklarına uzaktan bakmanın çok zor olduğunu dile getirdi.Çocuklarına dokunamadığını, sadece uzaktan konuştuğunu ifade eden Tekkeşinoğlu, 'Gerçekten duygusal manada çok zor oluyor. Onun dışında odada yalnız başına, biraz da kendimizi de dinlemiş olduk ama yine de zor geçti. Çok sıkıcı oluyor. Hastalığın psikolojisi de ayrı, tabii haberler izliyoruz, dinliyoruz. Gerçekten ağır atlatanlar var. Ben ağır atlamadım ama yine duyduklarımızdan dolayı, haberlerde izlediklerimizden dolayı psikolojik olarak biraz zorlu geçti.' diye konuştu.Tekkeşinoğlu, Kovid-19'u atlattıktan sonra bağışıklık kazandığını düşünerek rahat davrandığını ifade etti.'Bağışıklık kazanacağımı düşünüyordum''Benim ufak bir dikkatsizliğim sonucu maske ve sosyal mesafe kuralına uymadığımdan dolayı arkadaş ortamından ikinci kez Kovid-19'a yakalandığımı düşünüyorum.' diyen Tekkeşinoğlu, şöyle devam etti:'Bağışıklık kazanacağımı düşünüyordum. Hatta Kızılay'dan aranmıştım. İmmün plazma için randevu da almıştım. Randevumu da iptal etmek zorunda kaldım. İmmün plazma kan da veremedim. İlk Kovid-19'a yakalandıktan bir ay sonra ikinci kez Kovid'19'a yakalandım. Bunda da yine 14 gün karantinada kaldım. Benim için biraz zorlu geçti. Çünkü bir ay önce çocuklarımdan, ailemden ayrı kalmıştım. Bir ay sonra bir odanın içinde yine ayrı kaldım.''Sosyal mesafe, maske bunlara çok dikkat etmemiz gerekiyor'Tekkeşinoğlu, ikinci kez koronavirüse yakalandığında moral bozukluğu yaşadığını vurguladı.Vatandaşlara uyarıda bulunan Tekkeşinoğlu, 'Sağlık Bakanımızın da söylediği gibi 'sosyal mesafe, maske', bunlara çok dikkat etmemiz gerekiyor. Ben bir anlık dikkatsizliğimden kaynaklandığını düşünüyorum. İçinde o hastalığın varlığını bilerek yaşamak ayrı bir psikoloji. İnsanların dikkat etmesini isterim. Kimse 'bir şey olmaz' demesin, kesinlikle oluyor.' ifadelerini kullandı.
Reklam