onedio
Doğu Anadolu Gözlemevi Uzaydan Gelecek Işık İçin Gün Sayıyor
ERZURUM (AA) - FAHRETTİN GÖK - Erzurum'da, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı ile Atatürk Üniversitesinin desteğiyle yapımına devam edilen, alt yapısının yüzde 95’i, bina ve kubbelerin de yüzde 90'lık bölümü tamamlanan Doğu Anadolu Gözlemevi (DAG) uzayı gözlemlemek için adeta gün sayıyor.Atatürk Üniversitesi Astrofizik Araştırma ve Uygulama Merkezi (ATASAM) bünyesinde, bilim dünyası açısından son derece önemli bir teknoloji yatırımı olarak değerlendirilerek Erzurum'daki 3 bin 170 rakımlı Konaklı Karakaya Tepeleri'nde 2012 yılında yapımına başlanan DAG'ın tamamlanmasına yönelik çalışmalarda sona gelindi.Uzay bilimlerine çok şey katacağını değerlendirilen ve yol dışındaki alt yapısının yüzde 95’i, binada ve kubbelerin inşasının ise yüzde 90'lık bölümü tamamlanan gözlemevinin, küçük çaplı rötuşlar ile bazı teknik eksiklikleri dışında büyük bölümü tamamlandı. Türkiye'nin 2023 vizyon projeleri arasında bulunan ancak iklim koşulları ile pandemi dolayısıyla küçük çaplı aksaklıklara rağmen çalışmaların büyük hızla sürdürüldüğü gözlemevinde ilk ışığın 2021 yılı sonunda alınması hedefleniyor. Teleskobun testleri tamamlandıATASAM Müdürü ve DAG Proje Yürütücüsü Doç. Dr. Cahit Yeşilyaprak, AA muhabirine yaptığı açıklamada, gözlemevinde kullanılacak teleskobun İtalya'daki testlerini tamamladıklarını belirtti. Pandemi dolayısıyla bu yılki çalışmalara geç başladıklarını aktaran Yeşilyaprak, 'Teleskobun ülkeye girişinde özel izin için uğraşıyoruz, onları da gerçekleştirir gerçekleştirmez, parça parça ülkeye getireceğiz. Zaten binanın her tarafını ve kubbeyi kapattık. İçeride çalışacak ortamı yarattığımız andan itibaren teleskobun kurulumuna başlayacağız. Beklentimiz de 2021’in sonuna ilk ışığı alabilmek, ufak bir gecikme olursa da yapacak bir şey yok, pandemi hepimizi etkiledi.' dedi.'Doğaya zarar vermeyecek şekilde dizayn yapıldı'Gözlemevi binasının iki aşamadan oluştuğunu, ilkinin teleskopla alakalı kısım, diğerinin de personel alanlarıyla ilgili olduğu dile getiren Yeşilyaprak sözlerini şöyle sürdürdü:'Bunların hemen hemen tamamı bitti. İçeride rötuşlar, ince işler ile uğraşılıyor. İki bina arasında da hem titreşim hem de ısı geçişi açısından yalıtım sağlandı. İnfrared teknolojiye sahip teleskop kızıl ötesinde gözlem yapacağı için bu gerekiyordu. Bina, aynamızı hiç dışarı çıkarmadan, dış ortama temas etmeyecek özel bir şafttan indirip tünel gibi oradan bina içerisine ileride kuracağımız kaplama ünitesine alabileceğimiz bir yapıya da sahip. Aktif ve pasif güneş enerjisi olarak dizayn edildi, bu durum binanın ön tarafından görülebilir. Bunun için de proje sunuldu, kabul edilirse eğer aktif güneş enerjisini de ekleyeceğiz. DAG binası akıllı, çevreci bir bina, su arıtma sistemleri var, doğaya zarar vermeyecek şekilde dizayn yapıldı ve şu anda dizaynı ile de ender gözlem evlerinden bir tanesi.''DAG dünyanın dört gezle beklediği bir teleskop'Çok sayıda toplantı ve fuarlarda sunumu gerçekleştirilen ve uzay bilimlerine büyük katkı vermesi beklenen gözlemevinin dünyadaki sayılı teleskoplar arasında yer alacağını vurgulayan Yeşilyaprak, şu ifadeleri kullandı:'DAG kendi çapında, bu çaptaki teleskoplar içinde dünyadaki en gelişmiş ve en yüksek teknolojiye sahip. O yüzden bu teleskop ile sönüklük anlamında gözlemlenmeyecek gök cismi yok denecek kadar az. Buna biraz da ekipman konusunda destek olunması gerekiyor. Bu konuda da dünyadaki en iyi kameralardan birini aldık, üretiliyor. Şu anda popüler bilimde de yıldızların etrafındaki gezegenleri de ayrıştırabilecek, gözlemleyebilecek koronograf isimli bir alet de söz konusu. Onunda ihalesi yeni bitti. Adapte optik sistemimiz var, atmosferik türbülansı minimum düzeye indiren, gözlem kalitesini de olabildiğince artıran teknolojiyle sahip. O yüzden dünyadaki sayılı teleskoplardan biri olacak. Coğrafik ve stratejik olarak da bulunduğu enlem ve boylamda başka da bu çapta teleskop olmadığı ve büyük bir gözlemsel boşluğu da doldurduğu için dünyanın dört gezle beklediği bir teleskop aslında.'Yeşilyaprak, teleskobun kurulmasında Erzurum'un atmosferik yapısının çok önemli olduğunu, olabildiğince açık gece ve kuru bir havaya ihtiyaç duyulduğunu aktardı. Yeşilyaprak infrared teleskobun kurulması için nemin düşük olmasının da önem arz ettiğini belirtti.'Temel bilimlerde Cumhuriyet tarihinin en büyük yatırımlarından biri'Erzurum'a kuş uçuşu 15 kilometre mesafede bir dağın zirvesinde, 3 bin 170 metrede gözlemevinin kurulmasının bu coğrafyanın atmosferik yapısı ve astronomi için büyük bir potansiyel anlamı taşıdığını belirten Yeşilyaprak, 'Bu gözlemevi, temel bilimlerde Cumhuriyet tarihinin en büyük yatırımlarından biri. O anlamda değerli bir AR-GE altyapısı olacak. Barındırdığı teknolojiler açısından evet ama çap açısından daha büyük teleskoplar var. Bu Türkiye'deki en büyük teleskop. Avrupa kıtasına da konuşlanmış en büyük teleskop diye düşünebilirsiniz. Daha büyük çaplı teleskoplar dünyada var, Havai'de, Şili ve diğer gözlemevlerinde. Barındırdığı optik teknolojiler ve atmosfer kalitesinden dolayı ilk ışığını almasını dünyada herkesin dört gözle beklediği teleskop. DAG olarak yabancıların hepsinin hafızalarında yer etmiş durumdayız.' diye konuştu.Yeşilyaprak, Türkiye'de tasarımı yapılan teleskobun parçalarının bir kısmının Belçika'da, bir kısmı İtalya'da gerçekleştirildiğini, teleskobun ana kütlesinin de İtalya'da tamamlandığını bildirerek o nedenle dünyada birkaç ülkenin içinde olduğu büyük bir projenin faaliyete geçirileceğini sözlerine ekledi.
Ercan Altuğ Yılmaz Yazio: Doğanın Matematiği Altın Oran ve Mucidi Fibonacci
                                                Orantısız sanat olamaz.                        Altın Oran ve Fibonacci Sayıları, Richard A. DunlapDoğada birçok unsurda ilginç bir şekilde tekrar eden bir nümerasyon vardır. Bunu deniz kabuklarından ayçiçeklerine baktığımızda görebiliriz. İlk kez Mısırlılar ve Yunanlar tarafından mimari yapılarda, heykellerde ve diğer sanatsal alanlarda kullanılmıştır. Temel olarak bölünen bir bütünün yan yana getirilen iki parçasının diğer büyük parçayı oluşturması prensibine dayanır ve altın oranın sayısal değeri 1,618’dir.
Kovid-19 Yoğun Bakımdaki Çalışma Şartlarını Da Değiştirdi
İZMİR (AA) - TEZCAN EKİZLER - Türkiye'de ve dünyada yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınıyla mücadele eden sağlık çalışanları, daha fazla vakit geçirdikleri yoğun bakım servislerinde salgına karşı mücadele konusunda uzmanlaştı.Kovid-19 hastalığının özellikle akciğerlerde oluşturduğu tahribatla ölümlere sebep olması, yoğun bakım servislerinin öneminin daha da iyi anlaşılmasını sağladı.Daha önce yoğun bakım servislerinde travma, sepsis, trafik kazası, zehirlenme, boğulma vakaları ve büyük ameliyatlara bağlı gelişen sağlık sorunları yaşayan hastaları tedavi eden yoğun bakım çalışanları, Kovid-19 salgını sürecinde ise çok fazla bilinmeyeni olan bir virüsle savaşmaya başladı.Mart ayından itibaren tüm mesailerini yoğun bakım servislerinde geçiren sağlık çalışanları, 2 kat koruyucu elbise, eldiven, maske ve gözlükle görev yapmaya çalışıyor. Henüz ilaç ve aşı bulunamaması, kişiden kişiye farklı belirti ve hasarlar göstermesi nedeniyle doktorlar, Kovid-19'a karşı farklı tedavi yöntemleri geliştiriyor. 'Pandeminin ne olduğunu yaşayarak öğrendik'Meslek hayatının 40 yılını hastanelerin yoğun bakımında geçiren uzman doktor Nagihan Altıncı Karahan da Kovid-19'un mesleklerinde yarattığı değişime dikkat çekiyor. İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Kovid-19 Yoğun Bakım Servisi Sorumlu Hekimi olarak görev yapan Karahan, mart ayından bu yana mesaisinin büyük bölümünü Kovid-19'a karşı hayat mücadelesi veren hastaların yanında geçiriyor.Meslek hayatı boyunca bu kadar dinamik ve uzun süren bir dönem yaşamadığını anlatan Karahan, salgının başladığı ilk aylarda İtalyan ve Çinli doktorların önerdiği tedavi yöntemlerinin olumlu sonuç vermediğini gördüklerine dikkat çekti.'Pandeminin ne olduğunu yaşayarak öğrendik. Biz bunu bir seferberlik kabul ettik.' diyen Karahan, Kovid-19'un hiçbir hastalıkla karşılaştırılamayacağını söyledi.Yoğun bakıma gelen her hastada farklı bir deneyim kazandıklarını aktaran Karahan, şöyle devam etti:'Kovid-19 şahsa özgü bir hastalık. Uygulanan tedavi her hastada aynı yanıtı vermiyor. En önemli özelliği de hızlı yayılması. Bizim bir hastamız vardı. Acil servise geldi, 150 metre ilerideki yoğun bakıma aldığımızda bir anda bilinci gitti. Tedaviler uyguladık ama onu kurtaramadık.Daha önce yoğun bakımda bakteri kökenli enfeksiyonlarla uğraşıyorduk. Elimizde bunlara karşı antibiyotikler vardı. Ama Kovid-19'u tedavi eden bir silahımız yok. Hastaları yoğun bakım servisine alınca deneyimlerimiz ve hastalığın organlarda yaptığı hasara yönelik tedavi yürütüyoruz. Bizi sevindiren tek şey ülkemizde Kovid-19'a bağlı ölüm oranlarının dünyaya göre az olması.'Ekip çalışmasının önemi Karahan, yoğun bakım servisine her girdiğinde kendini evine gelmiş gibi hissettiğini, mesai arkadaşlarına bu hastalığın tedavisinin bulunacağını söyleyerek moral verdiğini ifade etti.Kovid-19 ile birlikte tıp biliminde birçok şeyin değişmeye başladığının altını çizen Karahan, 'Bu hastalığın ortaya çıkmasıyla birlikte mesela çok farklı branşların birlikte çalışma ihtiyacı olduğu ortaya çıktı. Ekip çalışmasının tıp biliminde ne kadar önemli olduğunu herkes fark etti. Kovid-19'un yanı sıra akciğer başta olmak üzere diğer organlarda oluşan hasarları da yoğun bakım servisinde tedavi ediyoruz. Bu hastalığın tedavisi bulunsa bile bence sağlık çalışanları uzunca bir süre insanların vücutlarında oluşan hasarları tedavi etmekle ilgilenecek.' ifadelerini kullandı.Bulaşma stresiyle de mücadele ediyorlar Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Anesteziyoloji ve Yoğun Bakım Kliniğinde görevli 33 yıllık hekim Prof. Dr. Mehmet Uyar da yoğun bakıma artık ayrı bir bilim dalı olarak bakıldığına dikkati çekti. Bu hastalığın yoğun bakım tecrübelerini önemli ölçüde değiştirdiğine işaret eden Uyar, 'Bu süreç, özellikle sağlık çalışanlarının hijyen kurallarına eskiye göre daha çok dikkat etmesi gerektiğini öğretti. Salgından önce yoğun bakımlarda görevli sağlık çalışanlarına hastalık bulaşma riski düşüktü.' dedi.Artık 'hastane' denince akla ilk gelen sorulardan birinin yoğun bakım kapasitesi olduğunu ifade eden Uyar, bu virüsün, enfeksiyon hastalıklarının ileride çok büyük sorunlara neden olacağını da gösterdiğine değindi. Daha önce yoğun bakımlara gelen hastaların uygulanan tedaviye nasıl tepki vereceğinin öngörülebildiğini aktaran Prof. Dr. Uyar, 'Şimdi değişken tablolarla karşı karşıyayız. Bazı hastalarımız hızla kötüleşiyor. Bu durum bizi şaşırtıyor. En büyük beklentimiz aşı ya da ilacın bulunması.' değerlendirmesinde bulundu.
Aksaray'daki Nora Antik Kenti'nde 30 Yıl Sonra Çalışmalar Yeniden Başladı
AKSARAY (AA) - Aksaray'daki Antik Mokissos Şehri'nde (Nora) yürütülen araştırma, haritalama ve mimari belgeleme çalışmaları tamamlandı.İl Kültür Müdürlüğü bünyesinde, Aksaray Müze Müdürlüğü başkanlığında, Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi (NEVÜ) Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Tolga Uyar'ın bilimsel danışmanlığındaki ekip, arkelolojik kazılar öncesinde araştırma, haritalama ve mimari belgeleme çalışmalarını bitirdi. Aksaray Valisi Hamza Aydoğdu, Aksaray Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Şahin, İl Kültür ve Turizm Müdürü Mustafa Doğan, Nora Antik Kenti'nde incelemelerde bulundu. Heyet, Doç. Dr. Uyar'dan bilgi aldı. Vali Aydoğdu, gazetecilere yaptığı açıklamada, Hasandağı eteklerinde kurulan antik kentin, yapılacak arkeolojik kazıların ardından turizme açılması için girişimlerde bulunduklarını söyledi.'Bu antik kente sahip çıkacağız'Bilim insanlarının yaptıkları incelemelerde Nora Antik Kenti'nin Kapadokya bölgesinde geniş alanda kurulan ve kalıcılığını koruyan en önemli ören yerlerinden olduğunun belirlendiğini ifade eden Aydoğdu, 'Kültür Bakanlığımız, hocalarımız ve Valiliğimiz hep beraber bu antik kente sahip çıkacağız. Antik çağ kalıntılarına, tarihine, dokusuna sahip çıkarak gelecek nesillere aktarmamız gerekiyor.' dedi. NEVÜ Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Tolga Uyar da antik kentin tarihinin, Helenistik döneme kadar uzandığını söyledi. Bölgede 1990 yılında Alman bir ekip tarafından inceleme yapıldığını anlatan Uyar, 30 yıl sonra antik kentte yeniden çalışma başlatıldığını bildirdi.'Yıkıntı halinde olanlarla birlikte 32 kilise yapısı, 20 sarnıç tespit edildi'Uyar, antik metinlerde adı geçen kentin, Doğu Roma İmparatorluğu döneminde bölgesel başkentlerden biri olduğunun tespit edildiğini belirterek şunları kaydetti:'Nora Antik Kenti, antik coğrafyası ve tarihi ile 'bölgenin Efes Antik Kenti' olmaya aday bir yer. O dönemde burada bin adet sivil konut inşa edilmiş. Dolayısıyla 5. ve 6. yüzyılın en yoğun nüfuslu kentlerinden bir tanesi Nora Antik Kentiydi. Bu şehir, Kapadokya bölgesinin en geniş ve bugüne kadar en iyi korunmuş ören yerlerinden biri. Bakanlığımızın destekleriyle burada bir kazı çalışması başlatma çabasındayız. 200 hektar alanda kurulan antik kentte konutlar dışında, yıkıntı halinde olanlarla birlikte 32 kilise yapısı, 20 sarnıç tespit edildi.'Mimarileri esas alınarak incelenen kiliselerin yaklaşık 6. yüzyılın ortası ile erken 7. yüzyıl arasında inşa edildiğini ifade eden Uyar, bu yapıların Bizans mimarisinin ortak dönemsel karakterlerinden bazılarını yansıttığını aktardı.
Reklam
Reklam
Bilim İnsanları, Kafatasında Yeni Bir Organ Bulduklarını Açıkladı
NEW YORK (AA) - Bilim insanları, kafatasında daha önce ne olduğu tanımlanmamış bir organ buldukları bildirildi.Radyoterapi ve Onkoloji dergisinde yayımlanan makalede, insan vücudundaki dokuları yüksek çözünürlüklü bir makine ile tarayan bilim insanlarının, kafatasında burun boşluğunun boğazla birleştiği bölgeye sıkışmış vaziyette bir çift büyük tükürük bezi bulduğu belirtildi.Araştırma ekibinden Hollanda Kanser Enstitüsü Doktoru Matthijs Valstar, ''Herhangi bir modern anatomi kitabında kulaklara yakın, çenenin altında ve dilin altında olmak üzere sadece üç ana tür tükürük bezi vardır. Şimdi dördüncüsünün olduğunu düşünüyoruz.' ifadesini kullandı.Valstar, radyasyon tedavisinde zarar gören tükürük bezleri için yeni bulunan tükürük bezinin bir ''yedek organ'' görevi görebileceğini kaydetti.
Kayseri Şeker'de "66. Pancar Alım Kampanyası" Başladı
KAYSERİ (AA) - Kayseri Şeker Fabrikası, hasada başlayan çiftçiler için '66. Pancar Alım Kampanyası' başlattı.Kayseri Şeker'den yapılan açıklamaya göre, Bünyan ilçesi Tuzhisar Mahallesi'nde pancar üreticileri için hasat etkinliği gerçekleştirildi.Kayseri Pancar Ekicileri Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Akay, etkinlikte, 'C' pancarında taban fiyatın 250 lira olduğunu, bu rakamın küspe, nakliye ve prim ile birlikte 325 lirayı aşacağını belirtti. Türkiye’de henüz şeker ve pancar fiyatları ile ilgili resmi bir açıklama olmadığını belirten Akay, 'Bu sene C pancarına tonda 250 lira fiyat belirledik. Tabi küspesi nakliyesi ve primiyle beraber 300 lirayı aşacak bir rakam ortaya çıkıyor. Çok şükür küspe fiyatları iyi durumda, çiftçinin tonda 40 lira gibi bir geliri oluyor. Ortalama 35 lira gibi bir nakliye ile değerlendirildiğinde ve prim de üzerine eklendiğinde, 250 liralık pancar fiyatı aşağı yukarı 325 lira gibi bir rakama ulaşıyor.' şeklinde konuştu. Bunun çiftçi açısından önemli bir adım olduğunu kaydeden Akay, 'Biz Kayseri Şeker olarak bu manada gücümüzün en son noktasına kadar bu uygulamayı gerçekleştirmiş olacağız. Öncelikle, bunun hayırlı olmasını temenni ediyorum ve inşallah darısı A pancarına ve şeker fiyatının açıklanmasına diyorum.' ifadelerini kullandı. Konuşmaların ardından Büyükşehir Belediye Başkanı Memduh Büyükkılıç ve beraberindekiler, pancar hasadını izledi.Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının Hammadde ve Şeker Fiyatları Yönetmeliğine göre, yurt içi talebe göre üretilen ve pazarlama yılı içinde iç pazara verilebilen şeker miktarı olarak adlandırılan A kotası ve A kotasının belli bir oranına tekabül eden ve güvenlik payı için bulundurulmak üzere üretilen şeker miktarı olarak tanımlanan B kotası dışında, şeker ham maddesi olarak üretilen ve teslim edilen pancar, C pancarı olarak kabul ediliyor.
Kayseri Şeker'de "66. Pancar Alım Kampanyası" Başladı
KAYSERİ (AA) - Kayseri Şeker Fabrikası, hasada başlayan çiftçiler için '66. Pancar Alım Kampanyası' başlattı.Kayseri Şeker'den yapılan açıklamaya göre, Bünyan ilçesi Tuzhisar Mahallesi'nde pancar üreticileri için hasat etkinliği gerçekleştirildi.Kayseri Pancar Ekicileri Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Akay, etkinlikte, 'C' pancarında taban fiyatın 250 lira olduğunu, bu rakamın küspe, nakliye ve prim ile birlikte 325 lirayı aşacağını belirtti. Türkiye’de henüz şeker ve pancar fiyatları ile ilgili resmi bir açıklama olmadığını belirten Akay, 'Bu sene C pancarına tonda 250 lira fiyat belirledik. Tabi küspesi nakliyesi ve primiyle beraber 300 lirayı aşacak bir rakam ortaya çıkıyor. Çok şükür küspe fiyatları iyi durumda, çiftçinin tonda 40 lira gibi bir geliri oluyor. Ortalama 35 lira gibi bir nakliye ile değerlendirildiğinde ve prim de üzerine eklendiğinde, 250 liralık pancar fiyatı aşağı yukarı 325 lira gibi bir rakama ulaşıyor.' şeklinde konuştu. Bunun çiftçi açısından önemli bir adım olduğunu kaydeden Akay, 'Biz Kayseri Şeker olarak bu manada gücümüzün en son noktasına kadar bu uygulamayı gerçekleştirmiş olacağız. Öncelikle, bunun hayırlı olmasını temenni ediyorum ve inşallah darısı A pancarına ve şeker fiyatının açıklanmasına diyorum.' ifadelerini kullandı. Konuşmaların ardından Büyükşehir Belediye Başkanı Memduh Büyükkılıç ve beraberindekiler, pancar hasadını izledi.Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının Hammadde ve Şeker Fiyatları Yönetmeliğine göre, yurt içi talebe göre üretilen ve pazarlama yılı içinde iç pazara verilebilen şeker miktarı olarak adlandırılan A kotası ve A kotasının belli bir oranına tekabül eden ve güvenlik payı için bulundurulmak üzere üretilen şeker miktarı olarak tanımlanan B kotası dışında, şeker ham maddesi olarak üretilen ve teslim edilen pancar, C pancarı olarak kabul ediliyor.
Reklam
Reklam
Van'da Gösteri Ve Yürüyüşlere Geçici Yasak
VAN (AA) - Van Valiliği, gösteri yürüyüşü ve açık hava toplantılarının 15 gün süreyle yasaklandığını açıkladı.Valilikten yapılan açıklamada, anayasa ve kanunlarda öngörülen sınırlandırma ve yasaklama şartlarını doğrudan ve açıkça oluşturduğu değerlendirilen eylemler ve saldırı olaylarının önüne geçilmesinin planlandığı belirtildi.Açıklamada, şunlar kaydedildi:'Vatandaşlarımızın can ve mal güvenliklerini sağlamak, terör örgütlerinin planlarını bertaraf etmek, milli güvenliğin sağlanması, kamu düzeni ve genel sağlığın korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, temel hak ve özgürlükler ile başkalarının hak ve özgürlüklerinin ve genel asayişin devamının temini ile şiddet olaylarının yaygınlaşmasının önlenmesi ve koronavirüs salgınının görüldüğü andan itibaren, Sağlık Bakanlığı ve Bilim Kurulunun önerileri, Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatları doğrultusunda salgının/bulaşın toplum sağlığı ve kamu düzeni açısından oluşturduğu riski yönetme, sosyal izolasyonu temin, sosyal mesafeyi koruma ve yayılım hızını kontrol altında tutma amacıyla Van ili coğrafi sınırları içerisinde 21 Ekim'den geçerli 4 Kasım da dahil olmak üzere 15 gün süreyle Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu hükümlerine göre düzenlenecek gösteri yürüyüşü ve açık hava toplantıları yasaklanmıştır.'Açıklamada, kentte, basın açıklaması, oturma eylemi ve anket yapılmasının, çadır ve stand kurulmasının/açılmasının, imza kampanyası düzenlenmesinin, bildiri, broşür ve el ilanı dağıtılmasının ise belirtilen tarihler arasında mülki idare amirinin iznine bağlandığı vurgulandı.
Biberonlar Mama Hazırlanırken Mikroplastikler Salıyor
ANKARA (AA) - Biberonların ısıyla temasının arttığı durumlarda yüksek düzeyde mikroplastik parçacıkları saldığı bildirildi. United Press International haberine göre, İrlanda'da Trinity College Dublin'de görevli bilim insanı Liwen Şiao liderliğinde yapılan araştırma çerçevesinde 10 biberon çeşidi incelendi. Sonuçları 'Nature' dergisinde yayımlanan araştırmada, 7 biberonda mama hazırlanırken ısıyla mikroplastik parçalarının açığa çıktığı tespit edildi. Biberonun, içindeki sıvı ne kadar sıcaksa o kadar çok mikroplastik saldığı da gözlendi.Uzmanlar araştırmanın, bebeklerin mama yoluyla günde yaklaşık 1,6 milyon mikroplastik partiküle maruz kalıyor olabileceğini ortaya koyduğuna işaret etti.Araştırmanın bulgularına eşlik eden bir makale kaleme alan Viyana Tıp Üniversitesi'nden Philipp Schwabl, 'Tespit edilen mikroplastik parçacıklarının sayısı çok yüksek görünüyor. Bu mikroplastik seviyelerini sindirmenin, bebeklere veya genel olarak insan sağlığına etkisini henüz bilmiyoruz.' ifadesini kullandı.
Reklam
1. Uluslararası Edirne Kırmızısı E-Sempozyumu
EDİRNE (AA) - Trakya Üniversitesi (TÜ) Rektörü Prof. Dr. Erhan Tabakoğlu, 15. yüzyılda Edirneli boya ustaları tarafından elde edildikten sonra 1740'lı yıllarda Fransa'da üretilmeye başlanan Edirne kırmızısı (Rouge d'Adrinople) renginin, ihtişamı ve etkileyici yapısıyla casusluk faaliyetlerine konu olmuş bir değer olduğunu söyledi. Edirne kırmızısının, ulusal ve uluslararası alanda tanıtılması amacıyla TÜ tarafından '1. Uluslararası Edirne kırmızısı e-Sempozyumu' düzenlendi.Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle on-line gerçekleştirilen sempozyumun açılış programında konuşan Rektör Tabakoğlu, Edirne kırmızısının sadece bir renk değil, aynı zamanda kültürel ve turistik bir değer olduğunu ifade etti.Edirne'nin 8 bin 300 yıllık geçmişiyle birçok önemli medeniyete ev sahipliği yaptığını anımsatan Tabakoğlu, 'Osmanlı'nın en kudretli olduğu dönemde 100 yıla yakın da başkentlik yapmış bir şehir. İstanbul'u fetheden bir şehir. Başkent olması sebebiyle çok sayıda bilim adamı, sanatkar ve usta Edirne'de yaşamış ve kente önemli katkılar yapmış.' dedi.Kentin unutulan değerlerini gün yüzüne çıkarmak için çalıştıklarını ve bunların başında Edirne kırmızısının geldiğini vurgulayan Tabakoğlu, şunları kaydetti:'Edirne kırmızısı kitabının geçtiğimiz yıllarda gündeme gelmesiyle birlikte kitaptaki motiflerden hareket ederek bu kültürel değeri tanıtmaya çalışıyoruz. Edirne kırmızısı kentimiz için çok önemli bir değer olacaktır. Edirne kırmızısı çok özel ve güzel bir renk. Zamanında bu rengi elde etmek için çok mücadeleler verilmiş, casusluk faaliyetleri yapılmış. Bugün bu değeri tekrar ortaya çıkarmak için bir define bulucu gibi çalışıyoruz. Edirne kırmızısı sadece Edirne'nin bir değeri değil. Osmanlı'nın geçmişteki sınırlarını düşünecek olursak o coğrafyada yaşamış tüm insanların değeri.''Edirne kırmızısını günlük hayatta görürüz'TÜ Uygulamalı Bilimler Yüksekokulu Öğretim Üyesi Prof. Dr. Emel Gönenç Güler ise 'Edirne kırmızısının turizmdeki yeri' başlıklı sunumunda, Edirne'nin önemli bir turizm şehri olduğunu dile getirdi.Edirne kırmızısının kentin turizm potansiyeline katkı sağlayacağını aktaran Güler, 'Edirneliler kırmızıyı sever ve Edirne kırmızısını günlük hayatta görürüz. Edirne için kırmızı uzak bir renk değil, tüm turistik ürünlerde kullanılabilecek bir renktir.' diye konuştu.Güler, Edirne kırmızısını daha iyi tanıtıp turizme kazandırmak için çalışmalar yapılması gerektiğini sözlerine ekledi. Sempozyumda, Türkiye, Yunanistan ve Romanya'dan akademisyen ve araştırmacılar sunum yaptı.
Sma İle 16 Yıldır Mücadele Eden Genç, Başarılarıyla Diğer Hastalara Örnek Oluyor
İSTANBUL (AA) - LALE BİLDİRİCİ BÜYÜKKARAKAYA - SMA hastalığıyla 16 yıldır mücadele eden, azmi ve ailesinin desteğiyle tedavisinde büyük ilerleme göstererek Koç Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümünden mezun olmayı başaran Ayça Şahin, gelecekte hastalıkların tedavisini araştıran bir bilim insanı olmayı hedefliyor. SMA hastası 23 yaşındaki Ayça Şahin, hikayesi ve azmiyle diğer hastalara umut oluyor. Şahin'e 7 yaşında, kardeşi Burak Can Şahin'e ise 21 aylıkken Spinal Müsküler Atrofi (SMA) tanısı kondu. Teşhisin ardından anne Arzu Şahin bütün yaşamını çocuklarının tedavisine ve SMA hastalığıyla ilgili farkındalık çalışmalarına adadı. O yıllarda hastaların tek umudu ise ABD'de bulunan bir ilaçtı. Anne Şahin'in ve diğer ailelerin verdiği mücadele ses getirdi. Geçen yıl, SMA Tip2 ve SMA Tip3 ilaçları SGK kapsamına alındı. Ayça ve Burak Şahin kardeşler de ilaçlarına kavuştu. Ayça Şahin, 7 yaşından itibaren ailesiyle hastalığa karşı verdiği mücadeleyi AA muhabirine anlattı. Hastalık tanısı konduktan sonra o yıllarda tek umudunun fizyoterapi olduğunu dile getiren Şahin, okulda yürümede güçlük çekmeye başladığı zamanlarda sporu ve fizik tedaviyi hiç bırakmayarak hayata tutunmaya çalıştığını söyledi. Hastalığı sırasında eğitimine ara vermeden devam ettiğini ve liseyi birincilikte bitirdiğini ifade eden Şahin, SMA hastası olarak yaşadığı sıkıntılara değinirken 'İlaç SGK kapsamına alınmadan önce okulda yürüme mesafem çok kısalmıştı ve çok yoruluyordum. Okulda düşmelerim de artmıştı. Korkular ve düşmeler fiziksel zayıflıkla birleşince hoş olmayan sonuçlar ortaya çıkıyor. O yıllarda 10 metre adım atıp, duraklayıp daha sonra tekrar yürüyebiliyordum.' diye konuştu.İlaç tedavisine 21 yaşında başlayabildiğini belirten Ayça Şahin, sözlerine şöyle devam etti:'İlaç tedavisine 2019 Şubat ayının sonunda başladım. Bugüne kadar kas kaybımı önlemek için annemin desteğiyle fizik tedavi, fizyoterapi ve egzersizleri yapmaya çalıştım. Türkiye'de SGK kapsamındaki ilacı alan ilk yetişkin hastaydım. O an çok mutlu olmuştum. İlaç kutusunu aldığımda paha biçilmez bir mutluluk yaşadım. Herkesin bu ilacı alacağını öğrenmek ve herkesin bu ilaca erişmesinde katkımız olması çok güzel bir his. İlaç tedavisine başladıktan sonra da yürümede 10 metrede bir olan duraklama mesafesi, yaklaşık 100 metrede bire çıktı. Dolayısıyla şu an yürümemde 10 kat kadar bir artış var. Bu ilerlememde egzersiz ve tedavinin de payı çok büyük.' 'Hastalıkla beraber yaşamayı öğrenmek ve mümkün olduğunca ileriye gitmek gerekiyor.' diyen Şahin, bu nedenle çocukluğundan beri hep genetik bölümünü okumak istediğini anlattı. Şahin, 'Gözünüzün önünde sürekli kötüleşen hastalar oluyor. SMA, tedavi edilmediği taktirde ilerleyen bir hastalık. Genetik okuyarak diğer hastalara faydam olsun istedim. SMA hastalığı ve diğer hastalıkların tedavisinde bilime katkı sunmak için Koç Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü'nü tercih ettim ve mezun oldum. Yüksek lisansı da nörobilimde yapmaya karar verdim ve başvurdum. Başvurum kabul edildi ve 2 haftadır yüksek lisansa devam ediyorum.' ifadesini kullandı. SMA hastalıklarının tedavileriyle ilgili de araştırmalar yaptığını söyleyen Ayça Şahin, şöyle devam etti: 'Tedavi için beklerken sığındığımız en güzel limanlardan biri kesinlikle bilim ve bilim insanlarıydı. Allah'a güvendim. Anneme, babama, bilim insanlarına güvendim. Ben de bilim insanlarından biri olmak istedim. Bu nedenle Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümünü tercih ettim. Gelecekteki hedeflerimden biri de kesinlikle hastalıklara tedavi bulma ve onların mekanizmasını araştırma konusunda ilerlemek olacak. Bilime bir şekilde katkımın olması ve hastaların hayatlarına dokunmak en büyük amacım oldu. Birinin yüzündeki gülümsenin kökeninde emeğim olsun istiyorum'Dünyada şu an SMA için 3 tedavi şekli bulunduğuna işaret eden Şahin, bu tedavilerden hangisi alınırsa alınsın egzersiz ve doğru beslenmenin önemli olduğunu belirtti. 'SMA annelerin sesi olmaya çalıştım'SMA hastası 2 çocuğunun tedavisi ve diğer SMA hastaları için yaptığı çalışmaları anlatan anne Arzu Uz Şahin, hastalara ve ailerine yardım eden SMA Benimle Yürü Derneği'nin kurucu yönetim kurulu üyesi olduğunu söyledi.Anne Şahin, çocuklarıyla birlikte verdiği mücadeleyi şu sözlerle anlattı:'Çocuklarıma SMA tanısı konulduğunda Ayça 7 yaşında, oğlum 21 aylıktı. O dönemde sığınacağımız tek şey fizik tedavi ve eğitimdi. Doktor, 'Çocuklarınız kas hastası. Günden güne zayıflayacak ve yürüme yetilerini kaybedebilir. Belki bir bardak kaldırıp sularını bile içemeyebilirler. Yapacak hiçbir şey yok ve sadece fizyoterapi var.' dedi. O dönemlerde çocuklarımı fizyoterapi merkezine 'Sizi spor okuluna götüreceğim.' diyerek götürdüm. Biraz daha bilinçlendiklerinde hastalıklarını açıkladık.'SMA hastalarının ilaçlarını SGK kapsamına alınması için büyük mücadele verdiğini ve o yıllarda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Sağlık Bakanlığı ile iletişim kurduğunu anlatan Arzu Şahin, şöyle konuştu:'Hayatımda Meclis'in yolunu bilmiyordum. Meclis'e bir girdim ve çıkamadım. Dernek kurarak bir dernek çatısı altında birleşerek kapılarımızı herkese açtık. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'a bütün SMA hastaları adına 2 kez ulaştım. Kendisine durumu anlattım ve büyük hassasiyetle dinledi. Sağlık Bakanı ile de görüştüm. Mücadelemiz sonucunda 2019 yılının Şubat ayında, SMA Tip2 ve SMA Tip3 ilaçları SGK kapsamına alındı.' Çocuklarının eğitimde çok başarılı olduğunu ve onlarla gurur duyduğunu ifade eden Şahin, sözlerini şöyle tamamladı:'Sevgili SMA anneleri ve SMA hastaları, hayat ne kadar zor olursa olsun hayatla mücadele etmekten asla vazgeçmeyin. Oğlum Burak yürüme yetisini kaybetmişti. Hatta kollarını kaldıramıyor ve sağına soluna dönemiyordu. Bu tedaviyle birlikte onda da bazı hareketler oldu. Buzdolabının kapağını açabildi. Günden güne de akülü sandalyeyi daha hızlı çevirebiliyor. Hazırlık okuduğu için İngilizce öğreniyor. Umudunuzu hiçbir zaman kaybetmeyin ve doğru bildiklerinizden şaşmayın.'
Kansere Karşı Medikal Sanayi Hamlesi
ANKARA (AA) - Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, Türkiye'nin Orta Doğu'ya açılan kapısı Gaziantep'te kanser hastalarına şifa olacak bir tesis inşa ettiklerini belirterek 'Proton Hızlandırma ve Radyofarmasötik Tesisi'nde üreteceğimiz moleküllerle hem ithalatın önüne geçecek hem de yenilikçi bilimsel çalışmaları destekleyeceğiz.' ifadelerini kullandı.Sanayi ve Teknoloji Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, güçlü sanayisi ve eşsiz kültürüyle meşhur Gaziantep, sağlık alanında da önemli bir hamleye hazırlanıyor. Proton Hızlandırma ve Radyofarmasötik Tesisi, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Kalkınma Ajansları Genel Müdürlüğünün en büyük bütçeli projesi olacak. Tesiste kullanılacak TR 19 model proton hızlandırıcı montajının ardından 2021'de radyoaktif ilaç üretimine geçilecek. Tesiste Ar-Ge faaliyetleri de yürütülecek.Kanser tedavisinde kullanılacak ilaçların üretileceği tesisin kurulum projesi için martta Gaziantep Üniversitesi ile İpekyolu Kalkınma Ajansı tarafından imzalar atıldı.Yaklaşık 47 milyon lira ile kalkınma ajanslarının bir seferde verdiği en yüksek destekle yapımına başlanacak tesis, Gaziantep Teknoloji Geliştirme Bölgesi'nde kurulacak. Tesiste, özellikle kanserli hastalarda hastalığın teşhisi, hangi evrede olduğu, metastazları gibi yapılacak kritik değerlendirmelerde güvenilir sonuçlar alacak radyoaktif malzemeler üretilecek. Proton hızlandırıcı üreticisi olan Kanadalı bir firma, TR 19 model cihaz üretimine başlarken tesis, 2021'de hizmete girecek. Sanayi ve Teknoloji Bakanı Varank, çalışmayı sosyal medya hesabından duyurdu. Varank, 'Türkiye'nin Orta Doğu'ya açılan kapısı Gaziantep'te kanser hastalarına şifa olacak bir tesis inşa ediyoruz. Proton Hızlandırma ve Radyofarmasötik Tesisi'nde üreteceğimiz moleküllerle hem ithalatın önüne geçecek hem de yenilikçi bilimsel çalışmaları destekleyeceğiz.' değerlendirmesinde bulundu.'3-4 yılda amorti edecek'Gaziantep Üniversitesi Nükleer Tıp Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Umut Elboğa da kanser tanı ve tedavisinde rutin olarak kullandıkları radyoaktif ilaçlar için yurt dışına ciddi miktarda döviz verdiklerini belirterek 'Bu giderlerden kurtulacağız. Sonrasında ürettiğimiz farklı molekülleri çevre, komşu ülkelere ihraç etmeyi planlıyoruz. Bu hedefler tuttuğunda tesisimiz 3-4 yılda kendini amorti edecek.' ifadelerini kullandı.Bu tip ilaçların bir ömrü olduğunu, İstanbul'dan bir ürünün 4-5 saatte Gaziantep'e geldiğini vurgulayan Elboğa, şunları kaydetti: 'İlacın yarı ömrünün 110 dakika olduğunu dikkate alırsak 2 ya da 3 kere yarılanma ömrü demektir. Yani İstanbul'dan bana ilaç gönderilirken burada kullanacağım ilacın yaklaşık 3 misli yüklenip öyle gönderilmesi gerekiyordu. Bu da ister istemez maliyetlere yansıyordu. Bu maliyetler artık ürün Gaziantep'te üretildiğinde yansımayacak.'Elboğa, Türkiye'de üretilmeyen farklı moleküllerden yola çıkarak bakır, zirkonyum gibi elementlerin üretimine odaklanmayı temel amaç edindikleri bilgisini vererek, işin bir de akademik boyutunun olduğunu kaydetti. Farklı elementler kullanarak yeni bilimsel çalışmalar da yapacaklarını dile getiren Elboğa, 'Herkesin kullandığı ürünleri kullanıp onunla ilgili yayınlar yapabiliyorduk. Şimdi hiç kimsenin elinde olmayanları elde edip, kimsenin yapamadığı araştırmaları yapıp dünya bilim literatürüne kazandırmak istiyoruz.' değerlendirmesinde bulundu.'Teknolojik ve stratejik dönüşüm'İpekyolu Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Burhan Akyılmaz da tesisin 2 bin metrekarelik bu alanda kurulacağını belirterek şu ifadeleri kullandı:'Bu yatırımla Gaziantep'e yenilikçi, katma değerli, yüksek teknolojili, yerli ve milli üretim esasına dayanan, nitelikli istihdam yaratan bir tesis kuracağız. Burada üretilen ilaçlar iç piyasaya arz edilirken bir yandan da özellikle Orta Doğu ülkelerine ihraç edilebilecek. İpekyolu Kalkınma Ajansı olarak Gaziantep sanayisinin küresel rekabet koşulları içinde ihtiyaç duyduğu teknolojik ve stratejik dönüşüm sürecinin başlangıcını yapmış olacağız. Bu yatırımla Türkiye'nin ilaç endüstrisindeki cari açığının azaltılmasını hedefliyoruz. Kanser ilaçlarının üretimine verdiğimiz bu destekle Gaziantep artık küresel ekosistem içinde nitelikli yüksek teknolojili ürünlerde rekabet edebildiğini dünyaya göstermiş olacak.'Medikal sanayi ve sağlık turizmiJeopolitik olarak önemli bir noktada bulunan Gaziantep'ten, 4 saatlik bir uçuşla 1,8 milyar kişiye ulaşılabiliyor. Bu özelliğiyle Orta Doğu, Asya, Kuzey Afrika ve Avrupa'yı hinterlandına alan şehirde sanayi ve ticaret en önemli iş kolları olarak dikkati çekiyor. Kurulacak tesisin sağlık endüstrisi ve sağlık turizmi alanlarında da Gaziantep'e artı değer katması amaçlanıyor.
'Vaka Sayısı Düşerse Yoğun Bakımlardaki Zatürre Hastalarının da Sayısı Düşer'
Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Başhekimi ve Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Hasan Murat Gündüz, ülke genelinde yüzde 5,9 olan zatürre hasta oranının koronavirüsün yapısı gereği çok fazla değişmeyeceğini ancak tedbirlere uyup vaka sayısını azaltarak zatürreden kaynaklı yoğun bakımlara giren hasta sayısının önüne geçilebileceğini kaydetti.
Reklam