Her Sabah Aynı Kâbus: Bu Atmosferde Sağlıklı Kalmak Mümkün mü?
Her sabah uyanıyorsun.
Mutfağa gidiyorsun. Çayı koyuyorsun. Kahvaltıyı hazırlıyorsun.
Refleks olarak televizyonu açıyorsun.
Ve gün daha başlamadan ruh sağlığın zedeleniyor.
Ekranda ya bir “dehşet seçkisi” var ya da saatlerce süren yapay kahkahalar eşliğinde düğün dernek programları. Zaten düğün izleyecek hâlin yok. Mecburen haberlere bakıyorsun.
Ama haber dediğin şey artık bilgi değil.

Adeta bir korku menüsü.
Kim kimi öldürdü?
Kim kimin hayatını kararttı?
Nerede gasp var?
Nerede taciz?
Nerede vahşet?
Ve insan, farkında olmadan seçenekler arasından kendine uygun bir dehşet haberi seçiyor. Çünkü başka seçenek yok. Sabah kahvaltısında bir umut, bir bilim haberi, bir sanat başarısı, bir iyilik hikâyesi yok.
Zihnin daha güne başlamadan alarm moduna geçiyor.
Sinirleniyorsun. “Yeter” diyorsun. “Bir nefes alayım.”
Dışarı çıkıyorsun.
Daha ilk dakikada biri arabasını üzerine sürüyor.
Bir başkası trafikte küfrediyor.
Bir diğeri sırada önüne geçiyor.
Bir başkası bakışıyla bile agresyon yayıyor.
Toplumun sinir sistemi çökmüş gibi.

“Eve döneyim bari” diyorsun.
Ama eve dönünce yine aynı ekran, yine aynı frekans, yine aynı kaos.
Bu atmosferde sağlıklı kalmak mümkün mü?
Ekonomi zaten başlı başına bir stres kaynağı.
İnsanlar gelecek kaygısıyla yaşıyor.
Borç, kira, geçim derdi…
Bu kadar baskının üzerine bir de sürekli pompalanan korku kültürü eklenince toplum kolektif bir travma alanına dönüşüyor.
Artık mesele sadece haber değil.
Mesele atmosfer.
Bir ülkede sürekli öfke, korku ve umutsuzluk yayılıyorsa insanlar da o frekansta yaşamaya başlar. Çünkü insan psikolojisi maruz kaldığı dili taklit eder. Sürekli “tehdit” mesajı alan beyin savunma moduna geçer. Savunma modu ise şefkati değil, saldırıyı besler.
Sonra soruyoruz:
“Neden kimse kimseye saygı duymuyor?”
“Neden herkes bu kadar tahammülsüz?”
Çünkü herkesin sinir sistemi yangın halinde.
Ama asıl trajik olan şu:
Bu kaotik ekosistemin içinde bizden “sağlıklı vatandaş” olmamız bekleniyor.
Sakin ol.
Anlayışlı ol.
Verimli ol.
Üretken ol.
Nazik ol.
Nasıl?
Sürekli travmatik içerik tüketen bir zihinden ne beklenir?
Güvensizlik atmosferinde büyüyen bir toplumdan ne beklenir?
Sağlıklı bireyler sağlıklı ekosistemlerde yetişir.

Gürültüde değil, dengede.
Belki de mesele artık şunu sormakta:
Televizyonu açmak zorunda mıyız?
Her haberi izlemek zorunda mıyuz?
Her öfkeye cevap vermek zorunda mıyız?
Belki de sağlıklı kalmanın ilk adımı, bilinçli bir medya diyeti.
Belki de sabah haber yerine müzik açmak.
Belki de ekran yerine gökyüzüne bakmak.
Belki de dışarı çıkarken “herkes düşman” frekansını değil, “ben dengedeyim” frekansını taşımak.
Çünkü bu atmosfer kendini otomatik olarak düzeltmeyecek.
Ama birey kendi iç atmosferini düzenleyebilir.
Ve belki de devrim tam olarak burada başlar:
Televizyonu kapattığın anda.
Bu durumda sorulması gereken en net soru şu:
Korku ekosisteminde mi yaşayacağız,
yoksa bilinçli bir direnç mi geliştireceğiz?
Çünkü ruh sağlığımız, artık kişisel bir mesele değil; toplumsal bir mesele.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

